12.1.13

şehirler

john reader

şehirler, medeniyeti tanımlayıcı insan eserleridir. insanlığın bütün başarıları ve bozgunları şehirlerde yatar. kamu binaları, anıtlar, arşivler ve kurumlar kültür mirasımızı nesilden nesile aktaran mihenk taşlarıdır.

hiçbir doğal sistem, ister yağmur ormanı isterse de çimenli olsun, sonsuza dek aynı kalamaz. ve her ne kadar dayanıklı görünseler, kaç zamandır ayakta olsalar da, şehirler ve destek sistemleri de en az bir ağaç ya da bir sap çimen kadar gelişimin doğal döngüsüne yatkındır.

yeterli ve güvenli yiyecek kaynakları sağlamak her şehrin ilk önceliğidir. modern dünyada bu sorunla o kadar etkin bir şekilde başa çıkılır ki, farkına bile varmayız. iklimin kaprislerine ve ulaştırma sorunlarına boyun eğen eski şehirler, bu kadar şanslı değillerdi. yiyecek kaynaklarına ulaşma sorunu şehirleri savaş ve fetihlere yöneltti; ama aynı zamanda tarım, taşımacılık ve idarede önemli yeniliklere ilham kaynağı oldu.

şehirler zamana meydan okumak için kurulurlar; ama çoğu yok olmuş, ayakta kalanların ise hiçbiri ilk kuruldukları gibi kalmamıştır. parlak bir ıslahatçı, günümüze ulaşmış en eski şehirlerin, önde gelen bireylerinin siyasi hırsları ya da ekonomik kudretleri himayesinde geliştiğinin farkına varır. çin'de idealize edilmiş şehir kavramı, onun fiziksel gerçekliğini aşarak zamanımıza ulaşır. avrupa'da harabeler geçmişin görkemli imgelerini yaşatır.

şehir, çin inanışında yer alan, merkezinde cennetin oğlunu barındıran kare şeklindeki evrenin fiziki bir beyanı olacak şekilde, dört kenarlı inşa edilmeli ve tam olarak kuzey-güney ekseninde yönlenmiş duvarlarla çevrili olmalıdır. her duvar -ve çeperindeki bölge- güneşle kurduğu açıya uygun bir mevsimle bağdaştırılır; doğu ilkbahar, güney yaz, batı sonbahar, kuzey ise kış mevsimi ile.

francesco di marco datini, kambiyo senedi ya da çekin icatçısı olarak kabul edilmektedir.

ekonomi ve siyasetin etkileşimi iki çeşit şehir ortaya çıkardı: biri kudretli yöneticilerin yarattığı, öteki ise ticari ve toplumsal gerekleri karşılamak üzere oluşanlar. çıkar çatışmasına sık rastlanırdı; şehirler arası olduğu kadar, şehir içlerinde de şiddeti hızlandıran bir faktördü. despot yöneticilerin belirdiği yerlerde ekonomik gelişme çoğunlukla hız kesmekteydi. onların bu yaygınlığı olmasaydı, sanayi devrimi çok daha evvel gerçekleşirdi.

gerek atalardan kalma biçim ve davranışlarını çevreye uydurmadaki evrimsel süreç olsun, gerekse çevreyi insan koşullarına uydurmak olsun; uyum sağlama kapasitesi insanlığın en büyük varlık değeri olagelmiştir. medeniyet bu sürecin bir sonucu olmuştur ve tamamen biyolojik bir açıdan olağanüstü bir başarıdır; şu an, hiç olmadığı kadar çok insan hayattadır.

19. yüzyıl şehirlerinin hızlı gelişimi sundukları iş olanaklarından kaynaklanmaktaydı. besin üretimi genellikle büyüyen kent nüfuslarına ayak uyduruyordu. fakat bir noktada talep, sanayileşme öncesi tarım ve pazarlama uygulamalarının süregeldiği yerlerde arzın önüne geçti. almanya ve şehirlerinin temel ürünlerinin sağlanmasında yurtdışına bağımlılığı, 1. dünya savaşı sırasında feci sonuçlar doğuracak şekilde giderek artıyordu.

berlin, 1871'de birleşen almanya'nın başkenti olduğunda şehir halen en önde geleni eğitim olmak üzere büyük frederick'in 100 yıl önce yürürlüğe koyduğu uygulamalardan faydalanmaktaydı. frederick, berlin'in spree boylarındaki yeni atina olmasını buyurmuştu. fakat amaç, felsefe üreten platonlara, aristoteleslere bir ev sahibi yaratmak değildi. daha faydacı ve ayakları yere basan bir amaç güdüyordu. frederick, almanya'nın teknik konularda daha ileri bir ekspertize sahip olmasını istiyordu; özellikle prusya'nın sanayi ve askeri gücünü oluşturmaya yarayacak konularda. bu doğrultuda 1778'de berlin madencilik akademisi, 1799'da teknik üniversite, 1808'de de berlin üniversitesi kuruldu.

nobel bilim ödülü kazananlar en çok berlin'den çıkmıştır.

hiçbir şehir yeterli güvenilir su kaynağı olmadan varlığını sürdüremez. aztek başkenti tenoçtitlan, büyük bir tatlısu gölü üzerindeki bir adaya kurulmuştu. şimdi o bölgede mexico city yer alıyor. göl yok olmuş; şehir, suyunun önemli bir miktarını başka yerden pompalıyor. mexico city, dünyanın hızla gelişen büyük şehirlerinin karşılaştığı çevre sorunlarının uç örneklerinden biridir.

gıda, gün ışığı ve havanın yanı sıra su yaşamsal bir kaynaktır. su olmadan hayat olmaz. gerçekten de besleyici maddelerin dolaşıma katılması ve atık maddelerin vücuttan atılması için gerekli temel çözücü sıvı budur. bazı organizmalar diğerlerinden daha çok suya ihtiyaç duyar; insanların ihtiyacı da oldukça fazladır. örneğin 65 kg'lık bir insanın yaklaşık 50 litresi sudur; ortalama bir insan bunun günde 2.5 litresini kaybeder ve sağlıklı kalabilmesi için bu miktarı her gün yerine koyması gerekir. bu nedenle, insanların iyi ve güvenli su kaynaklarına erişmeleri zorunludur. bu apaçık gerçek, yeterli su kaynakları edinmeyi, tasarlamayı ve korumayı, gelişen şehirlerin karşılaştığı en zorlu, ön saflardaki mühendislik başarılarına ilham veren meselelerinden biri haline getiriyor.

gıda ve suyun ilk öncelik olmalarına karşın, şehirler çalışır kalabilmek için enerjiye de ihtiyaç duyarlar. şimdiye kadar organik ve fosil yakıtlar, ucuz ve geçerli seçeneklerle karşılaştılar; fakat giderek artan çevresel maliyetler, alternatif enerji kaynakları arayışına bir ivedilik kazandırmakta.

atık imhası, bir şehrin hayatında en az yiyecek, enerji ve su temini kadar önemli. fakat atık, görünür öncelikler sırasının oldukça altında yer alır. gözden ırak, zihinden uzak; sadece süregelen düzenlemeler yetersiz kaldığında ya da bozulduğunda dikkate alınır. şehirler her zaman atık imha sorumluluğunu son derece ciddiye almış; hatta 1800'lerin sonunda paris bunu oldukça karlı bir pazar bahçeciliği girişimi ile birleştirmiştir.

"prenslerin azameti kalabalık şehirler ve kalabalık tebaada yatar ve her kim ki isimsiz ve insansız diyarları yönetiyordur; ona fakir denir." (bergamo valisi)

bir yerde konforlu bir şekilde yerleşmiş olsalar da, insanların çoğunun bastırılamaz bir başka yerde olma dürtüsünü geliştirmeleri, süregelen bir ikilem. insanlığı doğum yeri afrika'dan, dünyanın sunduğu yaşanabilecek her mekana ulaştırmak üzere yerel ufuklarını genişleten itici güç tabii ki buydu. ve biz, orada iki ayak üstünde yürüdük. insan yürüyüşü benzersizdir; bunun nedeni, hiç de etkin olmayan bir hareket hali olması olabilir. orantısal eşitlik halindeki kütlesel vücut birimlerini harekete geçirmek için gerekli enerji miktarı açısından insanlar, penguenlerden daha etkin değiller. fareler, sincaplar, atlar ve ceylanlar kayda değer ölçüde daha etkindirler; hatta köpekler daha da. fakat insanlık, bunların hepsinden daha maceracıydı.

mükemmel şehrin nelerden oluşacağına dair parlak fikirlere sahip insanlardan yana hiç sıkıntı çekilmemiştir. hatta bazılarının, fikirlerini uygulama şansları dahi olmuştur. sonuçlar karmaşık. bugün için mükemmel olan planlar, yarının değişen zorunlulukları karşısında sık sık geçerliliğini yitirir. tek biri ile değil; ancak çeşitliliğin beslenmesi ile en iyi sonuç alınır.

şehirler medeniyeti tanımlayıcı eserler olmakla birlikte, kendi sınırlarının çok ötesindeki bölgelere zarar verebilme kapasitelerinden ötürü tehlikeli birer parazittirler. şehirlerin küresel çevre üzerindeki ekolojik etkileri, büyüklükleri ile her türlü orantıdan uzak. yakında, insanlığın çoğu şehirlerde yaşıyor olacak. ekolojik dengesizliğin ıslah edilmesi gerekecek.

küresel nüfusun %40'ını oluşturan en fakir ülkeler, dünya ihracatında ancak %3'lük bir paya sahipler. bu arada, küresel nüfusun ancak %14'ünü oluşturan batı ülkeleri, dünya ihracatının %75'ini gerçekleştiriyor. dünya çapında gelişmekte olan ülkelerde 2,8 milyar insan, günde 2 dolardan az parayla geçinirken, avrupa'da ortalama bir inek günde 2,20 dolar ödenek ve diğer yardımlardan yararlanıyor.

şehirler her zaman ekonomik gelişimin motorları ve insan başarıları takım yıldızındaki en parlak yıldızlar oldular; fakat bugün kendilerinden çok daha büyük bölgelerin çıktılarını kendilerine doğru çeken ve tüketen ve sisteme çok azını iade eden kara deliklere de, her zamankinden çok benziyorlar. bugün şehirler her ne kadar dünyanın karasal yüzeyinin %2'sini kaplasalar da, dünya kaynaklarının %75'inden fazlasını kullanıyorlar. bu, insanı kendine getiren bir istatistik ve 1990'larda çevre bilimcilerinin geliştirdiği bir kavram, bunun küresel ekosistemler için işaret ettiklerine kuvvetli bir tanımlama getiriyor. buna "ekolojik ayakizi" diyorlar; herhangi bir şehrin, bölgenin ya da ekonominin içine veya dışına doğru enerji ve madde akışını ölçen ve bu akışın desteklenmesi için gereken üretken arazi ve suyun toplam miktarını hesaplayan basit fakat kapsamlı bir araç.