8.8.17

sevgili

julio cortazar

varoluş özden önce gelir, sevgilim.

yanılsamaları, eğretilemeleri veya rüyaları değiş tokuş ederdik; böyle geceler boyu kahve fincanları üzerinden birbirimize baktıktan sonra yalnız başımıza yola devam edecektik er ya da geç.

her şey yerli yerinde, acılı, aciz. yine de, şimdi gözlerimi yumsam, şehrin imgelerinden biri çalınırdı gözüme, uykuyla uyanıklık arasında olduğum zamanlarda, dalgınlık anlarında ya da başka bir şey üzerinde yoğunlaştığımda, her seferinde beni şaşırtacak, çağrılara umutlara, aldırmadan dönüp gelen bir imge.

sana ne hissettiğimi burada kal diye anlattım, git diye değil. bizi ayıran her şey aslında birlikte yaşayabilmemizi sağlıyor. hissettiklerimizi birbirimize anlatmayı bırakırsak ikimiz de özgürlüğümüzü kaybederiz.

aynada kendime bakamıyorum artık. kara bir boşluk görüyorum çünkü her baktığımda, şimdiyi iğrenç bir gurultuyla yutan bir huni. kendimi öldürecek ya da çekip gidecek gücüm de yok. rahatça çıkıp gidebilmesi için onu özgür bırakacak gücüm yok.

hiçbir oyun unutmanı sağlayamaz: ruhun soğuk bir makine, şaşmaz bir regülatör. seni başka bir şimdiye atmak için irili ufaklı her şeyi silip süpüren bu hortumda hiçbir şeyi unutmayacaksın; şehirdeyken bile kendinsin, önüne geçilmez bunun. çok geçmeden yöntemli bir biçimde unutacaksın, bir önce, bir sonra olacak; acele etme, gün hâlâ bitmedi.

bir keresinde ménilmontant'taki o kafede vivien leigh'den söz ederken pekala da birbirimizi öpebilirdik. ikimizin de çok kolay yaptığı bir şey bu. bizi kolay kolay sevmeyenleri öpüyoruz hep; çünkü biz de kendimizi pek sevmiyoruz muhtemelen.

uyumayacağım, bütün gece uyumayacağım, nice uykusuz gecelere tanıklık etmiş şu pencerede şafağın ilk ışıklarını göreceğim. hiçbir şeyin değişmediğini bileceğim, lütuf diye bir şey olmadığını.

seni unutacağım. çok yakında seni unutacağım, mecburum, biliyorsun. senin bana dediğin gibi "görüşürüz" diyeceğim ben de sana ve ikimiz de yalan söylemiş olacağız. ama biraz daha kal, zamanımız bol. bazen bu da şehirdir.