21.7.17

boğaziçi yalıları

abdülhak şinasi hisar

hülyalara dalmak için en uygun vasıtalar, sularda sallanan kayıklardır. biraz hayal, ancak onların beşiklerinde tadılabilir.

dünyadaki sular üstünde, boğaziçi kayıkları kadar güzel bir icat yoktur. zira bütün bu kayıklar, dünyanın en ince ve emsalsiz güzelliğini gözler ve ruhlar için yaşanmış bir rüya haline getirmek üzere yapılmışlardır ve sanki ancak rüyalarda binilen birtakım salıncaklardır.

öyle gafil yaşarız ki biz, çok kere saadetimizi kaybettikten ve felaketimizi geçtikten sonra duyup anlarız.

aşk bize sevgilinin verdiği değil, ruhumuzun yarattığı bir ihtiyaçtır.

geçen ömrün en mühim duygularını geçmeyen güzellikler karşısında duyarız ve her defasında kalbimde iki hissin canlandığını fark ettim.

çocukluğun geçtiği yerler muhakkak insanın cennetidir. orada, dünyanın başka bir tarafında rast gelmeyeceğimiz bir mucize buluruz.

sihirli birtakım suların çeşmeleri bizim için hep birden akmaya başlar. sular, rüzgârlar, dağlar ve bütün manzaralar bizimle konuşur. yaşanan zamanın, güya bitmemiş bir musikî gibi, maziyi devam ettirişi tatlı ve garip bir hisle duyulur. geçen saatler ve değişen renkler, kıvrımlarında, hep geçmiş günleri ve geçmiş hisleri saklar, tekrarlar.

hayatın orta çağlarında hissimizdeki en büyük değişiklik, sevdiğimiz vücutlardan ve ruhlardan ayrılışların gönlümüzü kırarak bizde fanilik hissini ve yeisini yerleştirmesi olduğu için, ruh daha çok acıdığı bu veda günlerine daha çok bağlanıp onları daha çok seviyor.

medeniyetler tarihi rollerini ikmal edince, onların hatıralarının bir mahfaza, yani bir müze içine konulmaları lazım gelir.

bütün medeniyetler de mezarlardaki insanlar gibi fanidir. ve biz, ölmüşlerimizin olduğu kadar, devirlerini tamamlamış medeniyetlerin de geri dönmeyeceklerini biliriz.

fani olduklarını bildikleri için hasta ve yaralı olan ve en büyük tesellilerinden mahrum kalan ruhlarımız, sevdiklerine en acı acı bu mezarlıklarda ağlarlar. vücut ve ruh bütün hülya ve rüyalarıyla, bütün aşkları ve hatıralarıyla nihayet tamamıyla hiçe varacağını düşünür ve tesellisiz kalır. ömrümüzün tantanalı saatlerine rağmen hayatın, esasında, bir facia olduğunu biliriz. ve mezarlıklar, biliriz ki, vazıh hiçbir teselli veremez.