22.6.17

terapi

carl gustav jung

"en derin ve en önemli konuşmalarım hep adı sanı bilinmeyen insanlarla oldu."

psikiyatri vakalarının çoğunda hastanın dile getirilmemiş bir öyküsü vardır ve kural olarak bu öyküyü kimse bilmez. tedaviye ancak tümüyle kişisel olan bu öyküyü iyice irdeledikten sonra başlanabilir. hastanın gizidir bu ve hasta bu kayaya çarparak parçalanmıştır. gizli öyküsü bilinirse tedavi için bir anahtar elde edilmiş olur. doktorun görevi, bu gizle ilgili bilgiyi nasıl ortaya çıkaracağını düşünmektir.

çoğu vakada bilincin malzemesini taramak yetersiz kalır. bazı vakalarda çağrışım deneyi yolu açabilir. düşlerinin yorumu ya da hastayla uzun ve sabırlı bir iletişim kurmak da. tedavide göz önünde bulundurulması gereken nokta hastanın tüm kişiliğidir, yalnızca bulgular değil. tüm kişiliğini zorlayan sorular sorulmalıdır.

psikozun arkasında bir kişilik, bir yaşam öyküsü, umutlar ve istekler yatar. anlamıyorsak suç bizdedir. ilk kez, kişiliğin genel psikolojisinin psikozun içinde saklı olduğunu ve insana özgü çelişkilere burada da rastladığımızı fark ettim. hastalar tepkisiz ya da tümüyle geri zekalı gibi görünseler bile zihinlerinde varsayılandan çok daha fazlası olup bitiyor ve çok daha fazla anlam var. akıl hastalığının derinlerine indiğimizde yeni ve bilinmeyen hiçbir şeyle karşılaşmayız. bulduğumuz, bizim de altyapımızdır.

bir şeyden vazgeçersek ve bir şeyi geride bırakıp onu iyice unutursak, görmezden geldiğimiz şeyin güçlenerek geri dönme tehlikesini oluşturmuş oluruz.

kültürlü ve zeki hastalarla karşılaştığınızda meslek bilgisi yetersiz kalır. tüm kuramsal varsayımları bir kenara atarak hastayı neyin motive ettiğini anlamak zorundasınızdır. bunu yapamazsanız gereksiz bir dirençle karşılaşırsınız. önemli olan bir kuramın yerine oturması değil, hastanın kendini bir birey kabul etmesidir. bu da doktorun bilmesi gereken ortak görüşlere göndermeler yapmak demektir. bunun gerçekleşmesinde tıp eğitimi yetersiz kalır; çünkü bir insanın ruhu bir muayenehanenin kısıtlı sınırlarının dışına taşan çok geniş bir ufka sahiptir.

bir doktor ancak kendi etkilenirse etkileyebilir. yalnızca yaralı bir doktor iyileştirebilir. kişiliğini bir zırhın içine gizlerse etkili olamaz.

her terapistin başka bir bakış açısına açık olabilmesi için üçüncü bir kişiye gereksinimi vardır. papanın bile itiraflarını dinleyen biri var. analistlere her zaman, "kendinize itiraflarınızı dinleyecek bir baba ya da bir anne bulun." öğüdünü veririm. özellikle kadınlar, bu rol için biçilmiş kaftandır. kusursuz sezgileri ve keskin eleştirel içgörüleri vardır. erkeklerin içlerini okurlar ve anima'larının karmaşıklığını görürler. bu nedenle hiçbir kadın kocasını süpermen sanmaz!

ön yargılar ruhsal yaşamın dolu dolu yaşanmasını engeller ve onu yıpratırlar.

hiçbir zaman hastayı başka birine dönüştürmeye çalışmam. benim için önemli olan, hastanın kendi görüşünü kazanmasıdır. tedavim altındaki biri bir pagansa pagan, bir hristiyan'sa hristiyan ve bir yahudi'yse yahudi, yani kaderi neyse o kalır.

yaşamın sorunsallarına yanlış yanıtlar bulmuş ve onlarla yetinmiş ve bu nedenle nevrotik olmuş çok insan tanıdım. mevki, para, evlilik ya da ün peşinde koşarlar; bulunca da mutsuzlukları sürer. çoğu insan çok kısıtlı ruhsal sınırlar içinde kalır. yaşamlarında ne yeterince içerik ne de yeterince anlam vardır. kişiliklerinin gelişmesine yardımcı olunursa nevrozları çoğu zaman yok olur. bu nedenle kişilik gelişmesi benim için çok önemlidir.

hasta önerilerimi izlemek istemiyorsa onu hiçbir zaman zorlamam. hastanın basit dirençler nedeniyle tutuklaştığı varsayımını da kabul etmem. hasta direnmede inat ediyorsa bu, dikkat edilmesi gereken bir uyarıdır. iyileştirici yol herkesin yutamayacağı bir zehir olabilir. ölüme bile yol açar.

hastalarla ilişkim bana paranoid düşüncelerin anlamlı bir öz taşıdığını öğretti.

hastalarımın çoğunu inananlar değil, inançlarını yitirmiş olanlar oluşturdu. bana gelen kişiler yitik kişilerdi. çağımızda bile, inancı olan bir birey kiliseye gidip simgesel de olsa en azından yaşamını sürdürebilir. dinin birçok açısını, vaftiz edilmeyi, ayinleri vb. düşünmemiz yeterli. oysa simgelerin deneyiminden geçmek insanın aktif olarak onlara katılması demektir. işte günümüzde bu eksik. hele nevrotik insanda bu hiç yoktur. böyle durumlarda, bilinçdışının kendiliğinden, olmayanın yerini almaları için simgeleri çıkartıp çıkarmadığını gözlemlememiz gerekir ama bu, o kişinin bu simgesel düşleri ve imgeleri anlayıp anlayamayacağı ve sonuçlarına katlanıp katlanmayacağı sorununu ortadan kaldırmaz.

anlamsızlığın, yaşamı dolu dolu yaşamayı engellediği için bir hastalıktan farkı yoktur. birçok şeyi, hatta belki de her şeyi dayanılır bir hale dönüştüren anlamdır.

güzel bir eski öykü vardır. bir gün bir öğrencisi hahama gitmiş ve "eskiden tanrı'nın yüzünü gören insanlar varmış. neden artık görmüyorlar?" diye sormuş. haham da, "çünkü bugün artık kimse o kadar eğilemiyor." diye yanıt vermiş. ırmaktan su çıkarabilmek için biraz eğilmek gerekir.