17.9.18

hayat yollarında

panait istrati

eğitimciler çoğunlukla çocuk ruhundan bir şey anlamaz, çocukları trampet sesleri ve kırbaçla yürütürler.

kavga, ondan zevk alan için bir canlılık belirtisidir. bir düşünce uğrunda savaşmak, bir duygu, bir aşk ya da bir çılgınlık uğrunda savaşmak; ama bir şeye inanarak savaşmak: işte hayat. savaşın gerekliliğini duymayan, insan hayatı değil, bitkisel hayat yaşıyor demektir.

kurulmuş bir nüfuz, zayıfların gözünde sınırsız bir güç gibi görünür; buna boyun eğer ve katlanırlar. ulusların zorbaların bütün kötülüklerine sabretmeleri de bu yüzden değil midir?

zalimlerin milyonlarca insanı hükümleri altında tutmaları birtakım sözde erdemleri yüzünden değil, sadece ezilenlerin korkularındandır.

bir felaket tek başına gelmez derler ya, galiba mutluluk da bazen katmerli oluyor; yoksa hayat çekilmez bir yük olurdu.

herkes çalar, elinden gelen herkes! hiç kimse elinin emeğiyle bir koca gemi ya da bir gazoz fabrikası kuramaz.

ah o dostluk! onlara lanet etmiyorum, ama can ciğer dost kalarak, dostluğa büyük değer vererek bir yandan da ne cinayetler işleriz biz!

karı dediğin güneş gibidir, ne fazla uzakta dur ne çok yakınına git. hem karı, hem de gemi sahibi olmaya kalkarsan eninde sonunda birinden biri seni denizin dibine gönderir.

ah! sevilen bir dosttan ayrılmak ne güç şeydir!

yaşanmış bütün düşlerin bilançosu felaketlerle kapanır. böyle olması da yerindedir. yoksa dünya düş kurucularla dolup taşardı.

hayatın bize sevdirdiği şeyler ne kadar çeşitlidir ve arzunun doğurduğu cesaret ne yılmaz şeydir!

insan makinesini harekete geçiren her şey iyidir.

güzellik yalnız bizim hayalimizdedir. insan peşinden koştuğu hedefe varsın ya da varmasın, uğradığı düş kırıklığının tadı hemen hemen aynıdır. zaten sonuçlar hep birbirine benzer. arzuları ölçüsüz adam için önemli olan taraf savaştır, arzuları devam ettiği sürece kaderiyle giriştiği savaştır. işte bütün hayat, düş kurucunun hayatı budur.