7.2.20

intibah

namık kemal

kadınlar sahibini, hakimini bilir.

ayetle ve hikmetle ispatlandığı üzere bütün mahluklar, erkek-dişi olarak çift olarak yaratılmıştır. bundan ötürü evrene muhabbetle bağlıdırlar, dünyayı sevmek fıtratlarında vardır. bunun için insan her şeyden fazla aşka meyleder.

insan vicdanındaki sırları, kalbin en gizli köşelerine ulaşmadıkça bulmak imkansızdır. kalbin sırları bilinmedikçe bir adamı söylenen sözlerle etkilemekse tamamıyla olmayacak bir şeydir. çünkü fikir her ne düşünür ve görürse, zihnindeki hazlarla ve gönlündeki kederlerle karşılaştırır. benzerse kabul eder, benzemezse etmez.

kadınlara göre en can yakıcı davranış bir rakibin üstünlüğü gücüyle yenilmektir.

ilkbaharın en büyük güzelliği -çokluğu ve alışılmışlığı bakımından oldukça hor gördüğümüz- çimenlerdir. dünyada renklerin en kararında olanı yeşilden tatlı renk mi vardır? bahar mevsiminde yeryüzünün her zerresi yeşillenir.

akşamdan sonra her hastalık doğal olarak artar. sevda ise ilacı zor bir hastalıktır.

hatta kendini insan sanan ve gerçeği söylemek gerekirse bitkiden farkları, iradesiyle yer değiştirme gücünden ibaret birtakım beylerimiz de ötede beride rast geldikleri hanımlara yeşillenmeye çalışırlar.

insan bir garip hayvandır, her şeye alışır, her alışmadığı şeyden korkar.

seyir yerleri zevkim değildir. tatil günleri her türlü sevinçli haberden uzak, bir kuru hovardalık için renkli cellat kemendi denilmeye layık bir sıkı boyunbağı takarak, süslü tomruk niteliğine uyan bir çift dar potin giyerek, sabahtan akşama kadar araba arkasında dolaşarak günah toplamak, akşamdan sabaha kadar boğaz ağrısı eziyeti ve nasır cefasıyla yatakta inlemek gibi şeylerde bir gönül şenliği görmem.

ne yazık! insan için her gün ortaya çıkan bin türlü isteğin kaçına zafer nasip olur!

insan uygarlık dünyasının lezzetlerine ne kadar alışık olsa da yine arada sırada ilk hali olan kırlarda oturma eğilimini bütün bütün aklından çıkaramıyor.

insan tabiatın ne garip oyuncağıdır!

şimdi gurup zamanı bir su başında, bir çimenlikte, bir ağaç altında oturup da doğanın o yüce hüznünü seyretmek şehirlerin, evlerin hangi eğlencesine tercih olunmaz? ara sıra beldelerin o iğrenç havasından, uygunsuz manzarasından kaçar; rüzgârın, çiçeklerin gözeneklerinden henüz kurtulmuş parçalarıyla soluk almayı nasıl olur da gönül istemez? kırların birbirine benzemez nice yüz bin renk ve şekillerine dalmayı hangi bakış vardır arzu etmez?

insan her adımını mezardan uzaklaştırmak için atar, yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır.

ölüm korkusunun bütün insanlığı kapsaması, ölümün bir kişiye bir kez gelmesi bakımından alışkanlığa olanak vermemesindendir.

fırsat bir kez başlayınca birbirini takip edegelmek çok rastlanan olaylardandır.

ne yararı var, ülkemizde herkes ve özellikle kadınlar için büyüklük, hükümet hizmetinde büyümeye bağlı sanılmaktadır.

sadi şirazi: işe yarayan yalan, ortalığı karıştıran doğrudan yeğdir.

bir güzeli severdi; fakat yılan bir çiçeği nasıl severse bu da öyle severdi, bir adamı nasıl sararsa bu da öyle kucaklamaya çalışırdı, nasıl kucakladığına dünya yüzü göstermezse bu da öyle hissetmek arzusunda bulunurdu.

şiddetli etkilere yine şiddetli etkilerle üstünlük sağlanır.

garip bir durumdur, insan ne kadar genç, ne kadar deneyimsiz, ne kadar mahcup olursa olsun kendisine özgü bir sır, bir teşebbüs peyda ettiği gibi derhal çocukluktan erkekliğe geçer. nefsinde hemen her şey için bir yeterlik, bir iktidar görür. her işe karışmak ister, hiçbir türlü tavır içinde olmaktan çekinmez.

insan olana insanca davranmak herkesin görevidir.

mahcubiyet korkusuyla ikiyüzlülüğe razı olmak insan için ne garip eksikliktir! hele bir yalanı düzenleyip karşısındakini ikna etmek için parlak safsatalar, etkili sözler ararken kendi yalanına bazen kendi de inanacak noktaya gelmek ne tuhaf aymazlıktır!

dünyada kim vardır ki ulaştığı zevkin her ne kadar parlak olsa bile artmasını istemesin?

gönülde bir garip durum vardır ki, sevmekten aldığı fayda sevilmekten gördüğü en küçük bir nişaneyle boy ölçüşemez.

felek meydana bir bela getirmek isteyince nedenlerini çok çabuk sağlar.

göz önünde bulunan bir felaketi kovmaya çare aramak ne kadar zahmetli olsa da kuşku ve tereddüt belalarından elbette daha iyidir.

insana en büyük kararlar en büyük bela zamanlarında gelir.

çareyi hilede görenlerin kârı, kovmaya imkan bulamadıkları fenalığın meydana gelme zamanını uzatmaya çalışmaktır.

insan dünyada bir kere yaşadığı gibi, ömründe bir kere sever.

intihar tehdidi, sevda işlerinin en büyük yalanı olan fakat arada sırada ve hele hiç beklenmediği durumlarda doğru çıkageldiği için çoğunlukla kesin etkili bulunan bir olaydır.

insanın yılanla uyuşması mümkün olmadığı gibi sadık karakter ile ahlak bozukluğu arasında sürekli bir beraberlik meydana getirmek mümkün değildir.

saf olmayan bir aşkın ne zaman kesilmeye kalkışılırsa şefkatsiz bir kine dönüşmesi doğaldır.

insan ne kadar namus sahibi olsa bazı kere namussuzlardan daha namussuz görülecek durumlara düşer.

hain bir gönül tereddüt devresini geçirip de bir fikirde karar kıldığında ne kadar korkak olursa o derece hilekârlığa başlar.

meşhurdur, son pişmanlık fayda vermez.