21.4.12

sineklerin tanrısı

william golding

"aptal bir küçük oğlansın sen." dedi sineklerin tanrısı. "cahil ve aptal bir küçük oğlandan başka bir şey değilsin."

simon, ağzında şişen dilini oynattı; ama bir şey söyleyemedi.

"öyle değil mi?" diye sordu sineklerin tanrısı. "aptal bir küçük oğlandan başka bir şey değilsin."

simon, aynı sessizlikle karşıladı bu soruyu.

"peki öyleyse" dedi sineklerin tanrısı. "koşup ötekilerle oynasan daha iyi olur. onlar kafadan çatlak sanıyorlar seni. ralph'ın seni kafadan çatlak sanmasını istemezsin, değil mi? sen ralph'ı çok seversin, değil mi? domuzcuğu da, jack'i de?"

simon başını hafif kaldırmıştı. gözlerini ayıramıyordu sineklerin tanrısı'ndan ve sineklerin tanrısı gözlerinin önünde boşlukta asılıydı.

"ne yapıyorsun burada, tek başına? korkmuyor musun benden?"

simon titredi.

"sana yardım edecek kimse yok. ben varım ancak. bense canavarım."

simon, ağzını zorla kımıldattı; ancak duyulabilecek bir söz söyledi:

"bir değneğe takılmış domuz başı."

baş, "canavarın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi?" dedi.

ormanda ve simon'ın belli belirsiz görebildiği başka yerlerde, bir kahkahanın gülünç taklidi çınladı bir iki saniye.

"sen biliyordun, değil mi? sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? sizlere öyle yakın, öyle yakın, öyle yakınım ki! her şeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben. bunu biliyorsun, değil mi?"

kahkaha yeniden ürperircesine çınladı.

"haydi" dedi sineklerin tanrısı; "ötekilerin yanına git de unutalım bu olup bitenleri."

simon'ın başı boşlukta sallanmaktaydı. değneğe takılı rezil şeye özenircesine gözleri yarı kapalıydı. bir nöbet geçireceğini biliyordu. sineklerin tanrısı bir balon gibi şişiyordu.

"gülünç bir şey bu. oraya gitsen de gene ancak benimle karşılaşacağını pekala biliyorsun. onun için kaçmaya kalkma!"

simon'ın bedeni bir yay gibi gerilmiş, kaskatı kesilmişti. sineklerin tanrısı, bir öğretmen sesiyle konuştu:

"yeterince ileri gitti bu iş. benim zavallı yolunu şaşırmış çocuğum, benden daha mı iyi bileceksin yoksa?"

bir duraklama oldu.

"haberin olsun öfkeleneceğim. anladın mı? seni istemiyorlar. anladın mı? biz eğleneceğiz bu adada. anladın mı? biz eğleneceğiz bu adada. onun için, bir haltlar çevirmeye kalkma, benim zavallı yolunu şaşırmış çocuğum, yoksa.."

simon, koskocaman bir ağzın içine bakar buldu kendini. bu ağzın içinde bir karanlık vardı, yayılan bir karanlık.

"yoksa" dedi sineklerin tanrısı, "seni yok ederiz. anladın mı? jack, roger, maurice, robert, bill, domuzcuk ve ralph. yok ederiz. anladın mı?"

simon ağzın içindeydi. düştü, bayıldı.