14.6.17

sessiz yığınların gölgesinde

jean baudrillard

kitle, toplumsalın içinde kaybolduğu karanlık bir deliktir.

bütün gönderen sistemlerinin, bütün ayakta duramayan anlamların, olanaksız tarihin ve artık var olmayan temsil etme sistemlerinin kara kutusu olan kitle, toplumsalla ilgili olan her şey unutulduğunda geriye kalan artıktır.

kitleler, üstlerine doğru gelen ışık enerjisi ve ışık dalgalarını yakalayarak eğen, büken ve yok eden muazzam bir deliğe benzemektedirler.

kitleler iktidar tarafından güdümlenmiş, futbolla uyutulmuştur.

içinde yaşadığımız dünyada haber oranı arttığı ölçüde anlam oranı da azalmaktadır.

haber ne bir iletişim ne de bir anlam biçimidir. laboratuvarlarda yapılan atom bombardımanı deneyleri gibi hiç durmadan input-output'larla dolup boşalan ve zincirleme bir tepkilenmeye uğrayan sürekli bir emülsiyon biçimidir.

1544 yılı, paris'te ilk düşkünler evinin açıldığı tarihtir. serseriler, deliler, hastalar, toplumun dışladığı ve bir kalıntıya dönüşmüş olan herkes, o sırada henüz yeni doğmuş bulunan toplumsal tarafından bakıma alınmışlardır. bu bakım 19. yüzyılda sosyal yardım, 20. yüzyılda da sosyal sigorta'ya dönüşecektir. toplumsalın gelişmesiyle birlikte doğru orantılı olarak neredeyse toplumsalın bütünü de kalıntılaşmış ve kendisine bir halka daha katılarak boyutları genişletilmiştir. artıklar tüm bir toplumu kapsadığındaysa kusursuz bir toplumsallaşmayla karşı karşıya kalınmaktadır. herkes bunun hem dışında hem de içindedir. herkes hem tümüyle dışlanmış hem de toplumsallaştırılmıştır.

eğer ölümün yeniden dağıtımı ya da başlangıçtan bugüne yeniden düzenlenmesi mümkün olsaydı bir kullanım değeri olarak yaşamı kendiliğinden ortadan kaldırırdı.

nihilist olmak, radikal bir alay ve şiddet yoluyla egemen sistemleri tahammül sınırlarına kadar zorlayıp bu meydan okumaya kendi ölümleri aracılığıyla yanıt vermelerini ihtar etmekse, o zaman ben kuramsal düzeyde bir terörist ve nihilistim. aynen başkalarının silaha sarılarak terörist ve nihilist olmaları gibi. gerçeğin kendisi değil, kuramsal şiddet başvurabileceğimiz tek kaynaktır. oysa bu bir ütopyadır. sistemin kendisi de bir anlamda nihilisttir. çünkü kendisini yadsıyanlar da dahil olmak üzere her şeyi ilgisizlik, kayıtsızlık kazanına boşaltmaktadır.

batı artık politika ötesi bir dönemin içine girmiştir.

bizler hepimiz rehineyiz, hepimiz teröristiz. bu bağıntı bundan böyle efendi-köle, egemen-bağımlı, sömüren-sömürülen bağıntılarının yerini almıştır. köle ve proleter takım yıldızları artık sönmüştür. bundan böyle rehine ve terörist takım yıldızlarından söz edebiliriz. yabancılaşma takım yıldızı sönmüştür, artık terör takım yıldızı parlamaktadır. bu öncekinden beter bir durumdur. en azından bizi liberal nostaljilerden kurtarmıştır. başlayan politika-ötesi bir dönemdir. yalnızca politika alanında değil, yaşamın tüm alanlarında şantaj takım yıldızının içine girmiş durumdayız.

batılı abd, üçüncü dünya'yı sürekli gerilla savaşları ve dengesizliği düzen olarak benimseyerek idare etmek istemektedir. bu durumu düzeltmeye bile çalışmadığı görülmektedir. baskı ve şiddetin sürüp gitmesini istemektedir. çünkü üçüncü dünya ile artık başka türlü başa çıkamamaktadır. bu arada aydınlar bütünüyle ortadan kaldırılabilse hiç de fena olmayacaktır.

oğuz adanır: baudrillard bize içinde yaşadığımızı ve algıladığımızı sandığımız dünyanın bir simülasyon dünyası olduğunu söylemektedir. çünkü toplumsal denen şey buharlaşmış ve yerini kitleler almıştır. bu toplumsalın simülasyonudur. karşılıklılık ilkesine dayatı iletişim ortadan kalkmış ve yerini bir iletişim simülasyonuna bırakmıştır. politik arena ortadan kalkmış yasak ve şiddet buharlaşarak yerini terörizme bırakmıştır. en azından batılı toplumlar için durum budur.