16.1.13

eşekarısı fabrikası

iain banks

hayatımız simge. her şeyi az da olsa söz sahibi olduğumuz belli bir plana göre yapıyoruz. güçlüler kendi planlarını yapıp diğer insanlarınkini de kendilerininkine uyduruyor, zayıfların takip edecekleri yol önceden belirlenmiş. zayıfların, şanssızların ve aptalların.

çocuklar gerçekten insan sayılmazlar; çünkü küçük kadınlar ve erkekler olmaktan ziyade zamanla bunlardan biri haline gelecek apayrı bir türdürler. özellikle de toplumun ve ailelerinin sinsi ve şeytani etkisi altına henüz girmiş olan küçük çocuklar cinsiyetsizce açık ve bu yüzden de çok sevilesi yaratıklardır.

sanırım kötülük yapanlarla sadece uzaktan ya da dolaylı olarak ilişkili kişilere misilleme yapılması öç alan kişilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor. ölüm cezası gibi, insan ölüm cezasını da kendini rahatlattığı için istiyor, yoksa caydırıcı olduğundan filan değil.

babama bir şeyler olması fikri karşısında hep çelişkili duygular beslemişimdir, hala da öyle. ölüm hep heyecan vermiştir bana, insana ne kadar canlı olduğunu hatırlatır, ne kadar kırılgan ama şimdilik şanslı olduğunu; fakat kendisine yakın birinin ölmesi, insana bir süreliğine de olsa delirme fırsatı verir, başka zamanlarda bağışlanamayacak bazı şeyleri yapabilme fırsatı. çok kötü davranıp yine de anlayışla karşılanmak ne hoş olurdu!

küçük esmeralda'yı öldürdüm; çünkü kendime ve dünyaya borçluydum bunu. iki erkek çocuğu öldürmekle kadınları istatistiki açıdan kayırmıştım. inançlarım doğrultusunda hareket ettiğimi kanıtlamak istiyorsam, diye düşündüm kendi kendime, az da olsa dengeyi sağlamak zorundayım. kuzenim en kolay ve en rahat ulaşabileceğim hedefti.

en büyük düşmanlarım kadınlar ve deniz. bunlardan nefret ediyorum. zayıf ve aptal oldukları ve erkeklerin gölgesinde yaşadıkları ve onların yanında solda sıfır kaldıkları için kadınlardan; inşa ettiklerimi yerle bir ettiği, bıraktıklarımı alıp götürdüğü, yaptığım izleri sildiği, beni hep hayal kırıklığına uğrattığı için de denizden. rüzgar da sütten çıkmış ak kaşık sayılmaz gerçi.

kadınlar.. bana göre kadınlar rahatımı kaçıracak kadar yakınımdalar. onların adaya çıkmasını bile istemiyorum, her cumartesi evi temizlemek ve erzak getirmek için gelen bayan clamp'in bile. nuh nebiden kalma bir kadın ve ancak çok genç ve çok yaşlı insanlarda görülen bir cinsiyetsizlik var onda; ama yine de eskiden kadınmış ve bu da canımı sıkmaya yetiyor.

sarhoş olmayacaksa insan neden içsin ki?

hiç kimseye, eric'e bile blyth'a ne yapmak istediğimi söylemedim. o zamanlar, yani 5 yaşındayken bile, bütün çocukluğuma rağmen kafam çalışırdı; halbuki o yaştaki bütün çocuklar ailelerine ve arkadaşlarına durmadan onlardan nefret ettiklerini ve ölmelerini istediklerini söyleyip dururlar. ben çenemi kapadım.

uyumak zorunda değilsin. senin üzerinde egemenlik kurmak için söyledikleri bir şey bu. kimse uyumak zorunda değildir; küçükken uyumayı öğretirler sana. gerçekten de kararlıysan bunu aşabilirsin. ben uyuma ihtiyacımı yendim. artık hiç uyumuyorum. böylelikle etrafı gözleyip gafil avlanmıyorum. hem ilerlemeye de devam ediyorum. ilerlemek kadar sevdiğim bir şey yok. gemi gibi oluyorsun.

sık sık bir devlet olduğumu düşünürdüm; bir ülke ya da en azından bir şehir. düşünceler, eylemler hakkında değişen hislerim ülkelerin uyguladığı değişik politikalara benziyormuş gibi gelirdi. insanların yeni bir hükümete politikasını beğendikleri için değil, sadece değişiklik istedikleri için oy verdiklerini düşünmüşümdür hep. nedense yeni gelenlerin her şeyi düzelteceğini düşünürler. tamam insanlar aptal; ama bu durum ruh halinden, kaprislerden ve içinde bulundukları havadan kaynaklanıyor, düşünülüp taşınılmış fikirlerden değil. benim zihnimde de aynı şeylerin etkili olduğunu düşünürdüm. bazen düşüncelerim ve duygularım birbiriyle uyuşmazdı, ben de beynimin içinde birçok insan olduğuna karar verdim.

kadınlar erkeklerin çaresiz hale düştüğünü görmekten zevk alırlar.

en iyi olan hayatta kalır.

şu deliler. hepsi ülke, ordu ya da din başkanları. yani gerçek deliler. belki de onların aklı başında. ne de olsa güç ve para onların elinde. herkese istediklerini yaptırabilenler de onlar, insanlar onlar için ölüyor, onlar için çalışıyor, onların güçlerine güç katıyor, onları koruyor, vergileriyle onlara oyuncaklar alıyor; sığınaklarına ve tünellerine saklanıp bütün büyük savaşlardan onlar sağ çıkıyor. madem işler böyle yürüyor, bazı şeyleri joe punter'in (sarı çizmeli mehmet ağa) düşündüğü gibi yapmadıkları için kim onlara deli diyebilir ki? joe punter gibi düşünseler joe punter olurlardı, işin keyfini de başkaları çıkarıyor olurdu.

kadınların çocuklar ve erkekler için hissetmesi beklenen koruma hissi, kadınlara karşı da hissedilen bir şey sanırım.

ölümde başarı kazanmak her zaman daha kolaydır.

iki cinsiyet de kendilerine göre birer işi çok iyi yapıyorlardı: kadınlar doğuruyor, erkeklerse öldürüyordu.

zaman zaman adadan uzaklaşmayı seviyorum. çok da fazla değil; mümkünse onu görebileceğim bir yere gitmek isterim; ama biraz uzaklaşıp başka bir bakış açısından görmek bazen iyi geliyor. tabi onun ne kadar küçük bir kara parçası olduğunu biliyorum; aptal değilim. gezegenin ne kadar büyük olduğunu ve benim bildiğim parçasının ne kadar küçük olduğunu da biliyorum. televizyonda o kadar çok doğa ve gezi programı seyrettim ki değişik yerleri bizzat gidip gezerek edinilmiş bilgi karşısında benim bildiklerimin ne kadar sınırlı olduğunu görmemem mümkün değil; ama ben uzağa gitmek istemiyorum, yabancı iklimler görmeye ya da değişik insanlar tanımaya ihtiyacım yok. kim olduğumu ve sınırlarımı biliyorum. ufkumu daraltmak için iyi nedenlerim var; korku -tamam, kabul ediyorum- bir de ben onu değiştirmeye fırsat bulamadan, çok küçük bir yaşta bana çok zalimce davranan bu dünyada güvenceye duyduğum ihtiyaç.

hepimiz kendi fabrikamızda bir koridora girdiğimize, kaderimizin belirlendiğine (düş veya kabus, yavan veya ilginç, iyi veya kötü) inanabiliriz; ama bir kelime, bir bakış, bir boşluk; her şey onu tamamıyla değiştirebilir ve mermer sarayımız bir lağıma, fare deliğimiz altın bir salona dönüşüverir. varacağımız nokta aynıdır; ama hepimizin yolculuğu -seçsek de seçmesek de- farklıdır ve biz yaşayıp büyüdükçe değişir. ben senelerce önce bir kapının arkamdan kapandığını düşünmüştüm; meğer hala kadranın üzerinde yürüyormuşum. şimdi kapı kapanıyor ve yolculuğum başlıyor.