16.11.15

yüzyıllık yalnızlık

gabriel garcia marquez

insanlar birinci mevkide giderken edebiyat yük katarına atılırsa, dünyanın anası bellenmiş demektir.

arkadaş dediğin, bir alay hergeleden başka bir şey değildir.

dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi.

eşyanın da canı var, bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte.

insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.

hastalık bir kez eve girmeyegörsün, kimse yakasını kurtaramaz.

hiçbir şeyi aceleye getirmek iyi değildir.

arcadio, iktidarın güvenliğini ilk tattığı yıkık sınıfta, aşkın tedirginliğini ilk duyduğu odanın birkaç adım ötesinde hazırlanmakta olan ölümünü gülünç buluyordu. ölümü umursadığı yoktu; ama yaşam çok şey demekti. o yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu. son dileğinin ne olduğu soruluncaya dek ağzını açmadı.

dünyada hiçbir ülkü bu denli alçalmaya değmez.

insanın en iyi dostu, ölmüş olan dostudur.

erkekler, sandığından daha çoğunu beklerler. yemek pişirmek, ortalığı süpürmek, ıvır zıvırla uğraşıp onları kendine dert etmek gerekir.

insan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür.

londra kilise meclisinin yirmi yedi yasasının yirmi yedisinin de içine sıçayım.

amaranta ursula ile aureliano, günlük ve sonsuz tek gerçeğin aşk olduğu boş bir evrende asılı kaldılar.

son satıra gelmeden önce, o odadan bir daha çıkamayacağını anlamış bulunuyordu. çünkü elyazmalarında aureliano babilonia'nın şifreleri çözdüğü anda aynalar (ya da seraplar) kentinin rüzgarla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenmeyeceği yazıyordu. çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.

seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.

zararsız deliler olacakları önceden sezinlerler.