9.11.18

william butler yeats

cevat çapan


yirminci yüzyılın önemli şairlerinden w.b. yeats son döneminde yazdığı bir şiirinde kendisiyle ilgili olarak şu dizeleri yazıyor:

son romantiklerdik biz -konu diye
geleneksel kutsallığı ve güzelliği seçtik
hangi şair adına ne yazılmışsa
halkın kitabına; en çok ne kutsayabilirse
insan aklını ve yüceltebilirse bir şiiri
ama değişti her şey, binicisiz şimdi o soylu at
bir zamanlar homeros'u taşıdıysa da eyerinde
kuğunun sürüklendiği o karanlık sularda

burada sözü edilen son romantikler blake'in, shelley'nin ve tennyson'un ardından gelen dante gabriel rossetti ve william morris gibi pre-raphaelites diye bilinen şairlerdi. ama irlandalı bir şair olan yeats'in yaratıcı kişiliğinin oluşmasında kökeninin ve karşılaştığı başka kişilerin de payı vardı.

tanınmış bir ressam olan john butler yeats ile varlıklı toprak sahibi bir ailenin kızı olan susan polexfen'in oğlu olan yeats 1865'te dublin'de doğmuş, küçük yaşta ailesiyle birlikte londra'ya gitmişti. öğrenimine ingiltere'de başladıysa da ailesinin 1880'de dublin'e dönmesiyle önce oradaki erasmus smith lisesi'nde, daha sonra da metropolitan güzel sanatlar okulu'nda öğrenci oldu.

babasının atölyesinde birçok ressam ve yazarla tanışan genç yeats bu dönemde resimden çok şiire ilgi duymaya başladı ve ilk şiirleri 1885'te dublin university review'da yayımlandı.

1887'de yeniden ailesiyle londra'ya yerleşen yeats orada ernest rhys adlı bir arkadaşıyla rhymers club adlı bir dernek kurdu. gene bu dönemde ingiltere'nin endüstrileşmesinin ve kentleşmesinin kültürel hayattaki sertliğine tepki duyarak mistisizmle ilgilendi, ruh ve maddeci grupların kurdukları derneklere üye oldu. isveçli düşünür swedenborg'un yapıtlarının etkisi altında kaldı. bu tutkusu son yıllarda hint felsefesiyle ilgilenmesine ve bir hintli uzmanla on upanişadın ilkesi'ni çevirmesine yol açtı.

irlanda'da bağımsızlığın kendilerinden çok daha güçlü olan büyük britanya imparatorluğu'na karşı silahlı bir ayaklanmayla gerçekleşemeyeceğini biliyordu. bu yüzden her şeyden önce irlandalılık ruhunu canlandırarak yeni bir kimlik kazanma yolunda kendisi gibi bir kültürel uyanış hareketinin başlatılmasını düşünen yazar ve sanatçılarla birlikte çalışmaya başladı ve bu hareketin önderlerinden biri oldu.

1889'da irlanda bağımsızlık hareketinin ateşli militanlarından maud gonne adlı güzel bir kadın oyuncuyla tanışınca ona ömür boyu sürecek bir tutkuyla bağlandı. birçok şiirinin esin kaynağı olan bu güzel kadına yeats defalarca evlenme teklif ettiyse de onu evet demeye bir türlü razı edemedi. ama bu ilişki yüzünden çok istekli olmasa da ulusal bağımsızlığa destek sağlanması uğrunda maud gonne'la birlikte birçok etkinliğe de katıldı.

yeats'in sanat hayatını belirleyen bir başka önemli kadın da 1896'da arkadaşı edward martyn'in aracılığıyla tanıştığı lady augusta gregory'ydi. eski seylan valilerinden birinin dulu olan bu soylu kadın ulusal irlanda tiyatrosu'nun kurulmasına destek oldu. bu birkaç yıl içinde abbey tiyatrosu'nda aralarında yeats, lady gregory, edward martyn'le birlikte john millington synge'in de oyunlarını yorumlayan irlandalı bir tiyatro topluluğu oluştu.

bu girişimcilerin amacı halk masallarından yola çıkan, konularını halkın diliyle işleyen, giderek halkın yaşayışını yalın bir sahne tasarımıyla yansıtan bir halk tiyatrosu kurmaktı. yeats ayrıca koşuk diliyle yazacağı oyunlarla shakespeare ve çağdaşlarının şiirsel tiyatrosunu da yeniden canlandıracağına inanıyordu.

yeats için bir geçiş dönemi olarak tanımlayabileceğimiz 1910-1918 arası onun on yedinci yüzyıl şiir geleneğiyle, özellikle de donne gibi şairlerle ilgilenmesi, bir anlamda modernizme geçiş aşamasını gerçekleştirdiği yıllardır.

1913'te yeats'i "ciddiye alınacak tek şair" olarak tanımlayan amerikalı şair ezra pound biraz da onunla tanışmak için londra'ya gelmişti. sonunda bu karşılaşmadan daha çok yararlanan yeats oldu. çorak olarak gelen pound usta seçtiği yeats'e gereksiz sıfatlardan kurtulup şiirini gerilim kazandıracak fiillerle güçlendirmesini öğretti. oyunları için de japonların no tiyatrosunu örnek alabileceğini gösterdi.

yeats artık gençlik yıllarının romantizmini geride bırakmıştı. ama önem verdiği simgelere inancını yitirmiş olsa da hayatına anlam kazandıracak yeni simgeler de aramıyor değildi. işte dublin'deki 1916 paskalya ayaklanması onun yeniden ana yurdunun kanayan sorunlarına dönmesini sağladı. bu dönemde "the green helmet" ve "responsihilities" kitapları ve ünlü "easter 1916" şiirleri onun bu yeni aşamasındaki ağırbaşlılığını gösterir.

1916'da yeats, maud gonne'a bir kez daha evlenme teklifinde bulundu ve gene reddedildi. bundan birkaç ay sonra da maud gonne'un gençliğinde lucien millevoye adlı fransızdan olma kızı iseult gonne'a evlenme teklif etti. kendinden otuz bir yaş küçük olan iseult da onu reddedince, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak isteyen yeats sonunda kendisine evet diyen yirmi dört yaşındaki georgie hyde-lees adlı bir genç kızla evlendi. bu mutlu evlilikten kızları anne ve oğulları michael doğdu. yeats karısının ruhlarla iletişim kurduğuna inandığı için onun duyduğu seslerden yararlanarak bir süre otomatik yazım denemelerine girişti.

yeats mistisizmle ilgilenmeye başladığı yıllardan beri şiirlerindeki simgelerin çözümünü sağlayacak bir sistem oluşturmaya çalışıyordu. bu oldukça karmaşık sistemi "a vision" adlı bir kitapta açıklamaya çalıştı.

1922'de irlanda'nın özerk bir devlet olması üzerine senatoya seçilen yeats iki dönem bu görevi yerine getirdikten sonra 1928'de sağlık sorunları yüzünden senatodan ayrıldı. 1923'te nobel edebiyat ödülü'nü alan şair bu ödülü kendisinden çok özerkliğini kazanan irlanda kültürüne ve bağımsızlığına verilmiş bir ödül olarak değerlendirdi. nobel ödülü yeats'in kitap satışlarını artırdığı gibi, ödülden gelen parayla yeats yalnız kendisinin değil, babasının da borçlarını ödeme olanağı buldu.

irlanda tiyatro hareketinin halkçı tutumu yeats'i büyük ölçüde halka yakınlık duyan bir tiyatro yöneticisine dönüştürmüş, 1916'da paskalya ayaklanmasıyla ezilenlerden yana bir sorumluluk duymasına yol açmıştı. ancak orta sınıf duyarlığına ve davranışlarına karşı her zaman kuşkuyla bakan yeats 1929 ekonomik bunalımının dünyada yol açtığı sorunların demokratik yollardan çözülemeyeceğine inandığı için gençliğindeki gibi yeniden aristokrasiye yakınlık duymaya başladı. belki de pound'un etkisiyle zaman zaman mussolini'ye duyduğu hayranlığı dile getirdi. ancak onun bu siyasal görüşlerini açıklamada çocuksu bir yan olduğunu da unutmamak gerekir. nitekim 1937'de pablo neruda onu madrid'e çağırdığı zaman, yeats şilili şaire yazdığı mektupla faşizme karşı cumhuriyetçileri desteklediğini bildirdi.

cinselliğin yaratıcılığının bir güç kaynağı olduğuna inanan yeats son yıllarında zaman zaman yaşlanmanın karamsarlığına kapılıyordu. 1934'te geçirdiği steinbach ameliyatıyla cinsel gücüne yeniden kavuşmayı umuyordu. gerek o yılların şiirlerinde, gerekse bazı genç kadınlarla kurduğu romantik ilişkilerinde böyle bir gençleşmenin izlerine de rastlanıyor. 1936'da oxford book of modern verse'ün editörlüğünü üstlenen yeats 28 ocak 1939'da fransa'da, menton'da öldü. önce roquebrune-cap-martin'de gömülen şairin cenazesi 1948'de irlanda deniz kuvvetleri'nin bir zırhlı gemisiyle irlanda'ya getirildi ve çocukluğunda yaz tatillerini geçirdiği sligo'da drumcliff'te toprağa verildi.

yeats'in son yirmi yılı the wild swans at coole, michael robartes and the dancer, the tower ve the winding stair kitaplarının yayımlandığı en parlak dönemidir. bu şiirlerdeki ritim canlılığı, belli bir tarih bilincini yansıtan simgelerin anlam yoğunluğu, uyak düzeninin ezgi zenginliği yeats'in gerek kendi dostlarından, gerekse tarihsel kişilerden bir mitoloji yaratmış ve kullanmaktan vazgeçmediği simgelerle yaşadığı çağı ve dünyayı rönesans sanatçılarını çağrıştıran bir ustalıkla yansıtmıştır.

genellikle yirminci yüzyılın en önemli simgeci şairlerinden biri sayılan yeats öbür yenilikçi şairler gibi özgür koşuk denemelerine hemen hemen hiç girişmedi. şiirlerini geleneksel biçimlerden vazgeçmeden, ama zaman içinden her türlü gereksiz süsten ve şairanelikten arıtarak yalınlaştırdı.

önceleri irlanda halk edebiyatındaki cinlere, perilere, pagan dünyasının doğaüstü kahramanlarına yer verirken, olgunlaştıkça, yaşadığı çağın sorunlarına, bir parçası olduğu toplumun gerçeklerine yer verdi. bunu yaparken kişisel yaşantısını, yakınlarını ve dostlarını da olanca içtenliğiyle dile getirmekten çekinmedi.

önemsediği değerleri büyük bir başarıyla yansıttığı "bizans'a yolculuk", "okul çocukları arasında" gibi şiirlerinin yanı sıra "sirk hayvanlarının kaçışı" adlı şiirinde son şiirlerinin esin kaynağını şöyle açıklıyor:

"o usta işi imgeler eksiksiz oldukları için
ruhun saflığında ortaya çıkmışlardı
ama kaynağı neydi onların? bir yığın çöp
sokaktaki süprüntü, kırık dökük kap kacak
boş şişe, kuru kemik, paslı demir, teneke
bir de kasada oturan o yaşlı sürtük
artık merdivenim de devrildiğine göre
kalbin o köhne eskici dükkanında
serilip yatmam gerek merdivenin dibine"