17.9.18

adriana mater

amin maalouf


kentin gözleri kapandı mı
sesimi ortaya çıkarırım ben
bir güz bahçesinden topladığım
sonra da bir kitabın sayfaları arasına
yatırdığım sesimi
memleketten getirdim ben o sesi
kükürt rengi örtüler içinde
mintanımın altına sakladım onu ben
yüreğimin kıvrımlarına gizledim

kentin gözleri kapandı mı
yüreğimi ortaya çıkarırım ben
bir güz bahçesinden topladığım
sonra da bir kitabın sayfaları arasına
yatırdığım yüreğimi
memleketten getirdim ben o yüreği
taş rengi örtüler içinde
mintanımın altına sakladım onu ben
tenimin kıvrımlarına gizledim

gün gelir, yolumu kesmeden çıkarsın önüme
yıllardır beklediğim sözleri söylersin
ve artık beklemediklerimi
erkekçe sesin saçlarımı uçuşturur
tanıdık bir meltem gibi
işte o gün sana kapımı açarım tsargo
yoksul kalmış olsan da o gün veririm sana
yatağımda oturma hakkını

kentin gözleri kapandığında
uykudan uyanır düşlerimiz
bir dünya, ötekini kovar
bir dünya ötekinin mirasına konar
kendi gürültülerini
kendi ışıklarını
kendi yalanlarını getirir

çiçekler bulmalıydım sana vermek için

ansızın dağılıp gitti düş
gece, şafağın kıyısına attı
düşün cansız gövdesini
denizde kaybolmuş bir denizci gibi
o zaman uzaklaştı tsargo

serserinin biriyim ben
katilim
ne var ki, savaş zamanı ulusun
kötü çocuklarına işi düşer
serserilerine, katillerine işi düşer
onun elleri temiz kalsın diye
ellerini kirletecek birileri gerekir

kimi zaman öğütlerle doludur düşlerimiz
sanki ölü akrabaların bilgeliğini getirirler bize

her soru bir yanıtı hak eder

tanrı, yanında bir kullanma kılavuzuyla
ipeklere sarıp göndermedi oğlumu bana
bir gelecek, bir geçmiş ve gündelik yaşam
bulmak zorundaydım ben ona

ama yazgının ettiğinden fazla
işkence etmek istemiyorum sana

canavar falan değildi eskiden
ipsizin, zavallının biriydi
insanların en iyisi olacağa benzemiyordu
ama en kötüsü de olmayabilirdi
sonra şu savaş çıktı
o yıl, yeniden doğduklarını sandı genç erkekler
kuralsız, yasasız, sanki özgürdüler
sokakların, yasaların, gecelerin efendisi gibi
kadınların efendisi gibi gördüler kendilerini
ölüm dağıtıcısı gibi gördüler

önce ben yaralarım
beni yaralayacak olanı

kanım, kanımız, onun kanı
nasıl da aldatıcı bu sözler
nasıl da kirletiyor insanı bu sözler
erdemler yakıştırıyoruz kana, eğilimler
hatta kanılar, sözler:
"kanım şöyle diyor bana"
"kanım şunu emrediyor"
kanın sana hiçbir şey söylemez yonas
ne ses çıkarır, ne bağırır, ne bir şey anımsar
sana vereceği bir buyruk da yoktur
yapman gerektiğini sandığın bir şey varsa yap
ama gelip bir daha kanından söz etme bana

insanın bilmek istemeyeceği
o kadar çok şey var ki

suçlarının cezasını çekmeye razı olman
seni bir suçsuza dönüştürmez
ölmeye razı olman
sana yaşama hakkı vermez

eskiden benim yurdumdu gece
şimdiyse zindanım
nereye gitsem, onun duvarlarına
soğuk parmaklıklarına çarpıyorum
ölümü arzulamaya başladım sonunda
ama ölüm, ölüm.. beni arzulamıyor sanırım