1.8.12

jonathan swift

erica jong

swift, ingiltere'de kimsenin önem vermediği, oysa kendi ülkesi olan irlanda'da saygı gören bir kişi.

kısa boylu, elli yaşlarında bir adamdı. en dikkate değer yeri gözleriydi. masmavi, delici bakışları vardı. ya bir zamanlar guatr geçirmiş ya da dünyanın bu haline çok şaşmış gibi dışarıya uğraktı gözleri. yaman bir iskambil oyuncusuydu. parası az olmakla birlikte armağan vermeye bayılan bir insandı. hayattan hoşnut olmayan mutsuz bir insan olarak tanınmasına karşın, birlikte bulunması çok zevkli, davranışı çok şen bir insandı. sık sık baş dönmesinden ve kulaklarındaki bir arızadan şikayetçiydi. ama bunlara, eski romalılara özgü biçimde dayanırdı.

babası kayıplara karıştıktan aylar sonra dünyaya gelmişti. kendini bir tür yetim diye tanımlardı. dünya böyle kimselere, başkalarına oranla daha da acımasız davranır genellikle.

merakları pek çok, çelişkili ve her biri de epey aşırı idi. her tür fanatiklikten nefret ederdi. dünyayı geliştirecek projeler yapanlara hiç güveni olmadığı gibi, yazarların çevresini saran eleştirmenleri de hiç tutmazdı.

bir keresinde "eleştirmen demek, kendi güzel yazamayan ve bu nedenle tüm vaktini, yazabilenler için zorba kurallar koymaya harcayan adam demektir." demişti. en sevdiği yazar  la rochefoucauld'du; insanoğlunun iddia edildiği gibi mantıklı bir yaratık olmayıp çelişkili ihtirasla, şehvetle, gurur duygularıyla dolu bir varlık olduğunu en iyi o ortaya koyduğu için. kendi yazılarını ise, insanları oyalamaktan çok, paniğe uğratmak için yazdığını söylerdi. büsbütün geç kalmadan, mantık umudu büsbütün yok olmadan önce, insanoğlunun aklını başına getirmeyi amaçlıyordu.

kontrol edemediği, çelişkili bir yanı vardı. hem hayatta yükselmek ister hem de kendi özel güneşi altında durmayı seçip yükselmesine yardım edebilecek olanlara hakaretler yağdırırdı. "dilime ve kalemime hakim olabilsem ben de başkaları gibi yükselebilirdim." derdi sık sık. ama kalemini kısıtlaması, bir bülbülün şarkısını kısıtlaması kadar olanaksızdı. dünyaya kırbaç darbeleri indirmekte bir dahiydi. ve bu dehasını da pek pahalıya ödedi.

yükselmesine yardım edebilecek olanlar eleştirmenler, saray kadınları, nedimelerdi. bunlara hep orospular ve asalaklar derdi. onlar kendisinden öç almaya kalktıkları zaman da fena halde gücenirdi. ihtirası çok, tedbiri hiç yoktu. parlak bir zekaya sahip olduğu halde, diplomasi yeteneğinden yoksundu. yalandan nefret ederdi. hiç de beceremezdi.

onun kanısına göre evlilik, en kusursuz kadının bile huyunu bozar, onu durmadan azarlayan bir despot haline getirirdi. hem zaten dünya sevilmeyen çocuklarla dolmuş taşıyordu. bunların arasına yenilerini katmak doğru değildi. "dünyanın durumunu gördüğümüz zaman, bir çocuğun annesiyle babasına kendisini dünyaya getirdiler diye neden şükran duyması gerektiğini anlamak kolay değil." derdi. hayat bir kazanç değildi ona göre. zaten bebeğin öz annesiyle babası da bunu pek savunmazlardı. onların aşk konusundaki düşünceleri başka yönlere yönelikti.