17.3.20

salon köşelerinde

safveti ziya

insanı aşk kadar tedbirli, ağzı sıkı, başkalarına karşı müsamahakâr eden bir şey yoktur.

genç kızların yerleşmiş hiçbir tabiatları yoktur. onlar için her gün, her saat yeni bir şey hazırlar. bugün neşeli, yarın mahzundurlar. şimdi hayattan bezgin görünürlerken biraz sonra hayata dört elle sarılırlar. her defasında da "ne yapalım, tabiatımız böyle!" diyerek kendilerini anlatmak isterler. sözün kısası, genç kızlar saygıya ve sevgiye değer oldukları kadar sakınılacak, çekinilecek varlıklardır. başkalarına karışmam; fakat ben onlardan pek korkarım.

bir şeye başlamak hususunda benim kadar istidatsız, ahmak adam yok gibidir.

ruhun aynası olan gözlerin arkasında gizlenen kalp de tanınması, içine girilmesi mümkün olmayan kapalı bir kalptir. bu kalp pek çok kişi için bir bilmece, çözülmesi gereken bir bilmece halinde kalacaktır.

asıl dünyada muhabbetin ne olduğunu bilmeyenlere, o yüce hissi takdir edemeyenlere, kalplerinde mukaddes, aziz bir hayal taşımayanlara acımalısınız. dünyada sevmek, sevilmek kadar bahtiyarlık var mı zannedersiniz?

bana öyle geliyor ki bir erkeğin başka vazifeleri, başka emelleri, başka meşguliyetleri olmalı; bir erkek memleketinin, milletinin büyüklüğüne, şeref ve yükselmesine hizmet etmeli; insanlığa, insanlığın ihtiyaçlarına yardım edebilecek şeyler aramalı, bulmalı.

hiç kimseyi ve hiçbir şeyi dış görünüşüyle hükmetmemelidir.

namuslu kadınlarla aşüfteler arasında sürekli bir çekişme, karşılıklı bir nefret vardır ki son bulması imkansızdır ve bu iki sınıf kadınları sonsuza kadar birbirlerine gizli bir gıptayla bakan birer hasım eder bırakır. tesadüf bu kadınları ne vakit birbirlerinin karşısına getirecek olsa bu rekabetin birincilerde tenezzül etmiyormuş gibi bir tecessüs halinde, ikincilerdeyse aşüfte tavırlar, mütecaviz bakışlar biçiminde ortaya çıktığı görülür.

hissiz kadınlar bana mevcut değillermiş gibi gelir. bir kadının en büyük meziyeti hassaslık, ince kalpliliktir. doğrusu hissiz kadınları nefrete değer bulurum.

bazı kadınlar görüldüğü dakikadan itibaren sevilirler; çünkü bazı kadınlar bazı erkekler tarafından çıldırırca sevilmek için yaratılmışlardır. sanki o kadınların sevgisi o biçarelerin kalbinde uyanan ilk sevda hissiyle beraber doğmuştur. birlikte vücuda gelmiştir.

bedbaht olanlar, bedbahtlığı arzu edenler, onu arayanlardır.

bazen, aynı tuvaleti giymiş iki kadından birinde fevkalade bulduğumuz şeyler diğerinde dikkatimizi çekmez. bunun sebeplerini teferruatta aramak lazımdır.

evlilikle neticelenmeyen aşkların hepsi boştur. hele intiharı göze aldırmaya mecbur olacak derecede şiddetli bir aşk yolunda.

insanın hayatında bazı dakikalar vardır ki o dakikalarda mutlaka şefkat dolu bir kucağa, bir hakiki dostun samimi tesellisine ihtiyaç hissedilir.

insan bazen hayatın zulüm ve kahrı karşısında kırıp mahvetmek, bütün engelleri altüst etmek için böyle bir kuvvete, böyle yok edici bir güce sahip olmayı istiyor.

sizi, türkleri, evvela rumlardan, beyoğlu frenklerinden sormaya, öğrenmeye mecbur oluyoruz, onların anlattığı gibi öğreniyoruz. cemiyet içinde genç türkleri görsek, eğitim derecelerini ve yeteneklerini, bilgilerini takdir etsek, türklerin kültür seviyelerinin çok düşük olduğu hakkında doğmuş olan kanaate, emin olunuz ki, bağlanacak çok yabancı bulamazsınız. türk olarak mesela ben yalnız sizi biliyorum. pekâlâ, pek hoş, ilerisiniz, bilgilisiniz, medenisiniz. fakat, fakat sonra sizin gibi yüz tane de rum, ermeni ve levanten tanıyorum. siz, yani türklük, osmanlılık cemiyette yüzde bir nispetinde kalıyorsunuz ve sizin medeni ve kavmi varlığınız hakkında gösterebileceğiniz bir delil -çünkü yalnız sizin varlığınız var- yüz taraftan çürütülüyor.

bazen bir kahkaha, bir gözyaşı her şeyi örter.

ooof, bu müthiş muamma.. bu ebedi muamma.. bu kadınlık.. ooof, bu kuruntulu kalplerin ebedi tereddütleri.. bu sevilmemiş olmak korkuları!.. o tereddütler, o korkular ki en açık itiraf karşısında bile devam eder, ruha azap verir, kalbi parçalar. bir aşkı, bir kalbi, bir kadın kalbini tamir edilemeyecek surette kırıp bırakır.