4.8.17

devrim

victor hugo

uzun süre suskun kalan bir kimseye dinleyicinin her türlüsü yeter. belagat hocası gymnastoras, içi bir sürü ikilem ve kıyasla dolu olarak hapisten çıktığı gün, önüne gelen ilk ağacın karşısında durup ona bir güzel nutuk çekmiş ve onu ikna etmek için hayli uğraşıp didinmiş.

toplumun bütün bereketli ışımaları bilimden, edebiyattan, sanattan, öğretimden çıkar; insanları yetiştirin, yetiştirin insanları. onları aydınlatın ki sizi ısıtsınlar. eninde sonunda o azametli genel eğitim meselesi, mutlak hakikatin karşı konulamaz otoritesiyle kendisini ortaya koyacaktır.

bütün yüce fetihler az ya da çok cesaretin mükafatıdırlar. devrimin olması için montesquieu'nün onu sezmesi, diderot'nun öğretmesi, beaumarchais'nin haber vermesi, condorcet'nin hesaplaması, arouet'nin hazırlanması, rousseau'nun önceden düşünmesi yetmez; danton'un ona cüret etmesi gerekir.

iyinin masum olması gerekir. gerçekten de devrimin büyüklüğü eğer göz alıcı ideale dimdik bakıp pençelerinde kan ve ateşle yıldırımlar arasında ona doğru uçmaksa, ilerlemenin güzelliği de lekesiz olmaktır; ve bunlardan birini temsil eden washington'la öbürünü cisimleştiren danton arasındaki fark, kuğu kanatlı melekle, kartal kanatlı melek arasındaki farktır.

sosyalistlerin ele aldıkları problemlerin hepsi; kozmogonik görüşler, hayaller ve mistisizm bir yana, şu iki belli başlı probleme indirgenebilir: birinci problem: servetlerin üretilmesi. ikinci problem: servetlerin bölüştürülmesi. birinci problem emek konusunu içerir, ikinci problem ücret konusunu içinde taşır. birinci problemde kuvvetlerin kullanılması söz konusudur. ikincisinde ise faydaların dağıtılması. kuvvetlerin iyi kullanılmasından kamu gücü doğar. faydaların iyi dağıtılmasındansa bireyin mutluluğu çıkar. iyi dağıtımdan eşit dağıtım değil, adil dağıtım anlaşılmalıdır. en birinci eşitlik, adalettir. bu iki şeyin birleşmesinden -dışarıda kamu gücü, içeride bireyin mutluluğu- sosyal refah doğar.

bir devrim karaya oturur oturmaz işini bilir kişiler hemen karaya oturanı parçalamaya girişirler. yüzyılımızda işini bilir kişiler kendilerine devlet adamı sıfatını tevcih etmişlerdir. öyle ki, sonunda bu devlet adamı sözü biraz argoya kaçar olmuştur. bu arada, şunu da unutmamak gerekir ki, işini bilirliğin bulunduğu yerde mutlaka küçüklük vardır. yani, işini bilir kişiler demek, pespayeler demektir.