6.7.19

tanrı düşüncesi

vincent van gogh

ne zaman tanımlanamayacak, anlatılamayacak kötü bir perişanlık imgesiyle karşılaşsak -yapayalnızlık, yoksulluk, elem, her şeyin sonu ya da en aşırı ucu vb.- kafamızda tanrı düşüncesi uyanıyor. hiç değilse bende böyle oluyor bu. babam da her zaman "konuşma yapmayı en çok sevdiğim yer kilise mezarlıklarıdır; çünkü orada herkes eşittir; yalnızca bu da değil, orada herkes durumunu kavrıyor." demez mi?

ancak içinde inanç taşıyan biri çok uzun süre dayanabilir.

doğa karşısında hemen herkes duygulanır; ama daha az, ama daha çok. oysa tanrı'nın bir ruh olduğunu ve ona inananların ona tüm ruhlarıyla ve gerçekten bağlanmaları gerektiğini ta derinden duyan pek az insan vardır.

tanrı'ya inanmadan, ona güvenmeden yaşamak kolay olmaz. bunlar olmazsa tüm cesaretini yitirir insan.

yapılması gereken şu: içindeki o ateşi körüklemeli kişi, kendi kendine yeterli olmalı, büyük bir sabırsızlıkla; ama yine de sabırla birinin gelip o ateşin yanına oturacağı -belki de hep orada kalmak üzere- saati beklemeli. tanrı'ya inanan kişi, önünde sonunda, er geç gelecek olan o saati beklemeyi bilmeli.

büyük sanatçıların, gerçek ustaların, başyapıtlarında bize söylemek istediklerinin gerçek anlamını kavramaya çalışmak da insanı tanrı'ya götürür.

öte yandan, din adamlarının tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız.

tanrı'yı tanımanın en iyi yolu pek çok sevmektir. bir dostu sev, karını sev, bir şeyi, canın ne istiyorsa onu sev, bildiğinden daha fazlasını bilmenin doğru yoluna girmişsin demektir. ancak ulu, ciddi, mahrem bir duygu birliğiyle sevmeli kişi, tüm gücü ve aklıyla sevmeli, daha derinden, daha iyi, daha çok öğrenmeye çalışmalı. böylesi bir yol tanrı'ya götürür, sarsılmaz imana götürür.

en kibar ve kültürlü ortamlarda, en iyi çevrelerde, en rahat durumlarda bile kişi içinde robinson crusoe'nun esas özelliklerinden, doğaya bağlı münzevilikten bir şeyler taşımalı; yoksa kendi köklerini yitirir. ruhumuzdaki ateşi hiçbir zaman söndürmemeli, her an körüklemeyi sürdürmeliyiz. kim kişisel yoksulluğu bilinçle seçer ve severse büyük bir hazineye sahip demektir ve her an vicdanının sesini işitebilecektir. bu sesi işiten ve ona itaat eden kişi ise tanrı'dan en değerli armağanı almış olacak, onda en iyi dostu bulacak, hiçbir zaman yapayalnız kalmayacaktır.

ah oğlum ah, bazen ne istediğimi o kadar iyi biliyorum ki.. yaşamımda olsun, sanatımda olsun tanrısız çok rahat idare edebilirim; ama ne kadar hasta olursam olayım benden daha büyük bir şey olmadan dayanamam -ki asıl yaşamım o benim, yani yaratma gücüm. ve insan, fiziksel olarak bir şey yaratma gücünden yoksun olduğu için, çocuk yerine düşünce yaratabiliyorsa, gene de insanlığın bir parçası değil midir?