sözlükçe

ab assuetis non fit passio: tutku alışkanlıklardan doğmaz.

ab origine: başlangıçtan, dünyanın ilk varoluşundan beri.

ab uno disces omnes: birini tanıyınca hepsini tanırsın; hepsi aynı soydan. [vergilius]

abraxas: eski kavimlerin papirüs ve ceylan derisi üzerine büyü ve sihirle ilgili olarak yazdıkları metinlerde sık karşılaşılan bir sözcük. gnostisizmde ve gnostisizm dışı bazı çevrelerde, büyü ve muska yapımında ilgili sözcükten yararlanılmıştır.

absconditus deus sub contrario: karşıtının altında saklı tanrı.

abyssus abyssum invocat: uçurum uçurumu çağırır; yanlış başka yanlışlara yol açar.

acheiropoietos: yun. insan eliyle yapılmamış; insan eli değmeden oluşan.

ad augusta per angusta: büyük, yüce şeylere dar, zor yollardan ulaşılır.

ad nauseam: bıktırasıya, kusturasıya.

adversus hostem aeterna auctoritas esto: düşmana karşı hak aramanın sonu yoktur. [on iki levha yasası] 

advocatus diaboli: şeytanın avukatı; yanlış bulucu; hata bulucu; tartışma olsun diye karşı tarafı tutan kişi.

agada: yahudi yazılı geleneğinin toplandığı talmud kitabının üçte birini içeren, ağır konuların deyiş, efsane, fıkra ve vecizlerle hafifletildiği bölüm.

agarttha: kimilerine göre tibet'te, kimilerine göre de, sri lanka'da mitolojik bir ülke.

age quod agis: istediğin gibi davran.

agonia perpertua: sonsuza dek can çekişme.

aguantar la vara como venga: boğa güreşlerinde kullanılan bir terim; kılıç nereden gelirse gelsin dayanmak.

albion: şiir dilinde ingiltere'ye verilen ad.

alcaique: ritmi, latin liriklerince de benimsenen yunan şiir türü.

alcyon: yuvasını dalgalar üzerine yapan bir masal kuşu. bu kuşun görülmesi, sükunet ve barışı imler.

alcyonien: alcyon kuşunun adından türetilen, "sakin, barışçı" anlamında bir sıfat.

alea iacta est: zar atıldı.

aliis laetus, sibi sapiens: başkalarına karşı şen, kendine karşı akıllı.

aliud in lingua promtum, aliud pectore clausum: dilinin ucunda bir görüş, göğüs kafesinde kilitli başka bir görüş bulunur.

alma mater: sütanne; bitirilen okul ya da üniversite.

alter ego: öteki ben; insanın öbür benliği; yakın ve güvenilir arkadaş.

altkent (suburb): abd'de esas olarak 2. dünya savaşı'ndan sonra gelişen, müstakil evlerin hakim mimari biçimi oluşturduğu, genellikle ancak özel otomobille ulaşılabilen, üst ve orta sınıftan beyaz nüfusun çoğunlukta olduğu, kendine özgü oldukça muhafazakar bir yaşam tarzına sahip yerleşim birimlerine verilen ad.

amalecyte: bir filistin tanrıçası.

amanthis: mısırlıların ölümden sonra ruhların ikamet ettiği yere verdikleri isim.

ambrosia: büyülü bal. olympos tanrılarının besini. insanlara içirildiğinde, mutluluk ve ölümsüzlük sağlarmış.

ameslan: işaret dili. 

amfora: antik çağların şarap deren çift kulplu testisi. 

amicus plato, sed magis amica veritas: platon benim dostumdur; ama hakikat ondan daha üstün bir dosttur. 

aminon: ölüler ülkesinin bekçisi. [asetin]

amnesia: yun. unutkanlık, bellek yitimi.

amo ergo sum: seviyorum; öyleyse varım. 

amor intellectualis quo murphy se ipsum amat: ? [via samuel beckett] 

amor vincit omnia: aşk her şeyi yener. 

amphitrite: yunan mitolojisinde denizler tanrısı poseidon'un karısı. 

ampul: argoda kadın memesi.

anagogie: kutsal metinlerin ilahi anlamlarını yorumlamak.

anatolia: yun. "doğu" anlamında. elence, "doğan güneşin ülkesi" demek.

angaria: zorunlu kamu hizmeti.

angekok: bazı eskimo kabilelerinde gelinin kızlığını bozma görevi üstlenen rahiplere verilen ad. 

angelogie: melek bilim; melekler antolojisi. [walter benjamin]

angina pectoris: göğüste sıkışma, kalp hastalığı sonucu göğüs tıkanması.

angst: alm. çoğu zaman açık bir neden olmadan duyulan huzursuzluk; korku, dehşet, düşman bir dünyaya karşı yabancılaşma duygusu.

anthimeria: bir sözcüğün bir sözcük sınıfından başka bir sözcük sınıfına alınıp kullanılması; değişim.

antisthecon: bir sözcükte, özellikle ünlülerin yerlerini bir başka ünlüye bırakması; ses değişimi.

apathea: yun. duygusuzluk; stoacı felsefede coşkulardan arınma.

aphasia: yun. konuşma yetisinin kaybı, dilsizlik, söz yitimi.

apocrypha: yun. yazarı ya da kaynağı bilinmeyen yazılar.

apologia: yun. kendini savunmak için yapılan konuşma ya da yazılan yazı.

arabesque: fr. ince dantel gibi işlenmiş; tonları çok ince işlenmiş müzik kompozisyonu.

arbeit macht frei: "çalışma özgür kılar." bu söz 2. dünya savaşı nazi toplama kamplarının kapısında yazılıydı. burada çalıştırılan tutsaklar kapıdaki yazının aksine özgür olmak yerine gaz odalarına gönderiliyordu.

arcadia: eski yunanistan'da sade ve mesut bir ırkın oturduğu rivayet edilen ülke.

arcana publicata vilescunt: açıklanan gizler değerini yitirir.

arche: yun. bir dizide ilk olan; köken; ilke; ilk neden; baş, başlangıç, hareket noktası, yol açtığı şey üzerinde hüküm süren ilksel etken.

ardeatine: roma yakınlarında, 2. dünya savaşı sırasında almanların faşizm karşıtlarıyla yahudileri topluca öldürdükleri mağara.

arhat: nirvana'ya ermiş budist rahiplere verilen ad. bir arhat nefsinden ve dünya nimetlerine karşı olan zayıflıklardan kurtulmuştur. 

ariel: yahudilikteki kötü meleklerden biri.

armageddon: mahşer günü iyilik ve kötülük ordularının çarpışacakları savaş meydanı.

armor: kelt dilinde deniz ülkesi.

ars longa, vita brevis: lat. sanat uzun, hayat kısadır. [hippokrates]

arvıraşugd: gök güzeli. [asetin] 

ashram: sans. bir gurunun müritleriyle birlikte yaşadığı ve dinsel öğretilerin verildiği yer.
brahmanizmde ruhani önderin öğrencileriyle birlikte yaşadığı ve manevi alıştırmaların yapıldığı keşiş kulübesi. 

assomption: meryem ana'nın göğe kaldırılması olayı, bu olayın kutlandığı gün. 15 ağustos. 

atelier: fr. çalışma odası; stüdyo; ünlü modaevi.

atlantis: girit ve mısır uygarlıklarından çok daha eski bir uygarlığın beşiği olan, yeri bilinmeyen büyük bir ada. bir yıkım sonucunda sulara gömülmüş, adı yalnızca söylence ve edebiyatta kalmıştır.

atman: sanskrit. öz; tin; ben.

atrium: roma evlerinin ortasında evin bütün bölümlerinin açıldığı üstü açık, çevresi revaklı avlu ya da üstü açık ya da bir çatı penceresiyle örtülü merkezi dolaşım alanı. 

atzmann: kara büyüde intikam için kullanılan bebeklere verilen ad.

audi alteram partem: daima karşı tarafı dinle.

aura: yun./lat. insanı çevreleyen görünmez ışınımlar; sanat yapıtını yapıt yapan, onun birkerecikliğine özgü buğu ve yapıtı sarmalayan hale; bir sanat yapıtının gerçekliği ve özgünlüğüyle ilgili, o sanat eserinin zaman ve mekan içindeki varlığının, her nasılsa bulunduğu yerdeki biricik varoluşunun sonucu olan his. walter benjamin terimin sözkonusu anlamını güçlendirmiştir. ona göre mekanik olarak yeniden-üretilebilir sanat türlerinin doğuşu, sanatın aurasının kaybolmasına yol açmıştır.

aurora borealis: auroralar [kuzey/güney kutup ışıkları] gökyüzündeki, özellikle geceleri ve kutup bölgelerinde gözüken doğal ışımalardır. aurora kelimesi roma şafak tanrıçası'nın isminden gelir. boreas ise yunanca'da kuzey rüzgarına verilen isimdir [poyraz].

automaton: yun. kendi kendine hareket eden şey. aristoteles metafiziğinde rastlantı, durum, kendiliğindenlik.

avant-garde: fr. yenilik getiren, öncü; ordunun önde giden kısmı; ileri ya da ilerici estetik akım [niteliği taşıyan].

avatar: hinduizmde tanrıların yeryüzüne indiklerinde büründükleri şekil; dünyada belli bir kötülükte bulunmak için insan ya da hayvan biçimine girmiş bir hindu tanrısı.

avdseronlar: mit. yedi başlı devler. [asetin]

aza: hastalıkları yok eden, ölülere can veren bir güce sahip ağaç. bür tür cennet ağacı. yalnızca ölüler ülkesinde bulunur. [asetin] 

baba roga: slav halkları arasında baba yaga adıyla da bilinen, küçük çocukları kaçırıp yediği söylenen, masal ve söylencelerde yaşayan cadı figürü. 

babalawo: santeria dininde en yüksek rütbedeki rahiplere verilen ad. 

bacchus: grekçe dionysos. şarap tanrısı. 

bakalorya: geniş alan ve disiplinler arası yaklaşımın diğer adı. farklı disiplin alanlarının birleştirilerek uygulanması. 

baklava: rus. yufka, bal, ceviz ve tereyağıyla yapılan doğu'ya özgü tatlı.

ballade: fr. her biri sekize dizeli üç kıtayla dört dizeli bir son kıta içeren ve bütün kıtaları aynı dizeyle biten şiir.

balseg: güneş tanrı. [asetin]

balseg'in tekeri: korkunç gücü olan tekerlek biçiminde fantastik varlık. nartların gökte yaşayanlarla savaşında onları yakıp yıkan. [asetin]

bamya tarlası: argoda mezar.

banderilla: boğa güreşinde boğanın sırtına saplanan küçük kargı.

banka: argoda genelev.

barastır: mit. ölüler ülkesinin hakimi. ölüleri karşılar, durumlarını belirler, cehenneme ya da cennete gönderir. [asetin]

barba rossa: it. kızıl sakal.

barbaros: isp. müthiş; harika; vahşi; zalim; kaba; kekeleyen kimse.

bardwag: mit. melek, kutsal kişi. [asetin]

baroque: fr. aşırı süslü; aşırı işlenmiş tasarımla gölgelenmiş; uyumu ve oranı devingenliğe feda eden biçem; eksantrik; belirsiz; şaşaalı; barok.

basilica: yun. eski yunan ve roma'da kamu binası; eski bazilikaların planına göre yapılmış kilise ya da katedral; eski yasa kitabı. 

basilikos: basilisk. batı avrupa folkloründe bir bakışıyla insan öldürebildiğine inanılan dev yılan. 

bathykolpos koyu: büyükdere.

bayader: hint tapınaklarındaki rakkase, dansöz. 

beersheba: bazen musevi ermişi bazen de hristiyan keşişi olarak betimlenen, şeytanın kışkırtmalarına karşı koymayan bir münzevi. 

begum: hint. hanımefendi; prenses; yüksek sınıftan kadın; begüm.

behemoth: ibrani mitolojisinde dev bataklık canavarı.

belial: ibr. kötülükçü; şeytan.

beltane: kelt kökenli halkların büyük bir bölümünün, mayıs ya da kasım aylarında kutladıkları, 19. yüzyıl başlarında irlanda ve iskoçya'da sürdürülen şenlik.

bene qui latuit, bene vixit: iyi gizlenen, iyi yaşadı. [ovidius]

benzedrin: nazi komutanların birliklerine verdikleri güçlü bir uyarıcı.

berberistan: kuzey afrika ülkeleri.

bestia trionfans: muzaffer hayvan. italyan düşünür giordano bruno'nun insan ırkının tamamı için kullandığı niteleme.

beytlehem: kudüs'ün güneyinde, ibranice "ekmek evi" anlamına gelen ve hz. isa'nın doğduğu yer kabul edilen eski bir kent.

bhagavat gita: sanskrit. kutsal olan'ın şarkısı. ünlü bir hint felsefi destanının adı.

bibliotheque: fr. kitaplık.

big brother: hiçbir özgürlüğe izin vermeksizin, insanların uğraşılarını yakından gözetleyen ve mutlak gücü elinde bulunduran organizasyon veya hükümet veya onun lideri.

bijouterie: fr. mücevherat; takı. 

bodhisattva: aydınlanmış varlık. hem kendi benliğinin hem de başkalarının kurtuluşu için kendini aydınlanmaya, nirvana'ya varmaya adamış, başkalarına aydınlanma arayışlarında yardımcı olmak için aydınlanmaya ulaşmasını geciktirmiş kişi. 

bogomiller: insanların eşit olduğuna ve eşit yaşaması gerektiğine inanan bir heretik hıristiyan mezhebi. bu yüzden sevgiliden gayrı her şeyin paylaşılması gerektiğini düşünüyorlar. ilkeleri bu. aynen 5. yüzyıldaki mazdekçilik akımı gibi.

boheme: fr. bohemya; çingenelerin yurdu; orta sınıf törelerine karşı çıkanların ve sanatçıların oturduğu yer.

bonsai: jap. köklerin sürekli budanmasıyla cüceleştirilmiş ağaçlar ve fidanlardan minyatür bahçeler yapma sanatı; bir kap içinde çakılda yapay olarak yetiştirilmiş minyatür ağaç.

bosphorus: boğaziçi'nin "buzağı geçidi" anlamına gelen adı.

bouquet: fr. demet; bir demet çiçek; buket; şarap kokusu.

bourbon: fr. 16. yy.dan 17. yy.a kadar süren fransız hanedanı; aşırı tutucu kimse; bir viski.

bourgeois: fr. kentsoylu; orta sınıf insanı; tipik orta sınıfla ilgili ya da orta sınıf özelliği taşıyan; estetik konularda bilgiç.

boutique: fr. dükkan; kulübe; sergi; zengin kesimde küçük pahalı dükkan; pahalı egzotik zevklere hizmet eden dükkan.

brahma: sanskrit. kişisel olmayan tümtanrıcı dünya tini; mutlak; hindu dininde evrenin yaratıcısı ya da yaratıcı ilke.

brahman: hindu kast sisteminin en tepesinde yer alan kast.

buddha: sanskrit. "aydınlanmış olan"; budizmin kurucusunun adı; küçük buda heykeli.

cabbala: ib. gelenek; sözlü yahudi geleneği; büyücülük bilgisi. 

cain: kabil. incil'e göre havva ile adem'in büyük oğulları. erkek kardeşi habil'i öldürmüş, böylece insan öldüren ilk kişi olmuştur. 

caliban: shakespeare'in "fırtına" adlı oyunundaki çirkin, ucube köle. 

camera lucida: genellikle mikroskoplarda kullanılan, bir prizmadan yahut aynalardan müteşekkil, nesnelerin görüntüsünü bir yüzey üzerine düşüren aygıt. 

camera obscura: karanlık oda. duvarlarından birinde yer alan küçük bir delikten ışığı, deliğin karşısında yer alan duvara tersten yansılayan ve mercek yardımıyla düzünden gösteren karanlık ve yalıtılmış, 1650'lerde taşınabilir hale gelen kutu gibi mekan.

carpe diem: gününü yaşa; o anın tadını çıkar; gününü gün et [çünkü yarın öleceğiz].

carpet-knight:
savaşta hiçbir kahramanlık göstermediği halde, kralın yakını olduğu için ya da parayla satın alınan şövalyelik unvanı olan kişilere verilen ad. bunlar savaş alanında değil, saraydahalının üstünde şövalye yapılırlardı.

casus belli: savaş nedeni; çatışma, ihtilaf nedeni.

cattleya:
parlak renkli, gösterişli çiçekleri olan bir orkide cinsi. 

cavalier: italya krallığında alt kademedeki soylulara verilen şövalye unvanı. 

c'est la vie: fr. hayat böyledir.

cehennem melekleri: ortaya çıktıkları ilk günlerde polisin gösterdiği anlayış sayesinde vietnam savaşı karşıtı göstericilere falan girişen yönetim yanlısı çetelerdi. allen ginsberg ve ken kessey ile tanıştıktan sonra hippi coşkunluğunun içinde yerlerini alırlar.

ceiba: mayalarda kutsal sayılan bir ağaç türü.

celaeno: başları ve gövdeleri kadın biçimli, kuyrukları, kanatları ve pençeleri kuş biçimli yırtıcı yaratıklardan [harpya] biri.

centaur: yunan mitolojisinde, bedenlerinin üst kısmı insan, alt bölümü at şeklinde olan yaratıklara verilen ad.

chango: yıldırım, fırtına ve ateş tanrısı.

charisma: yun. tanrının özel lütfu; ruhsal bir yeti; inayet; ihsan; tanrı vergisi; başkalarını etkileyebilme yetisi.

chauvin: fr. şoven; napolyon'un bir hayranı ve izleyicisinin adı; "şovenizm" sözcüğünün kökeni; abartılmış vatanseverlik.

che sara sara: it. her şey olacağına varır.

chimaera/chimere: yun. değişik hayvanların değişik kısımlarından oluşmuş grotesk bir canavar; hayali bir uydurma yaratık; olmayacak düş; aşırı hayal. yunan mitolojisinde bir masal ejderhası. homeros onu yarı aslan yarı keçi olarak betimler. aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu ateş püsküren ejderha. typhon'un kızıdır, alev solur, ağzından alevler saçar.

cimbalom: macar çingenelerine özgü kanun benzeri bir çalgı.

cito, longe, tarde: hızla koş, uzaklaş ve geç dön; veba salgınlarında korunmak için önerilen bir yöntem.

cliche: fr. kalıp; fotoğraf negatifi; eskimiş deyim; klişe; basmakalıp söz. 

clio: yunan mitolojisinde dokuz sanat perisinden biri. 

clochard: fr. sokak serserisi; köprüaltı serserisi; berduş.

cockaigne: her isteğin gerçekleşeceği düşsel bolluk, bereket ülkesi.

cogito ergo sum: düşünüyorum; öyleyse varım. [descartes]

comes jucundus in via pro vehiculo est: iyi bir yol arkadaşı, taşıt kadar değerlidir.

compos sui: kendisinin efendisi; kendinin bilincinde; aklı başında. 

conquistador: 16. yüzyılda meksika ya da peru fatihlerine verilen ad. 

conscientious objector: vicdani ve dini inançlarına aykırı olduğunu ileri sürerek askerlik hizmetini yapmayı reddeden kimse.

credo quia absurdum: inanıyorum; çünkü saçma.

crepitus: yellenme tanrısı.

cucullus non facit monachum: her kukuletalıyı keşiş sanma.

cuk: aşık kemiğinin çukur olan yeri. aşık oyununda kemik yere atılınca bu cuk taraf üste gelirse kemiği atan oyunu kazanır.

curiosa:
tuhaf nesneler; yenilikler, alışılmamış ya da garip, özellikle de pornografik konularla ilgili kitaplar.

cythere: ege denizi'ndeki bir yunan adası, bugünkü adı cerigo. şiir dilinde "aşkın büyülü adası" anlamına gelir.

çay: argoda kız.

çiftetelli:
iki sigara kağıdını birbirine ekleyerek yapılan esrarlı sigara. 

da capo: müzikte parçanın baştan tekrarlanacağını gösteren deyim. 

dadaisme: fr. düşünceyle ifade arasında mantıksal bağıntıları dikkate almayan sanat ve yazın okulu.

damnosa quid non imminuit dies?: uğursuz gün neyi küçültmemiştir? [horatius] 

dandicilik: birey olmanın, özgün olmanın en yüksek biçimi; yaşam görgüsü konusunda ulaşılabilecek en son aşama. 

das leben ist die liebe: alm. yaşam, sevgidir. [goethe]

datura: genellikle uyuşturucu olarak veya astım, diyare gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan bir bitki.

dawegler: mit. melek. bitki ve hayvan dünyasının, dağların, denizlerin, ırmakların koruyucusu. [asetin]

de gustibus et coloribus non est disputandum: zevkler ve renkler tartışılmaz.

de mortuis nihil nisi bene: ölülerle ilgili hiçbir şey iyi değildir; ölülerin ardından konuşulmaz. 

defienda me dios de my: tanrım, beni benden koru!

deja vu:
fr. sanatta, özgün olmayan yapıt; köhnemiş formüllerin yinelenmesi; ruhbilimde, bir yeri daha önce görmüşlük ya da birolaya daha önce tanık olmuşluk duygusu.

delik: argoda hapishane.

delimonlar: eski asetin inançlarına göre, yeraltında yaşayan kötü yaratıklar.

demes: antik dönemde atina'daki mahallelere benzer yerleşim birimleri.

demiurgos: platon felsefesinde evreni düzenleyen tanrı.

desapericidos: arjantin'de kullanılan bir deyim. tutuklanan ya da gözaltında kaybedilen ve bir daha kendisinden haber alınamayan kişi.

dextera porrecta: sağ eli uzatarak selamlamak.

deus ex machina: beklenmedik kurtarıcı demektir; antik yunan tiyatrosunda tanrının sahneye bir mekanizma ile indirilmesi.

dharma: evrenin düzenini ve ruhsal gelişimi sağlayan kozmik doğa yasaları; ulu düzen; hakikat; vazife; doğruluk, erdem, ahlak, öğreti.

dhuti: güney asya'da, özellikle hindistan'da geleneksel erkek giysisi. yaklaşık 5 metre uzunluğunda dikişsiz kumaştır. 

diestro: ayakta güreş tutan boğa güreşçisi, matador.

difficilis in otio quies: boş zamanda dinginlik, tehlikelidir. 

diftong: iki sesli harfin bir ses halinde kaynaşması. 

dike: yunan mitolojisinde adalet tanrıçası.

dithyrambos: yunanistan'da i.ö. 7. yy.da şarap tanrısı dionysos adına yapılan şenliklerde söylenen lirik doğaçlama şarkı/şiir. 

dixi: latince "her şeyi anlattım, hepsi bu kadar." anlamında kullanılan sözcük. 

divisi um sic breve fiet opus: işi bölersen kolaylaşır. [martial] 

dodo: nesli tükenmiş iri bir kuş. gagası çengelli, boynu ve bacakları kısadır; uçmaya yetmeyen küçük kanatları vardır. 

dolce: bir parçanın tatlı ve yumuşak çalınacağını belirten müzik terimi.

donbettırlar: mit. su aleminin koruyucuları. [asetin]

doppelganger: alm. bir kişinin ya da nesnenin tıpatıp aynısı; yaşayan bir kişinin eşruhunu taşıdığı düşünülen ve yalnız o kişiye görünen hayalet.

druid: çoktanrıcılık döneminde alplerin kuzeyinde ve britanya adalarında yaşamış antik kelt topluluklarındaki sahip sınıf için kullanılan bir adlandırma.

dulce bellum inexpertis: savaş, onu yaşamamış olanlara güzel gelir. [erasmus]

dulce quod utile: yararlı olan tatlıdır, hoştur.

duo si idem dicunt no est idem: iki kişi söylüyorsa söylenen aynı değildir. 

dura lex, sed lex: katı yasa, kalıcı yasa. 

dyakon: ortodoks kilisesinde papaz yardımcısı. 

dybbuk: yahudi folklorunda, başkasının bedenine girip davranışlarını kontrol eden cin. 

dynamis: yun. kuvvet, güç, kabiliyet.

dyspareunia:
yun. kadında güçlük ve acı duymadan cinsel birleşmede bulunamama durumu.

dzwar: mit. kutsal kişi, koruyucu. kutsal kabul edilen dağlar, ormanlar. [asetin]

eadem sed aliter: aynısı; ama ayrı tarzda.

effigies: romalıların atalarına duyduğu saygıyla ölülerden aldıkları ve ölüyü çifte katlayan balmumu maskeler, kutsal emanetler.

efşati: mit. vahşi hayvanların koruyucusu. yaşlı, uzun sakallı olarak betimlenir. özellikle avcılar büyük saygı gösterirler. [asetin]

ego cogito, ergo sum, sive existo: düşündüğüne göre bu ben'in olması, yani var olması gerekir. [descartes]

eikon: yun. imge, suret. genelde taş, ahşap, metal ya da kumaş üstüne -ya da onlarla beraber- yapılan taşınabilir imgeler.

ekhaia: kandilli.

el alma: arapçada çok bilen, her şey hakkında derin ve engin bilgisi olan kişi anlamına gelir. aynı zamanda kadın dansçı anlamındadır.

el desdichado: por. kalıt'tan yoksun bırakılmış, san'ı elinden alınmış.

el dorado: isp. altın yaldızlı [topraklar]; bir zamanlar güney amerika'da bulunduğuna inanılan altın dolu uydurma ülke; altınlarla donanmış yalancı cennet.

eldar: feodal, prens. [asetin]

eleggua: santeria dininde yolların ve kapıların sahibi olan tanrı.

eleusis: eski yunanistan'da, antik çağda bir kent, ayinleri ceres tapınağı'nda yapılan gizli bir dinin merkezi.

eli, eli, lama sabaktani: isa'nın çarmıhtaki son sözleri; "tanrım, tanrım, beni niçin terk ettin?" [matta, bap 27:46]

elitropia: yer yer kırmızı damarcıklı, yeşil bir taş. antik çağda, bu taşın, onu üstünde bulunduranı görünmez kılma niteliği olduğuna inanılıyordu.

ennoia: simon magus'un gnostik öğretisine göre, hestos'un, yani değişmez tanrının yarattığı ilk düşünce; evrensel ana.

entegrizm: dini doktrinin hiçbir değişime uğramamasından yana muhafazakar görüş.

entia non sunt praeter necessitatem multiplicanda: varlıklar gerekmedikçe çoğaltılmamalıdır. [ockhamlı william]

entropi: fizikte entropi, sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik birim. istatistikten teolojiye birçok alanda yararlanılır. sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropi de artar. bu durum da faydalı -iş yapabilir- enerji miktarını azaltır, faydasız enerjiyi [entropi] artırır. eğer bir sistem tamamen düzenli ise entropisi sıfır olabilir.

eon: türüme.

epenthesis: bir sözcüğün ortasına bir hece eklemek; iç türeme.

ephialtes: aleous'un karısı iphimedeia ile poseidon'un yarı tanrı yarı insan iki azman oğlundan biri. 

eriny: yunan mitolojisinde eumenideler de denen alekto, tsiphone ve megaire adlarındaki intikam tanrıçaları. 

erotomania: yun. sürekli aşık olma hastalığı; aşk hastalığı.

escargot: fr. salyangoz; sümüklüböcek.

esin perileri: grek mitolojisinde zeus ve mnemosyne'in dokuz kızı: calliope [epik şiir], clio [tarih], erato [aşk şiiri], euterpe [müzik], melpomene [tragedya], polyhymnia [kutsal şiir], terpsichore [şarkı ve dans], thalia [komedya], urania [astronomi]

eskatoloji: teolojinin, ölümü, insanın ölümden sonraki yazgısını, cennet ve cehennemi, tarihin son anını ve dünyanın sonunu konu alan dalı. 

esprit de l'escalier: merdiven nüktesi. verilmesi gereken zekice bir cevabın insanın aklına çok geç [ortam terk edilip merdivenlerden inilmeye başlandığı sırada] gelmesi durumunu anlatır. 

esprit libre: fr. engellenmemiş ruh; alışılmış çnyargıların ya da yasakların kısıtlamadığı kişi; kaygısız.

esse: olmak, mevcut olmak.

esse est percipi: var olmak, algılanmış olmaktır. 

est avis in dextra melior quam quattuor extra: sağ eldeki bir kuş dışarıdaki dört kuşa yeğdir. 

est dolendi modus, non est timendi: kederin bir sınırı vardır; ancak zihnin yoktur. 

et nunc et semper dilecta dicatum: şimdinin ve her zamanın sevgilisine. [balzac] 

ethos: bir birey ya da grubun ayırt edici tutum, davranış ve alışkanlıkları.

eumenides: yun. yunan mitolojisinde günahların hesabını tutan üç tanrıça.

euneoe: lethe'nin suyu unutturma, euneoe'nin suyu hatırlatma özelliğine sahiptir. 

europa: yunan mitolojisinde, poseidon ile libya'nın oğlu fenike kralı agenor'un kızı. zeus'un sevgisini kazanarak bütün bir kıtaya ismini verir. zeus bir boğa kılığına girerek onunla sevişir. 

eutopia: yun. iyi yer; güzel ülke.

evangelizm: ruhun ancak isa'nın tüm insanlığın kefaretini ödemiş olan ölümüne inanarak kurtulabileceğini ve hayır işleri, ayinler gibi şeylerin kendi başlarına yeterli olmadığını savunan protestan öğretisi. 

evsurg: evsanevi at. [asetin] 

ex libris: kütüphanesinden. kitabın iç kapağında, çoğu zaman bir grafik süslemeyle birlikte yer alan ibaredir. bu ibareyi kitap sahibinin adı takip eder. 

ex nihilo nihil: hiçlikten hiçlik doğar. 

ex post: sonradan yapılmış olup öncekileri de kapsayan. 

ex voto: adak. 

faenus serpit sicut cancer: faiz kanser gibi yavaşça yayılır. 

facies hermetica: hermetik yüz.

facies hippocratica: hipokrat yüzü. ölüm anında, uzun süren hastalıklar ya da açlık sonucunda insanın yüzünde oluşan ifade.

facies non uxow amatur: yüz sevilir, kadın değil.

facile credimus quod volumus: istediğimiz şeye kolayca inanırız.

falanks: antik yunan'da orduların saldırı kolu düzeni. yan yana dizilmiş ve her biri diğerine kalkan tutarak ilerleyen sekiz askerden oluşurdu.

fama: roma mitolojisinde ünün, halkın sesinin ve dedikodunun simgesi olan tanrıça.

farizilik:
yazılı yasalara sıkı sıkıya bağlılıkları ve kutsallık iddialarıyla tanınan bir yahudi mezhebi. farizi sözcüğü, mecazi anlamda ise ikiyüzlü, hep kendini haklı gören kişi demektir. 

farniente: avarelik. 

favela: brezilya'da, büyük kentlerin çevresinde derme çatma evlerden oluşan gecekondu mahalleleri.

feci quod potui, faciant meliora potentes: ben elimden geleni yaptım, daha iyisini yapabilecek olan buyursun yapsın. 

felix culpa: verimli hata, verimli günah.

felvera: mit. küçükbaş hayvanların koruyucusu. [asetin]

feng-shui: çincede feng, rüzgar; shui ise su anlamına gelir. çin inanışlarına göre doğadaki her alan bazı iyi ya da kötü güçler tarafından tutulmuştur. feng-shui, bu bölgelere yapı inşa etmek için oranın ruhani güçlerinin dikkate alınmasını gerekli gören inanıştır.

festina lente: yavaş yavaş hızlan.

festus: neşeli, hovarda.

fiat justitia, ruat caelum: hak yerini bulsun da, isterse altı üstüne gelsin evin. 

fiat justitia et pereat mundus: dünya yıkılacak bile olsa adalet yerini bulmalıdır. 

fiat veritas pereat vita: hakikat olsun da varsın yaşam son bulsun.

fiesta: kutlama; parti.

figura: oluşum, yapıntı, biçim, yapı.

fin de siecle: yüzyıl sonu. 

flaneur: aylak. gezgin-düşünür. [baudelaire] 

flatus vocis: sesin ardındaki soluk. 

fotizm: duyma ya da dokunma gibi başka bir duyunun tetiklediği, ışık ya da görüntü algısı. 

gadget: fransızcaya ingilizceden girmiş olan bu sözcük yeni ve eğlendirici, çoğu zaman da, faydalı bir işlevi olmayan nesne anlamını taşıyor.

ganymedes:
tanrılara şarap sunan güzeller güzeli oğlan; delphoi tapınağı'nda duran kutsal taş.

gardenal: ağrı kesici, yatıştırıcı bir ilacın ticari adı.

geko: sıcak ülkelerde bulunan bir tür kertenkele.

gentile: dinsel edebiyatta musevi olmayanlara verilen bir ad.

gentrification: kentin çökmüş semtlerindeki evlerin, özellikle orta gelirli profesyonellerce alınıp yenilenmesi; böylece mülklerin değeri artarken düşük gelirli ailelerin yerlerinden edilmesi.

ghat: hindistan'da genel olarak, ganj nehri'ne inen basamaklara verilen ad. dua, arınma, ölüm törenleri bu basamaklarda yapılır. 

gig: üstü körüklü, iki tekerlekli, tek atlı fayton. 

gisant: dikey eksende yükselmeyen, yatay eksende yer alan yontu. 

glossolalia: kişinin olmayan ya da bilmediği bir dilde, anlamsız ya da anlamını bilmediği sözcükler/cümleler sarfetmesi.

gnom: mitolojide yeraltında yaşayan cin ya da cüce. 

gnosis: yun. bilgi; manevi gizemler konusunda özel bilgi ya da anlayış.

gnothi seauton: yun. kendini bil; kendini tanı.

goetia: kara büyü ya da stregoneria. cehennem güçlerini çağırarak, bazen insan kurban ederek yapılan şeytansı pratikler.

gogga: güney afrika'ya özgü, aynı zamanda uçabilen bir böcek türü.

golgotha: kudüs yakınlarında, isa'nın çarmıha gerildiği yer. 

golliwogg: çirkin ve grotesk kişi. 

golondrina: isp. kırlangıç. 

gora: hintçede "beyaz insan". 

gordius düğümü: büyük iskender'in çözemeyip kılıcıyla kesmek zorunda kaldığı düğüm. kördüğüm. 

gorgo/n: mitolojide kendisine bakanın taş kesildiğine inanılan ve en ünlüsü medusa olan yılan saçlı üç kadından biri. çirkin ve korkunç kadın.

göl şairleri: ingiliz şiir geleneğinde, 18. yy. sonlarıyla 19. yy. başlarında gelişen romantik akımın öncüleri samuel taylor coleridge, robert southey ve william wordsworth'a şiir anlayışlarının yakınlığı yanı sıra kuzeybatı ingiltere'deki "göller bölgesi"nde yaşamış olmalarından dolayı verilen ortak ad. 

graal: hz. isa'nın son yemeğinde kullandığı şarap kasesi. 

graphein: yun. kazımak, çizmek, yazmak.

grauna: brezilya'da ve komşusu ülkelerde yaygın olarak yaşayan, madeni pırıltılar saçan morumsu ya da mavimsi tüyleri olan, kapkara gagalı iri bir kuş. 

griffon: mitolojide kartal başlı aslan. 

grub street: londra'da, para için kötü kitaplar yazan çok sayıda yazarı barındırmış bir sokak. bu tür yazarların dünyasını anlatmak için kullanılan bir terim.

guru: kendisine büyük saygı gösterilen ruhani öğretmen, mürşit.

gumirler: nart topraklarına kadar gelip yerleşmiş devler. [asetin]

gündüzsefası: bir adı da kahkahaçiçeği. yalnız gündüzleri çiçek açan çitsarmaşığı. kısa ömürlü, nazlı-narin güzellik sembolü.

habeas corpus: bir kimsenin mahkemeye çıkarılmadan hapsedilemeyeceğine ilişkin hukuk kuralı.

habent sua fata libelli: kitapların kendi kaderi vardır. [terentianus maurus]

habes, habeberis: malın kadar varsın. [petronius]

hanuman: maymun görünümlü savaş tanrısı. 

happening: belli bir olayı bir kereliğine sahneleyerek yaratılan sanat yapıtı. 

hapsasieion: unkapanı.

hekatombe: eski yunan'da 100 adet kurban. bu sayı sonra kurban verenin servetine, kurban verilen tanrıya, bölgeye, bayrama göre değişir oldu.

heretik: kendi dininin kurallarına karşı çıkan kimse.

herostratos/erostratus: adını ölümsüzleştirmek için ünlü artemis tapınağı'nı yakan efesli. yakılmaya mahkum edilmiştir ve adını ananların ölüm cezasına çarptırılmalarına karar verilmiştir.

hestiai: arnavutköy. 

hetaira: antik çağda zeki, eğitimli ve çoğu kez siyasi bakımdan etkili kibar fahişe. 

hic rhodus, hic salta: halep oradaysa arşın burada. 

hieron: anadolukavağı.

hipertropi: bir organın anormal irileşmesi. 

hipogrif: kartal kafalı ve kanatlı, at gövdeli yaratık. 

hipster: bir zamanlar alternatifken şimdi yaygın olan popüler kültür ürünlerine ve alaycı bir şekilde eski modalara düşkün kişiler. 

historia magistra vitae: tarih yaşamın öğretmenidir. [cicero]

hişt: ölünün ardından düzenlenen yemekli tören. [asetin]

hobo: amerika'da yük trenlerinde kaçak olarak seyahat eden, kalacak sabit bir yeri olmayan, düzenli bir işte çalışmayan, parasız, dilenci kılıklı insanlara verilen isim. onları dilenci, "evsiz" ve sokak serserilerinden ayıran ve bir altkültür haline getiren en büyük özellikleri ise içlerinde eğitimli olup da hobo olarak yaşamayı tercih eden insanların olmasıdır.

hokus pokus: bu söz, gal dilinde "hocea pyca"dan yani "goblin'in oyunu"ndan gelir; fakat kimileri kökenini latincedeki "hoc est corpus"a bağlar. [cobham brewer]

homo erectus: ayakları üstünde doğrulmuş insan. 

homo homini deus: insanın tanrısı gene insandır. 

homo homini lupus: insan insanın kurdudur; insan benzerlerinin düşmanıdır. [thomas hobbes] 

homo homini monstrum: insan insanın canavarıdır. 

homo liber de nulla re minus quam de morte cogitat: özgür insanın ölüm kadar az düşündüğü şey yoktur. [spinoza]

homo per se: kendinden yana.

homo sum, humani a me nihil alienum puto: insanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir. [terence]

hookah: nargile.

horror vacui: boşluk yılgısı/korkusu; hiç boşluk bırakmadan çizilen resim.

hybris: kibir, nahvet, günahkarlık, tanrılara eş koşmak anlamlarını taşır.

hydra: yunan mitolojisinde çok başlı su yılanı. bir başı kesildiğinde, aynı yerden iki yeni baş çıkar. hercules tarafından bütün başları kesilip yakılarak öldürülür.

hymenaios: düğün alayını yöneten tanrı. hymenaios için kullanılan simgeler, meşale, çiçeklerden yapılmış bir taç ve bazen de bir flüttür.

hypochondria: aşırı hastalık kuruntusu; hastalık hastalığı; melankoli.

hypostasis: yun. ikona bağlamında doğrudan doğruya herhangi bir kanıtlama gerekmeksizin bilinen ilke, öncül, koşul.

i buy; therefore i am: satın alıyorum; demek ki varım.

iacchus: şarap tanrısı dionysos'un diğer adı.

ianus: roma mitolojisinde, çift başlı bir tanrı. bir yüzü ileriye bir yüzü geriye dönüktür. yani geçmiş yıl ile gelecek yıla. latin dillerindeki january, janvier (ocak ayı) bu kökten gelir.

iasonion: beşiktaş.

içrek: belirli bir topluluğun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan herhangi bir olgu, bilgi ya da öğreti.

idea: yun./lat. görüntü, biçim, ilksel suret.

idee fixe: fr. sabit fikir; saplantı; önyargı.

ideograph: yun. yazılan ve resmedilen imgeler, bir bakıma yazı-resimler.

idola fori: topluluk putları.

il ne faut jamais rien outrer: her şeyin aşırısı kötüdür.

imagines maiorum: romalılara göre ataların imgeleri.

imago: görüntü, imge, suret. roma ölü tapı geleneğinde tahnitten önce cesedin yüzünden alınan ve yunanlıları şaşırtan balmumu maske.

imam kayığı: argoda tabut.

in delitescentia non est scientia:
bilgiden kaçarak bilgili olunmaz. 

in lecto veritas: gerçek yatakta bulunur [taner baybars]

in medio stat virtus:
erdem ılımlılıktadır.

in vino veritas: gerçek, şaraptadır; içkiliyken insan her zaman doğru söyler.

incubus: antik inançlara göre, geceleri uykudaki insanlarla cinsel ilişki kuran ya da karınlarının üstüne oturarak onlara işkence eden cinler.

index librorum prohibitorum: katolik kilisesi'nin okunmasını yasakladığı kitapları içeren liste. ilk kez 1559'da yayımlanmıştır.

informe: fr. biçimsizlik.

ingenii largitor venter: mide dehayı saçıp savurur. 

inter arma silent leges: silahların gürültüsünde yasalar susar. 

inuit: kuzey kutbunda yaşayan topluluklara verilen ad. 

inventio: konu bulmak; dispositio: konuyu uygun şekilde düzenlemek; elocutio: bulunan ve düzenlenen konuyu uygun bir üslupla ifade etmek. [klasik retorik tekniklerine uygun olarak yazılan eserlerde ya da yapılan konuşmalarda temel ilkeler]

ipst sibi somnia fingnut: insanlar kendi rüyalarını kendileri yaratır. [vergilius]

ira furor brevis est: öfke kısa bir deliliktir.

jakana: güney amerika'da yaşayan bir kuş türü. jakana'larda dişi görece büyük bir alanı işaretler. pek çok kuş yuvası hazırlar ve yuvaların sayısınca erkeğin alana girmesine müsaade eder. döllenmenin ardından yuvaların her birine yumurta bırakır ve kendisi için de bir yuva yapıp bir yumurta da oraya bırakır. bu yolla, hem dişiler hem de erkekler yavru kuşları yetiştirme zevkini tadar.

jakaranda: pelesenk ağacı; egzotik ağaçlar grubunda yer alan, şemsiye şekilli, trampet şeklinde açan mor çiçeklerinden birinin başınıza düşmesinin şans getireceğine inanılan; avustralya, brezilya ve güney afrika'da çok görülen, latince adı jacaranda mimosifolia olan bir ağaç türü. 

janus: biri öne, öteki arkaya bakan ve biri hep güleç, öteki asık iki yüzü olan eski roma tanrısı. kapı ve geçitlerin bekçisi. 

jatra: bengladeş ve hindistan'ın batı bengal eyaletinde, bir tür halk tiyatrosu.

jedler: mit. melekler. [asetin]

jet-lag: uzun bir uçuştan sonra yaşanan uyku düzensizliği, yorgunluk.

jezebel: israil kralı ahab'ın acımasız ve kendini beğenmiş karısı. 

jivaro: yukarı amazon'da, andlar'ın doğu yamacında yaşayan ve öldürdükleri düşmanlarının kafataslarını kurutup küçülten savaşçı kızılderililer. 

jua kali: swa. yakıcı güneş.

juggernaut: eski bir hint tanrısı. insanlar kendilerini onun arabasının tekerlekleri altına atarak ezdirme yoluyla feda ederler.

junk: kokain, eroin, barbitüratlar, morfin, metamfetamin, amfetamin vb. ağır uyuşturucuları kasteden sözcük. 

justum aequale est, injustum inaequale: adil olan haktır, hak olmayan haksız. 

kabriole: eski bir kadın şapkası türü.

kaçula: koyun postundan yapılmış köylü başlığı.

kaguyahime: anonim bir eski japon masalındaki perinin adı. ay'da yaşayan bu peri bir kabahat işlediği için bir süre dünyada yaşamaya mahkum edilir. bir bambunun içinde yeniden doğar ve fakir bir bambu kesici tarafından bulunup büyütülür. kızın güzelliğinden, isteyenleri pek çok olur. ülkenin beyi de ister. ama o hepsini reddeder ve bir dolunay gecesi, ay'dan bir araba gelir, güzel periyi alıp yurduna götürür.

kalamos ve bythias: kuruçeşme. 

kapo: nazi toplama kamplarındaki esirler arasından seçilen ve diğer tutuklulara kıyasla belirli imtiyazlara sahip olan mahkumlar. 

kar ve keref: buz tanrısının oğulları. [asetin]

kara yapıt: simyada, büyük yapıt'ın oluşturulması sürecinde, maddenin ilk dönüşüm aşaması; çözülme ve damıtılma aşaması.

kardia:
yun. yürek. 

karezza: hint felsefesinde, bir şey başarıldığında ya da yerine getirildiğinde oluşan boşluktan doğan hedefsizlik duygusu. 

kariyatit: kadın görünüşündeki taştan sütun. 

karma: budizm ve hinduizmde insanın iyi veya kötü kaderinin dünyaya daha önce gelişinde yaptığı iyi veya kötü hareketlerinin sonucu olduğunu savunan öğreti. bireyin geçmiş eylemlerinin, gelecek hayatları ya da yeniden doğuşları üzerindeki etkisi. 

katalepsi: iradenin yitimi, dış etkilere karşı duygunluğun ortadan kalkması ve hareket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesiyle beliren sendrom.

kazi: mit. kötü yaratıklar, cinler. nartların düşmanları. [asetin]

kazüistik: vicdan durumlarını inceleyen ahlak ve tanrıbilim kolu.

keftışer: mit. balıkların hakimi. sualtında yaşar. [asetin]

kehsgenen: doğan erkek çocuğun onuruna düzenlenen eski asetin şöleni, bayramı.

kerubi: tanrıya en yakın melek. 

khalkedon: kadıköy.

khawaga: yabancı ülkeden gelen bir insanı tanımlamak için kullanılır. çelişkili duyguları temsil eder; sömürgeci korkusunu ama aynı zamanda hor görme duygusunu öne çıkarır; çünkü bir yabancının anlamayacağı çok fazla şey vardır.

khelai: bebek. [semt]

khyrsopolis: üsküdar. 

kibbutz: israil'de, mülkiyet ve yönetimin üyelerce paylaşıldığı, kolektif yaşama dayalı tarımsal yerleşim. 

kikonion: çengelköy.

kinik: insanın içtenliğine, özgeciliğine, inançsız ya da kuşkulu yaklaşan kişi.

kneph: mısırlıların en büyük tanrısı.

kodeks: romalılarda parşömen veya kağıtların bir araya getirilmesiyle oluşturulan elyazması. ayrıca: eczanelerde bulundurulması gereken tüm tıbbi malzemelerin listesiyle bunların özelliklerinin kayıtlı olduğu resmi kitap.

kokitos: hades'te bulunan bir ırmak ya da donmuş göl. 

kolhoz: sosyalist sovyetler birliği'nde kollektif çiftliklere verilen ad. 

koltuk: randevuevi [argo].

kolossus: yun./lat. mezarların önüne dikilen, ölünün ruhunu ve bedenini simgeleyen dev heykel, bir tür menhir.

komarodes: yeniköy. 

komsomol: komünist gençlik örgütü. 

konkoloji: midye gibi hayvanların kabukları ile ilgili bilim; sedef bilimi.

kontur: lat./fr. uzçizgi. bir figürün dış ve iç uççizgileri. 

kripta: bazı kiliselerde koro yerinin altında bulunan, kutsal emanetlerin saklandığı tonozlu yeraltı bölümü. 

krishna: yaygın hint geleneğine göre vishnu'nun sekizinci avatarı. 

kumru: aşk tanrıçası venüs'ün arabasını çeken kuşlar. 

kurdalegon: mit. demirci tanrı. düşmanla savaşta nartlara yardım eder. [asetin]

kutugenen: devrim öncesine kadar osetya'da varlığını sürdüren asetin şöleni.

kwendon: nartlara bazen dost, bazen düşman olan feodal. [asetin] 

kyklops: mitolojide, alnının ortasında tek gözü olan dev. 

kyrie eleison: tanrı yardımcınız olsun; tanrım, merhamet et.

l'amour qui n'ose pas dire son nom: fr. adını söylemeye cesaret edemeyen aşk.

la dove c'e piu lavoro, c'e poco arte: çok iş olan yerde az sanat vardır. [mikel anj]

labor omnia vincit: ısrarlı çalışma bütün güçlükleri yener.

laestrygon: insan yiyen canavarlar.

laetitia: latin mitolojisinde, roma'nın ikinci efsanevi kralını esinleyen peri kızı. latincede "sevinç" ya da "mutluluk" anlamına gelir. 

laetus exitus tristem redditum parit: ? [samuel beckett] 

laissez faire: devletin sanayi ve ticarete müdahale etmemesi ilkesi.

laksizm: uzlaşmaya ve hoşgörüye gösterilen gereğinden fazla eğilim.

landgraf: ortaçağ latincesindeki "landgravius" sözcüğünden türemiş bir soyluluk ünvanı.

lapis ex coelis: gökten gelen taş.

lapis exillis: ince taş. anka kuşunun küllerinden dirilmesi mitine bağlandığı gibi, felsefe taşı'nın da eğretilemesidir.

lasciate ogni speranza: tüm umutlarınızı bırakın. [dante] 

lasthenes koyu: istinye.

latifundi: ilkel yöntemlerle ve yarı-köle özellikte ırgatlık ve çobanlık yapılan, sahibinin genellikle başka yerde oturduğu büyük çiftlikler.

lazarus: isa'nın dirilttiği kişi. 

le mieux est l'ennemi du bien: fr. daha iyi, iyinin düşmanıdır.

le style, c'est l'homme: fr. biçem insanın ta kendisidir; bir yazarın biçemi onun kişiliğini yansıtır. 

lebenswelt: yaşanılan dünya; insanların, farkına varmasalar da kendi deneyimleriyle oluşturdukları dünya. 

leitmotiv: alm. rehber, konu ya da örge; bir şiir ya da anlatıda yinelenen her türlü tema; izlek. 

lemuria: uzun zaman önce var olduğu düşünülen, şimdi hint okyanusu'nun altında kaldığı varsayılan bir kıtanın adı. 

lento: bir parçanın yavaş çalınacağını belirten müzik terimi.

lethe: cehennemde efsanevi bir ırmak; ırmağın suyunu içen, tüm geçmişini unutur.

leviathan: ibrani ve fenike mitolojisinde, tevrat'ta dev deniz canavarı.

liberte, egalite, fraternite: fr. özgürlük, eşitlik, kardeşlik

libertin: fr. özgür düşünceli kişi; dinsel konularda serbest görüşlü kişi.

libido: şehvet; bastırılması psikonevroza yol açan cinsel dürtü ya da itki; cinsellik içgüdüsü; yaşama içgüdüsü.

licorne: at vücutlu, at ya da geyik başlı ve alnının ortasında tek boynuzu olan bir masal hayvanı. 

ligne: eski bir uzunluk ölçüsü birimi. başparmağın on ikide biri. 

limbo: hristiyanlarda vaftiz olmadan ölen çocukların ruhlarının gittiği yer.

limerick: bir, iki ve beşinci dizeleri bir uyakta, üç ile dördüncü dizeleri ise bir başka uyakta olan beş dizelik nükteli şiir.

lingam: hint tanrısı şiva'nın, erkek cinsel organı biçimindeki simgesi.

litote/litotik: zayıf görünen bir kelimeyi kuvvetli bir anlam verecek yerde kullanma; çoğunlukla karşıt fikrin olumsuz şeklini alarak yapılır; "iyi" yerine "fena değil" demek gibi; olumlamanın tersten ifadesi [örneğin "iyi bir şarkıcı" demek yerine "kötü bir şarkıcı değil" demek gibi]

liturji: bir dinin dualar, ayinler, ibadetler ve yapılacak tüm işlerle ilgili düzeni. 

lorelei: bir alman masalında şarkılarıyla gemicileri ayartıp ölüme sürükleyen deniz kızı. 

lucernam adhibere in meridie: gün ortasında fener yakmak; gereksiz, saçma sapan işlere kalkışmak [erasmus]

lucifer:
ışık taşıyıcı; sabah yıldızı venüs'ün adı; zühre yıldızı; şeytan; iblis.

lucretia: kralın oğlunun tecavüzüne uğradığı için kendini öldüren, böylelikle roma'da krallığın yıkılıp cumhuriyetin kurulmasını sağlayan ayaklanmayı tetikleyen romalı soylu ve evli kadın.

ludion: ludio. eczacılıkta kullanılan dar boğazlı, ağzı açık, cam şişe.

lutetia: "lutetia parisiorum", seine nehrinin ortasında küçük bir kentti. i.ö. 153'te sezar tarafından ele geçirildi. paris kenti bu adada doğup gelişti.

lykadion ya da kykladion koyu: vaniköy.

ma gavte la nata: torino lehçesinde bir deyim. "tıpanı çıkar" ya da "tıpanızı çıkarır mıydınız lütfen" anlamına gelir. kendini bir şey sanan, burnu havada kimseler için kullanılır. bu gibi kimselerin, boş bir gururun şişirdiği gövdelerini kuyruksokumlarına tıkılmış bir tıpa sayesinde ayakta tutabildikleri düşünülür; tıpayı çıkarınca havası kaçmış bir balon gibi sönerler. çoğu kez tiz bir ıslıkla eski görkemli varlıkları kendi kendilerinin etsiz kansız bir imgesine dönüşür.

macho: isp. saldırgan biçimde erkeksi, güçlü ve kaba [kişi]. 

madrigal: 14. yüzyılda italya'da doğmuş, çalgısız söylenen ve din dışı konular içeren bir şiir ve oda müziği türü. 

magister: usta; yönetici; efendi; bilgili kişi.

mahabharata: hindistan'ın en önemli destanlarından biri. yaklaşık 100 bin dize uzunluğundadır; pandava ve kaurava aileleri arasındaki büyük savaşı anlatır.

malo periculosam libertatem quam quietum servitium: tehlikeli özgürlüğü kölece rahatlığa değişmem.

mana: polinezya ve malezya dilinde doğaüstü güç anlamına gelen bir sözcüktür. ilkel toplumlardaki mana inancı, kişiliği olmayan bir tanrı tasarımı olması bakımından müslümanlığın tanrısına benzemektedir. melanezya dini, yararlanmak için mana edinmekten ibarettir.

manet omnes una not: herkesi bir gece bekler.

mantra: genellikle sanskritçe olan dini hece ya da şiir. mantralar, ruhani kanallar olarak kullanılırlar. sözcükler ve oluşan titreşimlerden faydalanarak kişinin daha yüksek bir amaca ulaşması amaçlanır. meditasyona başlarken sürekli tekrarlanan söz öbekleri. kelimenin gücü, tekrarlandığı ölçüde güçlenir.

manyak: şaman kıyafeti, cübbesi. 

mardi gras: katoliklerin karnavalı. 

marginalia: sayfa kenarına yazılan notlar; özellikle basılmış bir kitap ya da eski el yazmaları üzerine alınmış notlar, çıkmalar.

maria magdalena: isa'ya iman ederek günahlarından kurtulan ve azizler katına yükselen israilli fahişe.

marmoset: güney amerika'da yaşayan çok ufak bir maymun; ipek maymun. 

marseillaise: fransız ulusal marşı. 

mastudo: file benzeyen, nesli tükenmiş bir tarih öncesi hayvana verilen ad. 

mathusalem: 969 yıl yaşadığına inanılan efsanevi din adamı. 

maudit: fr. lanetli; yitik ruh; kurtarılamayacak kişi; hak etmediği talihsizliklere uğrayan kişi. 

m.a.v: mort aux vaches! aynasızlara ölüm! 

mea culpa: suç benim; hata bende.

mediocritas optima est: en iyisi ılımlılıktır.

melancholia: yun. aşırı zihinsel çöküntü; karasevda. 

melusine: yılana dönüşebilen efsane kahramanı; bir perinin kızıdır. 

memento mori: ölümü hatırla; ölüm var, unutma! ölümlülüğün simgesi olarak sergilenen kafatası; simge olarak kullanılan kurukafa; ortaçağ'da bir tür şiir; batı ortaçağı boyunca ölümü hatırlamaya davet eden yazılı ve görsel metinler.

memoir: fr. yapılan işlerin kaydı ya da raporu; özellikle ölmüş birinin kişisel, yaşamöyküel yazısı; yazarın kişisel bilgisi içine giren olayların kaydı; yaşamöyküsel anlatı.

memorabilia: anımsanmaya ya da not etmeye değer şeyler.

memorandum: anımsanacak, unutulmayacak şey ya da şeyler; anımsatmaya yardımcı olacak not; ileride bakılmak üzere tutulan kayıt; bir resmi görevliden diğer bir resmi görevliye gönderilen gayrıresmi mektup; muhtıra.

men sabere zafer: ar. sabreden yener.

mens sana in corpore sano: sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. [juvenalius] 

mercure: latincede mercurius. yunan mitolojisinde tanrıların habercisi, ulağı. haberci tanrı. ayaklarında kanatlı sandallarla gösterilir. 

meritokrasi: kamu yönetimine daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi; ilerleme ve yükselmelerde bilgi, beceri, yetenek, başarı gibi kriterlerin ön plana alınmasını öngören, liyakata dayalı bir yönetim anlayışıdır.

metathesis: bir sözcükte harflerin ve seslerin yer değiştirmesi; göçüşme. 

metis: yunan mitolojisinde bir efsaneye göre, zeus tanrıların en akıllısı olan metis'i hamile bırakır. metis kızı athena'yı doğuracakken, zeus metis'in daha sonra doğuracağı erkek çocuğun onu yerinden edip "tanrıların kralı" olacağını öğrenir. bunun üzerine karısı metis'i yutar. athena daha sonra babası zeus'un kafasından zırhlı ve miğferli, yani savaşa hazır olarak doğar. barışçı akıl tanrıçası metis'in yerini silahlı akıl tanrıçası, hem akıl hem savaş tanrıçası athena almıştır. 

metodist kilisesi: ingiltere'de, kutsal kitapta yazılanlardan ziyade, kişisel saf inanca vurgu yapan bir protestan tarikatı. özellikle sanayi devrimi döneminde aktif ve yaygındı. 

metopon: tophane.

mezarlık vardiyası: genellikle gece yarısından sabaha kadar süren vardiya. bir görüşe göre, 19. yüzyılda gerçekten öldükleri anlaşılmadan aceleyle gömülenlerin seslenip seslenmediklerini kontrol eden mezarlık görevlilerinin vardiyasıdır. 

mi suegra, la negra, con mi se daquileya: isp. en iyi kaynana evden uzak olsun. 

mihenk taşı: bir tür siyah mermer taşı. eski zamanlarda, altın ve gümüş alaşımlarındaki altın ve gümüş oranını, dolayısıyla bu alaşımların kalitesini ölçmek için kullanılırmış.

militia est vita hominis super terram: savaş, insanoğlunun yeryüzündeki yaşamıdır. 

milo: m.ö. 6. yüzyılın sonlarında yaşamış yunan atlet. gücüyle ve halkın önünde omzunda öküz taşımak gibi bazı güç gösterileriyle ün kazanmıştır. oduncuların ağaç kamasıyla biraz yarıp bıraktıkları bir ağaç görür ve onu ikiye ayırmak ister; kama fırlayıp düşer, ağaçta sıkışıp elini kıstırır ve sonunda kurtlara yem olur. 

minotauros: poseidon'un denizden çıkarıp gönderdiği ak boğa ile girit kralı minos'un karısı pasiphae'nin oğlu, insan başlı, boğa vücutlu mitolojik yaratık. 

miscere utili dulce: eğlenceli ile yararlıyı harmanlama. [horatius]

mithra: zerdüşt dini geleneğine ait, pers kökenli "ışık tanrı".

mizantrop: insanlardan nefret eden kimse. mec. toplumdan, insanlardan kaçan kimse.

modus vivendi: [birlikte] yaşam biçimi; güçlüklere karşın geçinme yöntemi; geçici anlaşma.

moi qui pense, je suis: fr. ben ki düşünüyorum; varım.

moloh: fenikelilerin ve kartacalıların uğruna insanları kurban ettikleri tanrı.

molok/molek: kenan ili'nin ateş tanrısı, anababalar çocuklarını yakarak molok'a kurban ederlermiş.

monad: leibniz'in metafiziğinde basit, başka bir şeye indirgenemez birim; kendi içinde, maddi tözlerden farklı olarak, güçler içeren psişik etkinlik merkezi. 

monseigneur: yüksek aşamalı papazlara hitap sözcüğü. 

montessori: öğrencilere dersler dışında, kendi ayakları üzerinde durma bilincini de aşılamaya çalışan eğitim sistemini benimsemiş okul türü. 

morbus sacer/morbus divus: sara hastalığı. romalılar arasında, tanrılar tarafından verilen özel bir hastalık olduğuna inanılmıştır.

morituri te saluant: selam; ölecek olanlar, seni selamlıyor. arenaya giren gladyatörlerin roma imparatorunu geleneksel olarak selamlarken söyledikleri sözler.

mors ultima linea rerum est: ölüm her şeyin en son çizgisi [horatius]

mors ultima ratio: ölüm son yargılamadır.

moukaporis koyu: hünkar iskelesi.

mouni: bilge kişi, ermiş.

mu: antik maya söylencesine göre, pasifik'te yitik bir anakara ya da ada. bazı araştırmacılar mu'yu atlantis'le özdeşleştirmişlerdir.

mulaj: fr. bir nesneden ya da bedenden birebir ölçekte çıkarılan kalıba verilen isim.

muleta: boğa güreşçisinin kırmızı kumaş altında tuttuğu değnek; baston.

multa paucis: az [sözcük] ile çok şey [söylemek].

mundus vult decipi; decipiatur ergo: dünya aldatılmayı hak eder; öyleyse bırak aldatılsın.

mutatio caparum: kardinallerin isa'nın dirilişi yortusunda yaptıkları pelerin değişimi. 

mutatis mutandis: gerekli değişiklikler yapıldığında.

mutum est pictura poema: resim, sessiz bir şiirdir. [horace]

myrmecoleo: önü aslan, ardı karınca bir figür.

myrtho: efsanelerde geçen büyücü kadın.

mystere: orta çağ tiyatro oyunlarına verilen ad. hep dinsel bir konu işlenir. tanrı, azizler, melekler ve iblisler konunun başlıca kişileridir.

mysterium termendum: korku ve titremeye yolaçan gizem.

mystique: fr. belli uğraşları ya da etkinlikleri yürütenlere karşı yarı dinsel bir hayranlık ya da bağlılık; bir girişimi yönetmede özel  nekropolis: yun. ölüler kenti; gömme yeri.

nabukadnezar: kutsal kitap'ta, i.ö. 605-562 yılları arasında yaşadığı söylenen, kudüs'ü almış olan babil kralı. ileri yaşlarda ruhsal dengesini yitirip çiğ ot yemeye başlamıştır.

nagayka: kazak kırbacı. 

nakkare: iki değnekle vurularak çalınan bir çeşit davul. 

nantes fermanı: 1598'de, katolik fransa'nın kralı iv. henry'nin, ülkesinde milli birliğin sağlanması amacıyla kalvenci protestanların haklarının tanındığını ve bu yolla inanç özgürlüğünü bildiren fermanı. 

naometria: yun. bir tapınağın iç boyutlarının ölçülmesi. masonik simgecilikte, süleyman'ın tapınağı'nın söylencesel mimarı hiram'la bağıntılı olarak kullanılır. 

naturaliter et inavitabiliter mala et vitata natura: insan şeytansı ve kötü bir doğaya sahiptir. 

nec sine te, ne tecum, vivere possum: sensiz de, seninle de yaşanmaz.

negasyonist: 2. dünya savaşı sırasında nazilerin gerçekleştirdiği yahudi soykırımını ve çingene katliamını görmezden gelen ve kabul etmeyenlere verilen ad.

nemesis: yun. öç tanrıçası; ceza verici adalet; suçun cezasız kalmaması; göz korkutan düşman.

neolojist: yeni anlam ve kelimeler bulan veya kullanan kimse.

netokrat: internet insanı.

nihil cognitum quin praevolitum: önceden sevilmeyen asla tanınmaz.

nihil in intellectu quod non prive fuerit in sensu: ilkin duyuda bulunmayan hiçbir şey zihinde bulunmaz. 

nihil motum ex antiquo probabile est: bütün yeniliklere kuşkuyla yaklaş. [titus livius] 

nihil nove sub sole: güneşin altında yeni hiçbir şey yok.

nihil volitum quin praecognitum: önceden tanınmayan asla sevilmez. 

nihilizm: hiççilik veya yokçuluk. 19. yüzyıl ortalarında rusya'da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bulan bir felsefi yaklaşım. bilimsel bilgi dışında hiçbir gerçek bilgi olmadığını kabul etmektir. toplumda yerleşik kuralların, kurumların, değer yargılarının ve ahlak kurallarının yadsınmasına varır. 

nike: yunan mitolojisinde zaferi simgeleyen bir tanrıça. kanatlı, uçan bir genç kız olarak tasvir edilir.

nil admirari: hiçbir şeye şaşırmamak. [horatius: hiçbir şeye şaşırmamak, belki de tek ve biricik şeydir, bir insanı mutlu edebilecek olan.]

nil desperandum: umudunu yitirme.

nil magnum nisi bonum: iyilik olmadan büyüklük olmaz.

nirvana: sanskrit. uçmuş; uçurulmuş; bilinç yitimi olmadan bireyselliğin, özdeşliğin bütünüyle yok olması; budizm'de acının vezihinsel ıstırapların sona erdiği durumu gösteren kavram; unutuş.

nisi credideritis, non intelligentis: inanmadığın sürece anlayamazsın da. [isiah 7:9] 

nitribitt: savaş sonrası almanyasının en pahalı, en zengin fahişelerindendi. boynuna ip dolanarak öldürülmüş, katili bulunamamıştır. 

noblesse oblige: soyluluk zorlayıcıdır; asalet sorumluluk ister; soyluluğun beraberinde sorumluluk getirdiği anlamında bir deyiş.

noffo dei: 14. yüzyılda yaşamış floransalı haydut. tapınakçıları ihbar etmiş, daha sonra yalancı tanıklık ettiği öne sürülmüş; bu yüzden canından olmuştur.

noli me tangere: aziz yuhanna incili'ne göre, isa'nın yeniden doğduktan sonra mecdelli meryem'e söylediği "bana dokunma" anlamındaki ilk sözleri. 

nolite judicare: hükmetmeyin ki hükmolunmayasınız. [matta] 

nolite te bastardes carborundorum: ? [margaret atwood] 

non bene pro toto libertas venditur auro: hiçbir altın özgürlüğün bedelini ödeyemez. 

non cogitat qui non experitur: denemeyen bilmez.

non datur omnibus adire corinthum: belli şeylerin sadece ayrıcalıklılara mahsus olduğunu belirten deyim.

non est inventus: yoktan hiçbir şey var edilemez. 

non illegitimi carborandum: orospu çocuklarının seni yıpratmalarına izin verme. 

non pas absous ni condamne, notez bien; perdu: ne bağışlanmış ne de hüküm giymişse, aman dikkat; kaybolmuş demektir.

non serviam: hizmet etmeyeceksin. 

non sine labore: çalışmadan hiçbir şey elde edilmez.

nosce te ipsum: kendini bil; kendini tanı. [yun. gnothi seauton] 

nota bene: dikkat ediniz. 

notabilia: not etmeye değer şeyler; dikkate değer şeyler.

novissima verba: sonsöz.

noyan: moğollar'da komutan.

nozografi: hastalıkların sistemli ve yöntemli olarak sınıflandırılması.

nullum magnum ingenium sine mixture dementiae: içine biraz delilik karışmamış büyük deha yoktur. [aristo]

nullum unquam exstitit magnum ingenium sine aliqua dementia: biraz çılgınlığı olmayan hiçbir büyük deha yoktur. 

nullus enim locus sine genio est: bir ruhu olmayan hiçbir yer yoktur. 

nunquam aliud natura, aliud sapienta dixit: doğa ile akıl hiçbir zaman farklı şeyler söylemezler. [juvenal]

nymphe: mitolojide dağ, orman, ırmak, pınar ve deniz perisi; su perisi.

nymphaion: yun. (nymphe: su, orman perisi) genellikle bir bahçe içinde bulunan ve dinlenme yeri olarak yapılmış, çeşmeler ve bitkilerle düzenlenmiş klasik yapı ya da oda. 

oberon: ortaçağda ve rönesans edebiyatında perilerin kralı. shakespeare'in bir yaz gecesi rüyası'ndaki periler kralı. 

obscurantisme: karanlıkçılık; kitleleri bilgisiz ve cahil bırakma, aydınlık düşmanlığı.

ochun: santeria dininde nehir, dere ve çayları kontrol eden aşk ve bereket tanrıçası.

odi profanum vulgus: cahil halktan nefret ederim [horatius]

odi profanum vulgus et arceo: insan sürüsünden nefret ediyor ve uzak duruyorum. [horatio]

oibara: efendileri öldüğünde, sadık adamlarının ve doğrudan hizmet eden savaşçıların, onu takip etmek için karınlarını yararak intihar etme törenleri. 17. yüzyılın ikinci yarısında yasaklanmıştır.

oksimoron:
anlamı güçlendirmek için zıt kelimelerin bir araya getirildiği deyiş tarzı. 

oligopol: içinde çok sayıda alıcıya karşılık çok az sayıda satıcı bulunan piyasa. 

omne animal post coitum triste est: çiftleşmeden sonra bütün hayvanların üzerine bir hüzün çöker. 

omne ignotum pro magnificio est: bilinmeyen her şey görkemlidir. 

omnia fui, nihil expedit: her şey idim; hiçbir şeye değmezmiş. [septimus severus] 

omnia mea mecum porto: bir abam var atarım, nerde olsa yatarım. 

omnibüs: her durakta duran, önceleri atlı olan tramvay. 

omnis motus, quo celerior, eo magis motus: her devinim, ne denli hızlıysa o denli devinimdir. 

ondinist: idrar boşalmasından erotik bir zevk alan kişi.

opera omnia: bütün yapıtlar. bir yazarın bütün yapıtları. 

operibus credite, et non verbis: söze değil, işe inanın. 

ophiulcus: yılancı takım yıldızı.

opossum: keselisıçangillerden bir tür fare. 

orfizm: kübizm akımı içinde renge öncelik tanıyan eğilim. adını 1912'de şair guillaume apollinaire koymuştur. 

orixa: umbanda tapımında kutsal varlıklar.

orjat: arpa, badem ve şekerle yapılmış alkolsüz içki.

osip emilyeviç mandelstam: [1891-1938] rus şair ve deneme yazarı. stalin döneminde tutuklanarak sibirya'ya sürgün cezası aldı. sibirya'ya giderken bir transit kampında öldü.

otos: mitolojide kendisi gibi dev olan kardeşiyle birlikte tanrılara karşı savaş açan yarı tanrı yarı insan. savaşın sonunda, bir anlatıma göre zeus'un yıldırımıyla, bir anlatıma göre apollon'un oklarıyla öldürülür.

oxala: brezilya mitolojisinde iki cinsiyetli bir tanrı.

oxossi: brezilya mitolojisinde orixa'lar arasında sayılan bir tanrı. elinde yay olan bir avcı biçiminde temsil edilir.

pagurus: deniz kabuklarının içine sığınarak yaşamını sürdüren bir böcek cinsi.

paka: güney amerika'ya özgü kokarcayı andıran koyu kahverengi kürklü bir memeli. 

pakora: bir hint yemeği. 

paleografi: eski yazılar bilimi.

palimpsest: üstünde yazılı metnin bütünüyle ya da kısmen silinmesinden sonra yeni bir metnin yazıldığı rolu ya da kitap sayfası biçiminde parşömen. özellikle ortaçağ'da keşişlerin, yeni metin yazmak için üzerindeki eski metni sildikleri ya da kazıdıkları parşömen.

palingenesie: varlıkların ve toplumların yeniden doğarak evrilmesi fikri.

palinormikon: fındıklı [semt]. 

palmyra: suriye'de, humus şehrinin 155 km doğusunda, dünyanın en eski yerleşimlerinden biri. 

pamersiel: ibran melekbiliminde bir varlık.

pandit: hindu kültürü, hukuku ve felsefesinde uzman; genellikle brahman olan, bilge, eğitimli hindu.

panourgia: "sürü psikolojisi" dediğimiz şeye yakın bir kavram; toplulukta birbirini taklitle davranışların yayılması.

panta rei: yun. her şey akar. [herakleitos] evren bir süreçtir, gerçek olan yalnızca değişimdir. 

papaka: kazakların yün başlığı. 

par excellence: fr/ing. fevkalade; olağanüstü; mükemmel; lat. daha üstünü olmayan; özellikle.

par in parem non habet jurisdictionem: eşitler birbirini yargılayamaz. 

paramnesia: yaşamakta olduğu bir şeyi daha önce de aynen yaşadığını zannetme. 

paris vaut une messe: paris bir ayine değer. dinsel toleransıyla ve eşitlikçi fikirleriyle bilinen iv. henry, 1593 yılında fransa tahtına çıkabilmek için kalvinistken katolik olmak zorunda kalınca, ayin sırasında bu cümleyi söylemiştir. 

parsek: gökbilimde kullanılan, yaklaşık 3,26 ışık yılına eşdeğer bir uzaklık ölçü birimi. 

particularism: özel bir çıkara ya da partiye, ulusa kendini adama. 

patetik yanılgı: insanın doğa ya da bir cansız nesne karşısında hissettiklerinin, sanki nesnenin özelliğiymiş gibi anlatılması anlamına gelir: zalim gece, ağlayan ırmak, yaslı deniz vs. 

patria libre o morir: ya özgürlük ya ölüm.

pauci beati: nadir yakalanan mutluluk. 

pecca fortite: işleyeceksen ağır günah işle. 

pecunia non olet: para, kokmaz. [juvenalis] 

pentekontorikon: dolmabahçe.

per aspera ad astra: zorluklardan yıldızlara; zorluklarla yıldızlara kadar.

per ipsum, et cum ipso, et in ipso: bizzat onun sayesinde, bizzat onunla birlikte ve bizzat onda! 

periculum in mora: gecikmede tehlike vardır. 

peripatetisyen: aristoteles, derslerini gezinerek verdiği için, felsefesine ve yandaşlarına takılan, "gezginler" anlamındaki niteleme.

perpetuum mobile: fiziksel bir olanaksızlığı anlatan sonsuz devinim.

persona non grata: istenmeyen adam.

phaedrus:
ilk olarak platon'un mektuplarında geçen kurgusal kahramanlardan birisidir. bundan başka robert m. pirsig'in zen ve motosiklet bakım sanatı ve bu kitabın devamı olan lila adlı kitaplarında geçen bir roman kahramanıdır. pirsig bu karakteri platon'dan hareketle oluşturmuştur. aklın ve akılcılık geleneğinin temsilcisi olan platon'da phaedrus, yazının doğası üzerine platon'un kuşkularını dile getiren bir kişiliktir. [vikipedi]

phantasmagoria: yun. çeşitli ışık yanılsamalarından oluşan büyülü fener gösterisi; düşteki şekiller ya da olaylar gibi hızla değişen bir dizi nesne.

pharmakias: tarabya.

pharnakia: giresun.

phiela: kanlıca körfezi. 

philippika: ceza söylevi. cezalandırıcı söylev. demosthenes'in makedonyali philipp karşısındaki söylevleri için kullanılmış, sonradan cicero da antonius karşısındaki 14 söylevini aynı sözcükle nitelemiştir. 

philistinism: kültür ve sanat düşmanlığı.

phoebus: apollon.

physis: özde bulunan veya doğal olarak oluşan gelişmenin veya değişmenin kaynağı.

piblokto: güneş tutulduğunda eskimolar "piblokto" bağırışlarıyla buzlar üzerinde çılgın bir orji yapıyorlardı. 

piece de resistance: bir şeyin (yemek, gösteri, metin vs.) en leziz, çarpıcı, etkileyici parçası, bölümü. bir yaratımın bütününü unutulmaz kılan ve ona tekil özelliğini kazandıran özü. 

pieta: meryem ana'yı kimi zaman yalnız, kimi zaman başka kişilerle, dizinde ölü isa'yı taşırken gösteren resim ya da heykel. 

pikaresk: serseri bir hayat süren kişilerin yaşayışına verilen ad. 

piktobet: peak: [ing.] zirve, doruk, tepe noktası. to: [çin.] yol, felsefe, sanat. beth: [ibr.] iyilik, bilgelik, güzellik; ev. 

pilgrim: 1620 yılında "mayflower" gemisiyle amerika'ya göç eden ingilizler.

pilthor: geniş tarlaları yakan fantastik varlık. [asetin] 

pinata: noel'de ya da doğum günü kutlamalarında yüksekten sallandırılan, gözleri bağlı çocukların sopayla kırdıkları ve içine şeker, oyuncak vs. konmul, topraktan ya da kartonpiyerden yapılma figür. 

pioupiou: piyade eri. "bitli piyade" gibi. 

placebo: "hoşunuza gideceğim"; hastayı yatıştırmak, kandırmak için verilen ve hiçbir etkisi olmayan ilaç; yatıştırıcı. 

plinius: eski romalı tarihçi ve doğa bilimci. vezüv yanardağı patladığında tekneyle yakınına kadar sokulup inceleme yaparken üzerine düşen volkan kayalarının altında kalıp ölmüştü. 

podariko: yeni yılın ilk sabahında, ev halkı dışında biri, eve ilk girişinde "podariko"yu yapmış olur. bütün yılın iyi ya da kötü geçmesi, bu kişinin uğurlu ya da uğursuz oluşuna bağlıdır. 

pogrom: gettolara karşı girişilen saldırı ve şiddet uygulamaları. 

poiesis: yun./lat. yapma, hazırlama, oluşturma, gerçekleştirme, sanatçının kendi dışında bir yapıt yaratma etkinliği.

pointillizm: noktacılık; puantilizm; 19. yüzyıl sonlarıyla 20. yüzyıl başlarında bazı fransız ressamları tarafından uygulanan bir resim tekniği. bu teknik, küçük ana renk noktalarının bir araya getirilmesi ve insan gözünde bir yanılsama yaratılarak ara renkleri algılamasının sağlanması esasına dayanır. 

post hoc: bundan sonra. 

post mortem: ölümden sonra; her şey olup bittikten sonra.

posta: argoda polis.

potamonion: anadoluhisarı.

potlatch: amerikan yerlilerinde kutsal nitelikli armağan ya da bir şeyin armağan olarak yok edilmesi töreni. 

pozitivizm: araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan, metafizik açıklamaları kuramsal olarak olanaksız, pratik olarak yararsız gören felsefe görüşü.

prana:
yaşam soluğu, gövdenin temel ilkesi, erke.

praxis: yun. eylem; uygulama; tutum; amacını kendi içinde taşıyan etkinlik; kullanım; adet.

pratiquant: fr. dinin gereklerini hiç aksatmadan yerine getiren kişi.

prevoir pour pouvoir: fr. öngörebilmek, kontrol edebilmektir. [comte] 

priapos: yunan mitolojisinde bereket tanrısı. 

procrustes: yunan mitolojisinde yataklarına uyması için uzun boyluların kollarıyla bacaklarını kesen, kısa boylularıysa çekerek uzatan kahraman.

prokrustes: yunan mitolojisinde, boylarını yatağına uydurmak için konuklarının kol ve bacaklarını çekip uzatan ya da kırıp kısaltan dev.

proparalepsis: bir sözcüğün sonuna bir hece eklemek; sontüreme.

prosumer: bu sözcük "üretici" ve "tüketici" sözcüklerinin bileşiminden oluşturulmuştur.

proteus: çeşitli hayvan kılıklarına giren, su olan, ağaç olan deniz tanrısı.

prothesis: bir sözcüğün başına bir hece eklemek; öntüreme. 

puja: hinduların, kendi seçtikleri tanrı ya da tanrıçalara saygı göstermek ya da dua etmek için gerçekleştirdikleri dinsel ayin. 

punch: geleneksel ingiliz kukla oyununda bir karakter. 

purdah: hindistan'da kadınları toplumun geri kalanından ayrı tutma geleneği.

püriten: dini ve ahlaki konularda aşırı derecede duyarlı ve katı kimse.

pyrrhias cyon: "kızıl köpek"; rumelihisarı.

pyryksos limanı: kanlıca. 

pythia: delphi'deki apollon tapınağının rahibesi. içtiği kutsal suyla cezbeye girer ve kehanetlerde bulunurdu. 

quadrumana: ön ayaklarının yanı sıra arka ayakları da el gibi yapılanmış memeliler.

quaker: 17. yy.ın ortalarında ingiltere'de ve amerikan kolonilerinde ortaya çıkan, itikatnamelere, din adamlarına ya da başka bir kilise kurumuna gerek olmaksızın tanrı'yı içsel bir deneyimle kavramayı vurgulayan hıristiyan grubu.

qualis artifex pereo: benimle birlikte ne büyük bir sanatçı ölüyor! [suetonius'a göre, neron'un intihar etmeden önceki son sözleri].

quamquae sunt oculis submissa fidelbus: gözün gördüğü şey zihni, kulağın duyduğundan daha çok etkiler. [horace] 

quantum mutatus ab illo: ne kadar da değişti! 

que jamais la honte de vivre raisonnable: fr. makul bir hayat sürmenin utancı.

que pasa: neler oluyor?

que sera, sera: her şey olacağına varır.

quelippot: ibr. deniz kabuğu. 

qui aime bien, chatie bien: çok seven çok cezalandırır. 

quietism: insanın ahlaki çabadan vazgeçmesi gerektiğini savunan bir doktrin. buna göre tanrı ile mistik bir birlik içinde insan kişiliğinin bütün güçleri ortadan kaldırılmalı, kurtuluş ümidi de dahil olmak üzere her türlü arzu bastırılmalıdır. hinduizm, budizm ve yunan mistisizminde, doğu ve batı hristiyanlığında gözlenir. 

quietist: akıl ve iradenin dünyevi olaylara tamamen ilgisiz kalarak yalnız tanrı düşüncesine daldığı dinsel bir mistisizm şekline gönül veren kişi. 

quid pro quo: kısasa kısas. her şey karşılıklı. telafi amaçlı verilen şey. 

quisque suos patimur manes: kaderimizi, seçtiğimiz tanrılar belirler. 

quo vadis: nereye gidiyorsun?

quod erat demostrandum: kesinlikle ispat edilmiştir. 

quod scripsi, scripsi: ne yazdıysam yazdım. [pontius pilatus] 

r.i.p.: rest in peace. huzur içinde yat.

rabarba: sinema veya televizyonda kalabalık sahnelerin çekimlerinde kalabalığı oluşturanların hep bir ağızdan konuşur gibi yapıp anlamsız sesler çıkarmasıyla oluşan uğultu efekti. 

radix malorum est cupiditas: kötülüğün kökeni arzudur. 

ragtime: doğaçlamaya yer vermeyen ve cazın doğuşuna kaynaklık eden müzik üslubu.

rakugo: geleneksel japon tiyatrosu türü.

ramayana: üç büyük hindu tanrısından vishnu'nun avatarlarından biri olan prens rama'nın başından geçenleri anlatan hint destanı.

rara avis: ender bulunan şey; harikulade insan; nadir ya da eşsiz insan.

rasdelka: rus. ikona yapımında kullanılan görünmez potansiyel çizgileri.

reconquista: iber yarımadası'ndaki hıristiyanların, müslümanların yarımadadaki varlıklarını ortadan kaldırma amaç ve çabalarına verilen addır. 1492 yılında son endülüs devleti'nin yıkılmasıyla başarıya ulaşan reconquista, ispanyolca "yeniden fetih" anlamına gelir. 

redingot: arkası yırtmaçlı, etekleri uzun, çift sıra düğmeli, resmi erkek ceketi; riding coat. 

reductio ad absurdum: bir fikrin doğruluğunu, tersinin yanlış olduğunu ispatlayarak gösterme. [euklides]

redwood: kaliforniya'ya özgü, dünyanın en yüksek ağacı olan, kırmızı kereste veren bir tür selvi. 

res ipsa loquitor: şeylerin kendileri konuşur. 

res publica: "kamusal şey". batı dillerinde modern "cumhuriyet" sözcüğünün -italyancada "repubblica"- de atasıdır.

res severa verum gaudium: hakiki sevinç zorlu bir şeydir; gerçek sevinç çetin bir şeydir.

respice finem: sonuca bak.

rest in peace: huzur içinde yat. [r.i.p.]

rex qui nunquam moritur: kral asla ölmez.

rhodion periboloi: çırağan.

ridendo dieere severum: gülerek acı olanı söylemek. 

ripolin: mucidinin (riep) adıyla anılan bir yağlı boya. dyolin gibi. 

rişi: kutsallığı, dindarlığı ve dini konular üzerindeki bilgisi için kendisine saygı duyulan hindu.

rococo: fr. çok fazla anlamsız süsle yüklü süsleme biçimi; xıv. louis üslubu; ucuz; cafcaflı; bayağı; zevksiz; rokoko; çok süslü mimarlık biçemi.

roman a clefs: gerçek kişi ya da olayların isimlerinin değiştirilerek verildiği roman.

ronin: efendisinin ölümüyle ya da efendi tarafından azledilerek efendisiz kalan savaşçı. 

rosetta taşı: antik yunanlılar ile mısırlıların yaptığı, taşın üzerine üç dilde yazılmış, böylelikle mısır halkı, asilleri ve yunanlılar tarafından kolaylıkla okunabilmiş olan anlaşma. 

ruere in servitium: gönüllü olarak köleliğe koşmak [tacitus]

sacco ile vanzetti: italyan asıllı anarşistler; suçsuz olmalarına karşın soygun ve cinayetten idama mahkum oldular, 1927'de.

sacra: sacer, kutsal, adanmış. bakışlardan gizlenen tapı nesnesi.

safa: mit. ev ocağının, ateşin, ailenin koruyucusu. [asetin]

saga: özellikle norveçli kahramanların destanlarını anlatan uzun hikaye. 

said soltanpur: iranlı şair. şah'ın devrilmesinden sonra ülkesine döndü ve politik içerikli sokak tiyatrosu yaptı. 19 haziran 1981'de, humeyni iktidarı tarafından idam edildi.

sainte nitouche: kusurlarını namusluluk ve yapmacık sofuluk maskesi altında gizleyen kişi.

sajen:
2.13 metrelik bir rus uzunluk ölçü birimi. 

samizdat: sscb'de sansürün yasakladığı kitapların yasadışı bir biçimde el altından dağıtılması; bu şekilde dağıtılan kitap için kullanılan rusça kelime.

samsara:
sanskrit. dolaşma; ruhun değişik dönüşüm aşamalarından geçmesi.

sanctuaire: tapınak, mabet, ibadethane.

sannyasi: hinduizmde, bir dilenci olarak dördüncü ve son aşamaya ulaşan brahman.

santeria: kökleri afrika'ya dayanan, küba'da gelişip etrafındaki adalara yayılan, bünyesinde hem katolik hem de afrika geleneklerini barındıran dini bir mezhep.

sapere aude: bilmeye cesaret et. [kant]

saphique: genel olarak üç, iki ve bir heceden oluşan bileşik şiir türü. 

sapyoseksüel: zekadan etkilenen, zeki insanlara cinsel yakınlık duyan kişi. 

sarcophagus: et çürütücü; mezar; lahit.

sarıkız: esrar.

sari: hindistan, bengladeş, nepal ve sri lanka'da geleneksel kadın giysisi. dört ila dokuz metre uzunluğunda dikişsiz kumaştır. vücuda çeşitli şekillerde sarılabilir. 

sarong: güneydoğu asya ve bazı afrika ülkelerinde bele etek gibi sarılan kumaş. 

sarvodaya: halkın gerçek demokrasisi. 

satyagrahi: şiddet kullanmayan direniş eylemcisi. 

satyr: teke ayaklı, hayvan kulaklı, küçük boynuzlu, yarı insan yarı hayvan tanrı.

satyrasis: yun. aşırı ve marazlı cinsel istek.

sayneg: feodal; ünlü nart kahramanı hemıts'ın katili. 

scientology: kendini bilmenin ruhsal bir tatmin yolu olduğunu savunan ve 1952'de l. ron hubbard tarafından başlatılmış dinsel ve psikoterapik bir hareket. 

scylla: denizcileri yutan, kadın biçimli, altı başlı canavar. 

scrabble: dilmece. 

scribendi recte sapere est principium fons: iyi yazının kaynağı ve temeli akıldır. [horace]

segnius irritant animos dismi saper aures: ?

selene: yun. ay.

semel emissum volat irrevocabile verbum: söz ağızdan bir kere çıkar. 

senectus ipsa est morbus: yaşlılığın kendisi bir hastalıktır. 

seppuku: savaşçıların kendilerine verilen görevde başarısız olmaları, kendilerini veya efendilerini utandıracak bir şey yapmaları durumunda, bu utancı temizlemek üzere karınlarını yararak intihar etmeleri. "harakiri" olarak da bilinir. 

sekstant: gemicilikte kullanılan ve gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmye yarayan gereç. 

shaman: tunguz. rahip [rahibe]; kuzey asya kabileleri arasında rahip ya da hekim; ilkel bir kabilede hekim; şaman.

shan tingxiu: hindistan'daki bodhisattva -aydınlanmış varlık- avalokiteşvara'nın çince ismi. "dünyanın seslerini dinleyen" anlamına gelir. 

shangri: yeryüzünde var olduğu düşlenen uzak cennet, ütopya. 

sharawaggi: sanatta bilerek yaratılan bakımsızlığın ya da düzensizliğin yarattığı güzellik. 

shiksa: yahudi olmayan kadınlar için kullanılan küçümseyici bir sözcük. 

shiva: hint inanışında yıkım, yeniden doğuş ve değişim tanrısı. brahma ve vishnu ile birlikte, hinduizmin en büyük üç tanrısından biridir. 

si jeunesse savait, si viellese pouvait: gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse. 

si vis amari ama: sevilmek istiyorsan sev. [seneca] 

si vis pacem, para bellum: barış istiyorsan savaşa hazır ol.

sibylla: kadın-rahip, kehanette bulunan kadın.

sic itur ad astra: bu kapılardan yıldızlara çıkılır. nikaragua'da, hukuk fakültesinin kapısında yazılı olan bir özdeyiş.

sic transit gloria mundi: dünyanın şanı geçicidir; dünyanın şanı şöhreti böyle gelir geçer. [yeni papa'nın taç giyme töreninde söylenen bir cümle]

siesta: öğle uykusu.

signe/signum: işaret, sinyal, mühür, imge. savaş alanında romalıların kullandığı stratejik işaret.

silloji: yun. birleştirme, toplama anlamına gelen sillogos sözcüğünden türetilmiş, üç cümleciğin bileşimini anlatan bir yöntemi tanımlamaktadır. formel mantığın tümdengelim yoluyla sonuç çıkarma yöntemidir. giriş adı verilen ilk iki cümleden sonuç adı verilen üçüncü cümle elde edilmektedir. örneğin: insanlar ölümlüdür, ben de bir insanım; o halde ben de ölümlüyüm. 

silvaner: beyaz şarap elde edilen bir üzüm cinsi. 

siluet: fr. gölge halinde profil ya da profil gölge. bir nesnenin kenarlarını çizmek ya da kesmek suretiyle oluşan imge. 

similia similibus carantur: benzer, benzeriyle tedavi olunur.

similis simili gaudet: davul bile dengi dengine.

simya: değersiz madenlerden altın yapma sanatı. içrek bir öğreti olan simyanın tinsel düzlemdeki amacı ise, sıradan insanı tinsel insana dönüştürmektir. bu dönüşüm, "felsefe taşı" aracılığıyla gerçekleştirilecektir. simyanın sonul amacı, büyük yapıt'ı gerçekleştirmektir. bu sürecin üç aşaması; kara yapıt, beyaz yapıt ve kırmızı yapıt'tır.

sine nobilite: soylu sanı olmayan. [ingiltere'de eskiden mahalle sakinlerinin listesinde her adın yanında kişinin uğraşı ve toplumsal düzeyi belirtilirdi. örneğin sanı bulunmayan burjuvaların adlarının yanında s.nob yazardı; yani soyluluktan yoksun: snob sözcüğünün kökeni budur.]

sinoptik: yun. aynı görüşü paylaşan, yansıtan, uyumlu.

sipsi: sigara [argo]

skletrinas koyu: sarıyer.

smog: smoke [duman] ve fog [sis] sözcüklerinden oluşmuştur; kent üzerindeki kirli hava anlamına gelir.

sobriquet: fr. takma ad; mahlas; lakap. 

somnus: roma mitolojisinde uyku tanrısı; ölümün kardeşi ve gecenin oğlu. 

sophrosyne: antik dönemde, akıl ve düşünce sayesinde kendine ve şiddetli arzulara hakim olma erdemi.

soterioloji: teolojinin kurtuluşla ilgilenen dalı.

statua: dikit ya da dikmek. dikey eksende uzayan yontu.

stoacılar: m.ö. 315'te zenon tarafından kurulan felsefe okulundan olanlara verilen ad. stoa öğretisi, usun egemenliğini, doğaya uygun yaşamayı, ruhun duyumsamazlığını, zevk ve acının telkinle bastırılmasını ve dünya yurttaşlığını savunur. 

stultorum infinitus est numerus: aptalların sayısı sonsuzdur. 

styks: yunan mitolojisinde oceanos'un kızları arasında en başta geleni.

styx: yunan mitolojisinde bu dünya ile öte dünyayı birbirinden ayıran ırmak.

sub rosa: gülün altında, gizlice, mahremiyet içinde. bir toplantıda konuşulanların veya yapılanların toplantıya katılanlar tarafından ifşa edilmediği ve tavana, saklanacak olan sırrı simgeleyen bir gülün asıldığı eski bir gelenekten kaynaklanan, "gizlice" anlamında latince deyim. antik çağlarda gül, sessizliğin simgesiydi.

succubus: antik inançlara göre, geceleri erkeklerle birleşmek için kadın biçimine bürünen cinler.

sudra: hindu kast sisteminde, işçilerden oluşan en alttaki sınıf.

sui generis: kendine özgü. 

sukofantes: incir yakalama. yalandan suçlama, yalancı tanıklık ve iftira sanatı. m.ö. 6. yüzyılda atina'da, yasadışı yoldan incir ihraç ettiği gerekçesiyle insanları suçlayan ya da saklanan incirleri ortaya çıkaran sukophant'lardan türemiştir.

sumi: zen anlayışıyla, kendiliğindenliği gözeterek resim yapma yordamı.

summus ius, summus iniuria: aşırı adalet, aşırı haksızlık doğurur. 

sunt lacrimae rerum: şeylerin gözyaşları vardır. 

suomi: finlandiya'nın fince adı. "bataklık arazi" anlamına gelir.

synaesthesia: ruhbilimde, bir zihinsel imgenin başka bir duyu izlenimiyle üretilmesi; özellikle de bir renk imgesinin belli seslerle çağrıştırılması. 

şimd: asetinlerin kitlesel oyunu. ayrıca kabartay, çerkez ve adıgelerde genişçe yayılmıştır. asetinlerin çok eski danslarından biridir.

şiva: ibr. yedi. cenaze töreninden sonra başlayan yedi günlük yas sürecine şiva oturması denir.

tabula rasa: sil baştan; üstü kazınıp düzeltilmiş tablet; temiz, boş taş tahta; yeni etkilere açık boş yüzey; bir konuda boş, bilgisiz, her türlü yeniliği kabule hazır zihin; insan anlığının doğum anındaki durumunu belirtmek için john locke tarafından ortaya atılan, latincede "düz levha" anlamı taşıyan terim. doğuştan bilginin olamayacağını belirtmek üzere kullanılmıştır.

tahtakoz: argoda polis. 

taksonomi: bitkileri ve hayvanları çeşitli sınıflara ayırmakla uğraşan bilim dalı. 

tanagra: yunanistan'da bir şehir. antik çağda çömlek biblolarıyla ünlüydü.

tanto buon che val niente: öyle iyi ki, hiçbir şeye yaramıyor.

tar: mit. büyük toprak sahibi, despot. [asetin] 

tarantas: hafif bir rus arabası. 

tarantella: güney italya'da yapılan hızlı bir halk dansı. 

tarokko: üç kişiyle oynanan bir kağıt oyunu. 

tat twam asi: sen busun. 

techne: yun. belirli bir sonucu meydana getirmeye yarayan usuller bütünü; zanaat, yeti, meslek. 

tek kürekle mehtaba çıkmak: mastürbasyon yoluyla rahatlamak. 

tekke: esrar içilen yer. 

tempus edax, homo edacior: zamanın gözü kördür, insan ahmaktır. 

tempus edax rerum: her şeyi yutan zaman.

terk-turk: bilinmeyen bir halk. türkler olabilir. [asetin]

terra incognita: keşfedilmemiş ülke; keşfedilmemiş topraklar.

terret vulgus, nisi metuat: halk korkmazsa korkutur. 

tertulia: bir latin geleneği. genellikle bir kahvede ya da evde yapılan, sohbet amaçlı, resmi olmayan, düzenli edebi toplantılara verilen ad. 

testis unus, testis nullus: tek bir şeyi sınamak, hiçbir şeyi sınamamaktır. 

thyle: ultima thyle eski coğrafyacılara göre, yaz dönümünün hiç yaşanmadığı, dünyanın en kuzeyinde kalan bir adadır. romalılar thyle'nin yeryüzünde insanların yaşadığı toprakların en uç sınırı olduğuna inanır.

tiara: taç; çelenk; baş süsü.

tiberius: m.ö. 42-m.s. 37 arasında hüküm süren, roma'nın 2. imparatoru. isa, onun yönetimi sırasında çarmıha gerildi.

tiki: çok dindar brahmanların başlarının tepesinde bıraktıkları bir tutam saç. 

tilbury: iki kişilik hafif fayton. 

timeo danaos et donna ferentes: lat. hediyeyle gelseler bile yunanlardan korkarım. [vergilius] 

tirzah: yeryüzünün zalim kraliçesi. 

totus mundus histrionem: bütün dünya oyunlardan kuruludur. 

tout se tient: fr. her şey birbiriyle bağlantılıdır.

tragelaphos: antik yunan'da keçi-geyik veya sığır-geyik figürü.

trapezos: trabzon.

trauma: yun. yara; zedelenme; incinme; sarsıntı; travma. 

tree of knowledge: kutsal kitap'ta, cennet bahçesinde bulunan ve meyveleri iyiye ve kötüye ilişkin bilgi veren bir ağaç. bu açıdan bilgi meyvesini yemek, ayrıca iyiye ve kötüye ilişkin bilgiyi edinmek anlamına da gelir. 

triumphalism: yenilen tarafın moralini bozmak için yapılan zafer gösterisi. 

tue res agitur: senin davandır görülen. [horatius] 

tutır: mit. kurtlrın koruyucusu, çobanı. [asetin]

tyche: yun. şans, yazgı, talih.

typhon: yunan mitolojisinde yüz başlı yanardağ tanrısı.

tyrannus: eski yunan'da, halkın desteğiyle kent devletinin yönetimini tek başına ele geçiren kişi. tyrannus, sonraları olumsuz bir anlam kazandı ve yetkilerini sınırsızca kullanan zalim bir yönetici olarak anlaşıldı. 

ubi nihil vales, ibi nihil velis: ? [samuel beckett] 

uçan hollandalı: efsaneye göre, sonsuza kadar okyanuslarda gezinmeye mahkum ve onu görenler için felaket habercisi olan hayalet gemi. 

ultima thule: germen geleneğinde, yeryüzünün en kuzey ucunda, yitik bir uygarlığın beşiği olan söylencesel ülke.

uraeus: horus'un gözünün yerine koyduğu yılan. eski mısır'da, güneş tanrısı horus'la karanlık tanrı seth arasındaki ünlü kavgalardan biri sırasında seth, horus'un gözünü çıkarır; horus da onun erkeklik organını koparır. tanrı toth, ikisini de yargılar, bu yargı sonunda horus gözünü geri alıp babası osiris'e verir, gözünün yerine de yılan "uraeus"u koyar. bu yılan, mısır firavunlarının egemenlik simgesidir.

uranie: astronomi ve geometri perisi.

ünanimizm: "ortak duygu, tek ruh", "uzlaşma" anlamına gelen ve bireyi toplumsal ilişkileri çerçevesinde ele alan edebiyat öğretisi.

vade mecum: benimle gel; insanın sürekli arkadaşı; bir rehber; insanın sürekli yanında taşıdığı kitap ya da nesne.

vale: veda sözü. 

valkyrie: iskandinav mitolojisinde savaşların sonucuna ve hangi savaşçıların öleceğine karar veren çok güzel savaşçı tanrıçaları.

vanitas: boşluk, değersizlik, kibirlilik. 

vanitas vanitatum et omnia vanitas: boş benlik duygularının en boşu; her şey boştur, her şey nafile. 

vaya con dios: isp. tanrı sizinle olsun. 

veda: aryan din edebiyatına verilen ad. hindular için kutsaldırlar ve yine bu dine inananlar için açığa çıkmış bilgidirler. veda'lar "vid" kökünden gelir: bilmek, bakmak, adlandırmak, bağışlamak.

veni, vidi, vici: geldim, gördüm, yendim.

verba volant, scripta manent: söz uçar, yazı kalır. 

verbum caro factum est et habitarit in nobis: ten, söze dönüştü ve artık içimize yerleşecek. 

veritas odium parit: gerçek, nefret doğurur.

veritas temporis filia: gerçek, zamanın kızıdır. [bacon]

veronika: vera ikona; hakiki ikona. 

verst: 1,067 km denk gelen rus uzunluk ölçüsü. 

versus inopes rerum nugaeque canorae: hiçbir düşünceyi içermeyen, incir çekirdeğini doldurmayan sözler.

verşok: arşının [71 cm] 16'da biri.

vestigium: kalıntı, artık, atık ya da kumsalda bırakılan ayak izleri gibi izler. 

vice versa: sıralanışı tersine çevrilerek; tersine; karşılıklı olarak; terimlerin ya da durumların birbirinin yerine konması.

videmus nunc per speculum in aenigmate, tunc autem facie ad faciem: aynaya baktığımızda kendi suretimizde başka suretleri görürüz. [aziz paulus] 

vika: anglo-kelt sistemine ait bir pagan geleneğidir. sürekli olarak gelişimi aramayı ve evrenin döngülerine göre yaşamayı amaç edinir. 

vishnu: hinduizmde brahma ve shiva ile birlikte üç büyük tanrıdan biri.

vitam impendere vero: yaşamını gerçeğe adamak.

voila: fr. işte; buyurun.

volenti non fit injuria: kendisi isteyene haksızlık yapılmış olmaz.

volumen: papirüsten yapılma, rulo şeklindeki kitap.

vombat: avustralya'da yaşayan keseli bir hayvan. 

vox populi, vox dei: halkın sesi hakkın sesidir. [atasözü]

vulnerant omnes, ultima necat: hepsi yaralar, sonuncusu öldürür.

walkyrie: iskandinav mitolojisinde savaş alanında ölen kahramanlar arasından bazılarını seçip ruhlarını, tanrı odin'in sarayı valhalla'ya götüren güzel haberci melek kızlar. bunlara duyulan aşk, karşılık görse bile, insanı hep yıkıma sürüklerdi.

wasilla: mit. fırtına ve ürün tanrısı.

wastırci: mit. erkeklerin, savaşçıların, yolcuların koruyucusu. satana'nın babası. [asetin]

wazay: kuzey osetya'da, digor boğazı'nda bir yer.

wehrmacht: 1935-1945 yılları arasında alman kara, deniz ve hava ordularının tümüne verilen ad.

weltgeist: hegel felsefesinde, tarihin ve doğanın gelişminin ardında yatan, her şeyi belirleyen ve içeren dünya tini.

weyig: mit. dev, kiklop. [asetin]

werheg/werhteneg: nartların kurucuları. 

wille zur macht: irade, kuvvetten üstündür. 

xango: umbanda tanrısı. orixa'lardan biri. atmosfer olaylarını yönetir; gök gürültüsü ve şimşekler üstünde etkindir. ak giysili, başı taçlı olarak temsil edilir.

xenophobia: yun. yabancı nesneler ve insanlardan hoşlanmama; yabancı düşmanlığı ya da korkusu.

xochopili: "çiçeklerin tanrısı." peyote de dahil olmak üzere pek çok kutsal bitkinin koruyucusu.

ya merg ya azadi: ya özgürlük ya ölüm.

yang: çin. erkeklik ilkesi; etkin güç; çin felsefesine göre yaşamın temelini oluşturan eril öge.

yasnaya polyana: tolstoy'un malikanesi.

yemanja: umbanda tapımında bir tanrıça. oxala'nın kızı, tüm orixa'ların anası.

yemaya: santeria dininde deniz ve göl tanrıçası.

yggdrasil: kuzey avrupa mitolojisinde geçen dişbudak ağacı. dünyayı saracak kadar büyük olduğu için "dünya ağacı" olarak da bilinir.

yin: çin. dişilik ilkesi; edilgin güç; çin felsefesine göre yaşamın temelini oluşturan dişil öge.

yoga: sanskrit. boyunduruk altına alma; zihnin yatıştırılması; kafa rahatlığı sağlamak ve gerçekliğin özüne ermek için sevgi kazanmak amacıyla öz denetimi vurgulayan hint felsefesi.

yoni: sans. kadın cinsel organı. yaşamın kaynağı. 

zamindar: hindistan'da toprağın vergisini toplama hakkını ya da mülkiyetini elinde tutan insanlara verilen isim. 

zanouba: yoksul insanlar tarafından giyilen ucuz bir terlik; aynı zamanda özensizliğin bir göstergesidir.

zek: stalin döneminde çalışma kamplarında (gulag) kalan mahkumlara verilen kısaltma ad.

zephyrus: batı rüzgarı.

zeppaz: merkezi kafkasya'da, genellikle osetya ve kabartay'da geniş biçimde kullanılan anıtmezar.

No comments: