10.1.18

bağnazlık

paulo freire

fanatizmle beslenen sekterlik her zaman hadım edicidir. eleştirel bir ruhla beslenen radikalleşme ise daima yaratıcıdır. sekterlik gizemlileştirir ve böylece de yabancılaştırır; radikalleşme eleştirir ve böylece de özgürleştirir. radikalleşme, kişinin seçmiş olduğu tavra artan bir bağlılığı içinde barındırır ve böylelikle somut, nesnel gerçekliği dönüştürme çabasına daha sıkı angaje olmayı getirir. buna karşılık gizemlileştirdiği ve irrasyonel olduğu için sekterlik, gerçekliği sahte -ve bu nedenle değiştirilemez- bir gerçekliğe dönüştürür.

"sadist dürtünün özünde başka bir kişi -ya da öteki canlı varlıklar- üzerinde kesin egemenlik kurmanın getirdiği zevk yatar. aynı düşünceyi, "sadizmin amacı insanı bir nesneye, canlı bir şeyi cansız bir şeye dönüştürmektir" diyerek de dile getirebiliriz; çünkü tam ve kesin denetim altında canlılar yaşamın tek temel niteliğini, özgürlüğü yitirirler." (erich fromm)

insani olmayan hiçbir tarihsel gerçeklik yoktur. yalnız insanlar tarafından yapılan ve -marx'ın belirttiği gibi- karşılığında da insanları biçimlendiren bir tarih vardır. çoğunluklar yalnızca, kendilerine tarihe özneler olarak katılma hakkı tanınmadığı yerde egemenlik altındadır ve yabancılaşır. böylelikle halkın, nesne konumunun yerin özne statüsünü geçirebilmesi -herhangi bir gerçek devrimin hedefi- dönüştürülecek gerçeklik hakkında eylem yapması kadar düşünmesini de gerektirir.

"sadece, kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendini değiştirmesini sağlayan eylem özgür olabilir. özgürlüğün olumlu bir koşulu, gerekliliğin sınırlarının, yaratıcı insani yeteneklerin idrak edilmesidir. özgür bir toplum mücadelesi, sürekli artan ölçüde bireysel özgürlük yaratmadıkça özgür bir toplum mücadelesi değildir." (gajo petrovic)

insan, dünyasını -ki insani bir dünyadır- dönüştürücü emeğiyle yarattığı ölçüde tatmin bulur. o halde, insanın tatmini/kendini gerçekleştirmesi dünyanın gerçekleşmesinden geçer. fakat çalışma dünyasında var olmak tamamen bağımlı, güvensiz ve sürekli tehdit altında olmaksa insanlar tatmin olamazlar. özgür olmayan iş tatmin edici bir uğraş olmaktan çıkar ve insandışılaşmanın aracı haline gelir.

modernleşmeyle gelişmeyi birbirine karıştırmamak önemlidir. "uydu toplum"daki kimi grupları etkileyebilmesine rağmen, modernleşme hemen her zaman yapaydır ve bundan yarar sağlayan da sadece metropol toplumdur. gelişmeksizin sadece modernleşen bir toplum, dış ülkeye bağımlı olmayı sürdürecektir; birazcık, temsili karar yetkisi üstlense bile. bağımlı kaldığı sürece her ülkenin kaderi budur.

entelektüel ve ahlaki niteliklerine büyük değer verdiğim şilili bir rahip recife'de beni ziyaret ettiğinde şunları söylemişti:

"bir arkadaşımla birlikte gecekondularda tarifi imkansız bir sefalet içinde yaşayan çeşitli aileleri görmeye gittiğimiz zaman, onlara böylesi bir hayata nasıl katlanabildiklerini sordum ve hep aynı cevabı aldım: 'elimden ne gelir ki? bu, tanrı'nın takdiri; ben de buna uymak zorundayım.'"