25.2.11

hasan sabbah

harold lamb

kendine soruyorsun, kim bu hasan diye. duy işte! hasan biçare bir can, öncelikle yaşamın bir talebesi. iyi olan, insanların vücudunu olduğu kadar, ruhlarını da yöneten hükümdarların ve vezirlerin bilgeliğini kazanmaktır. kahire'nin silahlı muhafızları tarafından sokak köpekleri gibi kamçılandım, günahı da tattım, teselli olsun diye kendimle alay da ettirdim. evet, çok küçük yaşta bir çocuk babası oldum. fakat, kahire'de ismaili mezhebinin üstatlarından, senin deyiminle "yediler"den, bilgeliği öğrendim. deniz üzerinde yolculuk yaptım, deniz seviyesinin de altındaki celile gölünün yanında bulunan tiberias'ta kabala alimlerinin, o yaşlı adamların ayaklarının dibinde oturdum. neyse, bu kadarı yeterli. çok sözü sevmiyorum ve sen de üzerinde yıldızların doğduğu belirsiz toprakların gizlerini yeterince inceledin zaten. bilgelik meyvesinin acı çekirdeğini tattım. ulaştığım nokta şu: tanrı yoktur. dünyadaki dinleri yaşlı kadınlara benzetiyorum. güzel ve bereketli oldukları çağlar çok gerilerde kalmış. batıl inançların kuru kemiklerine dönüşmüşler. sonunda onlardan geriye kutsal emanet mahfazalarında saklanan öteberiden başka hiçbir şey kalmayacak. mekke'deki hacer'ül-esved, demire benzeyen tuhaf bir taştan başka ne ki? söylemek istediğimi dünyadaki insanlara ifade edebilme fırsatını yakalayabilseydim, şöyle derdim: "bütün tapınakları ve tahtları yıkın. tahtlarda oturanlar ve tapınakları yönetenler, alçakça yalanları kendilerine siper etmiş sıradan insanlardır." allah'a tapan müslümanlar, zamanın başlangıcında güneşe armağanlar sunan putperestlerden daha bilge değiller. doğru değil mi?