12.3.20

the end of the f***ing world

uyum sağlayanlara güvenmem.

herkes o kadar sıradan ki.. paraları var diye kendilerini güvende hissediyorlar.

bazen her şey aniden basitleşiyor. sanki her şey bir anda yer değiştiriyor. bedeninden dışarı çıkıyorsun. hayatından. dışarı çıkıp nerede durduğunu daha iyi görüyorsun. kendini görüyorsun ve diyorsun ki: sikerler!

tıbbi nedenlerle haftada bir mastürbasyon yaparım. insan bir şeyleri içinde biriktirmemeli.

hayatına devam etmeni sağlayan şeyin yalan olabileceğini anladığın zaman, hepsinin başından beri yalan olabileceğini fark ettiğinde, kendini bir taş yutmuş gibi hissediyorsun. ama kısa süre önce de değil, yıllar önce yutmuşsun gibi.

seksin suyuna gidilebilecek bir şey olduğunu bilmiyordum. özellikle erkek olarak. kadınlar için kolay. sırtüstü yatıp ingiltere'yi düşünebilirler. ama biz erkekler, ingiltere olmak zorundayız.

seks denen şey, yapmak istediğin bir şeyken anında bir cezaya dönüşüyor.

bazı insanlar dans ederken utanır. ben utanmam. kendimi en rahat hissettiğim andır. ben konuşurken utanırım. ya da konuştuktan sonra. aptalca bir şey söylediğimi anladığımda.

dünya iç karartıcı bir yer. nasıl olduğunu unutmak için bir şeyler yapıp duruyorum. oyalanıyorum. görmezden geliyorum.

çoğunlukla hayatının en önemli anlarını oldukları anda kavrayamazsın. önemlerini geriye dönüp baktığında anlarsın.

alyssa'nın gittiğini anlayana kadar orada yarım saat daha oturdum. sessizliğin çok gürültülü olduğunu öğrendiğim gündü bu. sağır ediciydi. belki de babam, hayatı boyunca sessizlikten kaçmaya çalışmıştı. sessizlik olunca bir şeyleri dışlamak zordur. hepsi üstüne gelir. bir türlü kurtulamazsın.

insanlar sarhoş olur ve belki gündüz olsa yaşanmayacak şeyler gece yaşanabilir. ve bunun sürpriz olması aynı zamanda kötü olduğu anlamına da gelmez.

cinayetten sonra diğer suçlar daha kolay gelmeye başlamıştı.

dünya öyle bir yer ki.. "çocuklar, uyuşturucu kullanmayın. ama modern kölelerin alın teri ve gözyaşlarıyla üretilmiş telefonlardan alması için annenizin başının etini yiyin." sistemle savaşman gerek. mecbursun evlat. çünkü gerçekten boktan bir zamanda yaşıyoruz. bunu sakın unutma.

bana birinin söylediği en bilgece şey şuydu: "dengesiz bir dünyada çılgın olmak delilik değil, akıllılıktır."

o kadar garip ki.. bir şeyi bu kadar uzun zaman istedikten ve berbat bir şey olmasından o kadar korktuktan sonra, hiç berbat olmadığını, muhteşem olduğunu görmek öyle güzel ki..

yıllarca görmeyince birinin her şeye cevap olacağını düşünmek kolay. çünkü o aslında gerçek değil. insanlar cevap olamazlar, sadece yeni sorular yaratırlar. "neden bu kadar işe yaramaz bir babasın?" gibi sorular.

sonunda terk edeceksen gidip çocuk yapmamalısın. çünkü hayatları boyunca yanlış bir şey yaptıklarını düşünürler.

hayatınızdaki önemli anların önemini olurken fark etmiyorsunuz. önemlerini geçmişe bakınca görüyorsunuz.

bazen küçük bir kararın büyük sonuçları olabilir.

"özgürlük, size yapılanlarla ne yaptığınızdır." sartre. kendi hikâyenizin başkahramanı olun. bu hikâye de entelektüel bir isyanla başlar.

bazen insanlar potansiyelinizi görmez. göstermeniz gerekir.

sınavlar anca sıradanlığın seviyesini ölçer, o kadar. özel insanlar sınavlarda iyi iş çıkarmaz.

bir şey istediğinizde beklemek zordur.

aşk, doğruyla yanlışı çok net ayırt etmenizi sağlıyor.

ceza kavramını çok küçük yaşta öğrendim. ceza sevgiden doğarmış. gerçek değilmişim gibi hissederdim. hiçlikten ibaretmişim gibi. ama âşık olunca o hiçlik hissini bir şey olma hissi yiyor, onuysa her şey olma hissi yutuyor. beni yuttun. özgür kıldın. teşekkürler.

insanların kibar olmak adına yalan söylemesi komik.

sizin için önemli olan birini uzun süre görmediğiniz zaman görür görmez nefes almak kolaylaşıyor.

söyleyecek çok şeyin olduğunda niye konuşmak zorlaşıyor?

bazen götlük etmemek de bir seçenektir.

ama hayat ne kadar kötü gitse de hep iyi bir şeyler olur. iyiye odaklanmak gerekir.

hatan yokmuş gibi davranabilirsin. kötü biri değilmiş gibi. ama içten içe kötü biri olduğunu hep bilirsin.

insan kendini kötü hissedince her türlü boku yer.

sonuçta bir önemi kalmamıştı. james'le vakit geçirmiş olmam iyi bir şeydi. yürümediğini öğrenmek iyi olmuştu. tahmin etmiştim zaten. böyle anlar, yara bandını söküp çıkarmak gibidir. asıl sorun o yara bandının altının bir sürü bok püsür dolu olması.

bazen doğru şeyi yapmak suç işlemek gibi hissettiriyor.

korku, çok yavaş baş gösterebiliyor. öyle sessiz ki duymazdan gelebiliyorsunuz. ama sesi yükseliyor. çok yükseliyor. artık duymazdan gelemiyorsunuz.

hayatı kontrol edemediğiniz hissine kapılabilirsiniz. çünkü edemezsiniz. hiçbir şeyin önüne geçemezsiniz. sadece olan bitenle başa çıkabilirsiniz. bir şeyden kaçtığınızı sanabilirsiniz. ama aslında kaçtığınız şey hep yanınızdadır. hiç farkına varmadan bir yerde sıkışıp kalabilirsiniz. dikkat etmezseniz sonsuza kadar mahsur kalırsınız.

kendimi tanıdığımı sanırdım. ama bir süredir sanki kendi vücudumda değilim.

öleceğini bilmek garip bir his. dünyayı çözdüğünü düşünüp hiçbir şeyi siklemiyorsun.

ölü olmak berbat, değil mi? her şeyi kaçırıyorsun.

"özür dilerim." "ne için?" "seni çözüm yapmaya çalıştığım için."

biriyle önemli bir şey konuşacaksanız onun gözlerine bakmamak daha iyi. yüzleşmemiş oluyorsunuz böylece.

sevgi açlığı çekenlerin sorunu, sevginin neye benzediğini bilmemeleridir. bu yüzden kandırılmaları da kolaydır. olmayan şeyleri görmeleri de. ama düşününce, hepimiz kendimizi kandırmıyor muyuz?