26.1.18

tanrıya karşı söylev

marquis de sade

günümüzde akıl yürütmeyi bilen tüm insanların tek sistemi ateizmdir.

tanrı'ya inanmak için insanın aklını yitirmesi gerekir.

devletlerde öyle ahlaksızlıklar vardır ki asla telafi edilemezler.

dinlerin despotizmin beşiği olduğundan kuşku duymayın. tüm despotların ilki bir rahipti.

dinler, en güçlünün zorbalığının en zayıfı ele geçirmek istediği bir düzenden başka nedir ki! bu niyetle dolu olan kudretli kişi, üzerinde egemenlik kurma iddiasında olduğu kişiye, vahşetiyle kuşatmasına imkan tanıyan prangaları tanrı'nın hazırladığını söylemeye cüret etti ve yaşadığı sefaletin sersemleştirdiği bu adam da ötekinin her dediğine ayrımsızca inanır. bu dalaverelerden doğan dinler saygıyı hak edebilir mi? düzenbazlığın ve salaklığın damgasını taşımayan tek bir din var mıdır? akla ziyan gizemler, doğayı ihlal eden dogmalar, yalnızca akıldışılık ve tiksinti esinleyen grotesk seremoniler.

herhangi bir hareketin nedeni bizim irademizdir. bir hareketin bizim içimizde yaratacağı sonucu bilmiyorsa tanrı fikri ne iğrençtir! eğer biliyorsa onun suç ortağıdır ve ona rıza göstermektedir. bizim irademiz daima bazı hareketlerin ardından geldiğinden, tanrı bizim irademizle işbirliği etmek zorundadır; dolayısıyla o baba katilinin kolundadır, kundakçının meşalesindedir, fahişenin amındadır.

hegel: en yüksek yaşamın içinde bütünlük, en uç noktadaki ayrılığın geri dönüşüyle mümkündür.

benim bahtsızlığım, boyun eğmeyi asla bilmeyen ve asla da boyun eğmeyecek sağlam bir ruhu gökten almış olmaktır.

anlamanın hiç etkili olmadığı yerde inanç ölüdür ve bu tür durumlarda inanç sahibi olduğunu ileri sürenler inancı dayatır.

sözde bir mucizeye itibar edebilmek için iki şey gerekir: bir hokkabaz ve her şeyden etkilenen birileri.

hayal mahsulü bir varlık olan tanrı ancak delilerin kafasında var olabildi; aklı başında hiç kimse onu ne tanımlayabilir ne de kabul edebilir ve akla bu denli ters bir fikri benimsemek için salak olmak gerekir.

tanrı'nın aptallığına dair yeni bir kanıt ister misiniz? yararlanılan bir bahçedeki bir ağacın meyvesini yemekle ilgili bu gülünç yasak da nedir? böyle bir yasak koyan tanrı ancak kötü biri olabilir; çünkü insanın yenik düşeceğini gayet iyi biliyordu; dolayısıyla bir tuzak kurmuştur. ne aşağılık bir alçak sizin şu tanrınız! onu bir sersem olarak görüyordum; ama biraz daha yakından baktığımda hergelenin teki olduğunu anlıyorum.

insanlar her yerde birbirine benzer ve her yerde aynı zaaflarla aynı hataları işlerler.

ruhun ölümsüzlüğü kanaatinin en gözde olduğu yüzyıllarda bile ona kuşkuyla bakıp onu ortadan kaldırmak isteyecek kadar akıllı insanlar daima çıkmıştır.

insanı kim yarattı? cehennem işkenceleriyle cezalandırması gereken tutkuları ona kim verdi? sizin tanrı'nız değil mi? dolayısıyla, sersem hristiyanlar, bir yandan bu gülünç tanrı'nın insana eğilimler verdiğini, diğer yandan ise bunları cezalandırmak zorunda kaldığını mı kabul ediyorsunuz? bu eğilimlerin peşinden gitmenin kendisinin hakarete uğraması anlamına geleceğini bilmiyor muydu? eğer biliyorsa, insana bu türden eğilimler vermesi nereden kaynaklanıyor? eğer bilmiyorsa, tek sorumlusu olduğu bir haksızlıktan dolayı insanı neden cezalandırıyor?

cehennem sistemi, birkaç insanın kötülüğünün ve birçoklarının zırvalamasının sonucundan başka bir şey asla değildir.

bütün aklı başında insanlar, insanları sonsuza dek mutsuzluğa gömmek için yaratacak kadar acımasız, tutarsız, barbar bir tanrı kabul etmektense tanrıya inanmamayı çok daha kolay bulurlar.

evrenin sonsuzca güçlü, sonsuzca bilge bir varlık tarafından yaratılmış ve yönetiliyor olduğu doğruysa, her şeyin onun bakış açısına katılması, destek olması ve en büyük iyilik için hareket etmesi gerekir. oysa zayıf ve bahtsız bir yaratığın asla ona bağlı olmayan günahlar nedeniyle sonsuza dek eziyet ve işkence görmesinden, evrenin en büyük yararı için ne gibi bir iyilik doğabilir?

insan soyundan bireylerin çok büyük bölümünün sonsuz bahtsızlığının mutlak bir kötülük olduğuna kuşku yoktur.

cennet dogmasına da cehennem dogmasından daha fazla inanmayalım: her ikisi de insanların görüşlerini zincirleme ve egemenlerin despotik sultası altında insanı boynu eğik tutma iddiasındaki dinsel zorbaların acımasız icatlarıdır.

cehennem ateşi onlar üzerinde etkili olamaz. tanrı'nın maddi bir ateşin ruhlar üzerinde etkide bulunabilecek şekilde davrandığını, bu ruhları besin olmadan yaşatacağını ve varlıklarını sürdürmelerini sağlayacağını, yanıcı madde olmadan ateşi sürdürebileceğini söylemek, tek garantisi teologların aptalca hayalleri olan ve dolayısıyla ancak onların aptallık ya da kötülüklerini kanıtlayan olağandışı varsayımlara başvurmaktır.

ölmüş insanın artık olmadığına inanmaktan daha doğal ve daha basit hiçbir şey olamaz. ölmüş insanın hâlâ yaşadığına inanmaktan da daha zırvası olamaz.

dini ilkeler kesinlikle hiçbir şeye dayanmazlar ve asla doğuştan değillerdir.

antik çağ halklarının iyi yanlarına sahip çıkmak yerine, öyle görünüyor ki hristiyanlar kendi dinlerini her yerde rastladıkları ahlaksızlıklarla doldurmuşlardır.

aklın yoluna gir, ahlak dersi meraklısı. senin isa'n muhammed'den daha iyi değildir, muhammed de musa'dan, onların üçü de konfüçyüs'ten daha iyi değildir. filozoflar onları alaya almıştır, ayaktakımı ise onlara inanmıştır. özgür insanlar artık bu çocuk oyuncağıyla eğlenmiyor.

anlaşılması en güç şeyin en önemli şey olduğuna aklı başında insanları nasıl oldu da ikna edebildik, diye soracaksınız. onları müthiş korkutarak; çünkü insan korktuğunda artık akıl yürütemez; çünkü bu insanlara özellikle kendi akıllarından sakınmaları öğütlendi ve insanın bir kez aklı karıştığında her şeye inanır ve hiçbir şeyi incelemez. tüm dinlerin iki temeli cehalet ve korkudur.