16.6.17

menoikeus'a mektup

epikuros

epikuros menoikeus'u selamlar,

insan ne gencim diye felsefeyle uğraşmayı geciktirmeli ne de yaşlandım diye felsefeden usanmalı; çünkü ruh sağlığı söz konusu olunca, hiçbir yaş ne fazla gençtir ne de fazla yaşlı.

felsefenin henüz zamanı değil ya da artık geçti demek, mutluluğun zamanı daha gelmedi ya da artık geçti demeye benzer. dolayısıyla, gençlikte de yaşlılıkta da felsefeyle uğraşmalı; yaşlılıkta geçmiş günlerin hoş anılarının verdiği keyifle gençleşmek için, gençlikte de gelecek karşısında korku duymadan aynı zamanda yaşlıymış gibi olabilmek için. öyleyse mutluluk sağlayan şeylerle ilgilenmeliyiz; çünkü mutluluk varsa her şeyimiz tamamdır.

her şeyden önce, tanrının ölümsüz ve mutlu bir canlı olduğuna inanıp, genel tanrı kavramının gösterdiği gibi, onun ölümsüzlüğüne yabancı ve mutluluğuna aykırı hiçbir şeyi ona yakıştırma; ama onun ölümsüzlüğüyle mutluluğunu koruyabilen her şeyi ona yakıştırmaktan da çekinme. çünkü tanrılar vardır, onları açıkça tanıyoruz. ama onlar çoğunluğun düşündüğü gibi değildirler; çünkü çoğunluk onlar hakkında düşündüğü şeylerin arkasında durmaz. dinsiz olan, çoğunluğun tanrılarını ortadan kaldıran değil, çoğunluğun düşündüklerini onlara yakıştırandır. 

çünkü çoğunluğun tanrılarla ilgili söyledikleri doğru kavramlara değil, yanlış varsayımlara dayanır. işte tanrılar tarafından kötülerin başına en büyük zararların gelmesi ve iyilerin başına en büyük yararların gelmesi hep bu yanlış varsayımlar yüzündendir. çünkü tanrılar kendi erdemlerine alışık olduklarından, kendi benzerlerine yakınlık duyarlar, böyle olmayanları ise yabancı sayarlar.

ölümün bizim için hiçbir şey olmadığı düşüncesine kendini alıştır; çünkü iyilik ve kötülük duyularla vardır; ölüm ise duyulardan yoksun olmadır. böylece, ölümün bizim için hiçbir şey olmadığı düşüncesi, ki doğrusu da budur, ölümlü yaşamı keyifli kılar; ona sonsuz bir zaman ekleyerek değil, ölümsüzlük özlemini ortadan kaldırarak.

nitekim, yaşamamakta korkunç hiçbir şey olmadığını gerçekten kavramış olan için, yaşarken korkacak hiçbir şey yoktur. dolayısıyla, ölüm geldiği zaman acı verecek diye değil de, düşüncesi acı veriyor diye ölümden korktuğunu söyleyen, saçmalamış olur. çünkü gerçekleştiğinde bir kötülüğü dokunmayan şeyi ya dokunursa diye beklemek, boşuna üzülmektir. böylece, kötülükler içinde en tüyler ürperticisi olan ölüm, bizim için hiçbir şeydir; çünkü biz varken ölüm yoktur, ölüm gelince de biz yokuz. buna göre ölüm ne yaşayanları ilgilendirir ne de ölüleri; çünkü yaşayanlar için ölüm yoktur, ölüler ise zaten yoktur. ama çoğunluk kimi zaman kötülüklerin en büyüğü diye ölümden kaçar, kimi zaman da yaşamdaki kötülüklerin sonu diye ölümü yeğler.

ama bilge ne yaşamaktan vazgeçer ne de yaşamamaktan korkar; çünkü ne yaşamak ona ağır gelir ne de yaşamamayı bir kötülük olarak görür. yiyeceğin en bol olanını değil, en lezzetli olanını seçtiği gibi; zamanın da en uzun olanından değil, en hoş olanından yararlanır. gence güzel yaşamayı, yaşlıya da güzel ölmeyi salık veren, budaladır; çünkü yaşamın çekici olması bir yana, güzel yaşamakla güzel ölmek için gösterilen çaba aynıdır. doğmamış olmak iyidir; ama "insan doğmuşsa, bir an önce hades'in kapısından geçmelidir." diyen, daha da beter. çünkü bu söylediğine inanıyorsa, niçin yaşamdan ayrılmıyor? çünkü bunda kesin kararlıysa, işi çok kolaydır; yok, şaka olsun diye söylüyorsa, şaka kaldıramayacak konularda saçmalıyor demektir.

şunu da aklımızda tutmalıyız ki, gelecek ne bizimdir ne de tümden bizim değildir. dolayısıyla ne olacak diye beklemeli ne de kesinlikle olmayacak diye umut kesmeli. şunu da düşünmeliyiz ki, arzuların bir kısmı doğaldır, bir kısmı da boştur. doğal arzuların da kimi zorunlu, kimi yalnızca doğaldır; zorunlu olanlardan bazısı mutluluk için zorunludur, bazısı bedenin rahatı için, bazısı da doğrudan doğruya yaşam için.

bu konuları doğru anlayan, seçmesi ve kaçınması gereken şeyi beden sağlığına ve ruh erincine yönlendirmeyi bilir; çünkü mutlu yaşamanın ereği budur. nitekim bu uğurda, yani acı ve korku duymamak için her şeyi yaparız; bunu bir kez elde ettik mi, ruhumuzdaki tüm fırtınalar diner; çünkü canlının bir eksiğinin peşine düşmeye, ruh ve beden iyiliğini gerçekleştirecek başka bir şey aramaya gereksinimi yoktur. gerçekten de, hazzın olmayışından acı duyduğumuz zaman hazza gerek duyarız; ama acı duymadığımız zaman artık hazza gerek yoktur. işte bu yüzden hazzı mutlu yaşamın ilkesi ve ereği olarak tanımlıyoruz. çünkü bunu yaratılıştan gelen ilk iyi olarak tanıyoruz. seçmemiz ve kaçınmamız gereken her şeyi bundan başlatıyor, her türlü iyi hakkında karar verirken, haz ve acı duygularını ölçü alıp gene buna geliyoruz.

işte yaratılıştan gelen ilk dürtü bu olduğu için, her hazzı seçmeyiz; tersine bazen bunlar daha büyük sıkıntıya yol açacaksa, birçok hazzı bir yana attığımız olur; ve uzun süre acıya dayanmanın ardından daha büyük bir hazza kavuşacaksak birçok acıyı hazdan üstün tutarız. böylece, her haz öz yapısından ötürü bir iyidir; ama hepsi her zaman seçilmelidir diye bir şey yoktur. tıpkı her acı kötüdür diye hepsinden doğası gereği kaçmak gerekmeyeceği gibi.

bütün bunları karşılaştırarak, yarar ve zararlarına bakarak karşılaştırmak yerinde olur. çünkü öyle zamanlar olur ki, iyiliğe kötülük, kötülüğe de iyilik gözüyle bakarız. kendi kendine yetmeyi de büyük iyilik sayarız, her durumda azla yetinelim diye değil; ama bolluk içinde değilsek, bolluğun tadını buna en az gereksinimi olanların çıkardığına, doğal olan her şeyin kolayca elde edildiğine, boş olanın ise zor gerçekleştiğine içtenlikle inanmış olarak, azla yetinebilelim diye.

yoksunluktan ileri gelen acıyı ortadan kaldıran yalın tatlar da zengin bir sofrayla aynı hazzı verir. ekmekle su aç birinin ağzında en büyük hazzı verir. böylece sade ve zengin olmayan sofralara alışmak sağlığa iyi gelir, insanı yaşamın getirdiği zorunluluklara karşı hazır kılar, zengin sofralara uzun aralıklarla oturduğumuzda, daha büyük keyif almamızı ve talih karşısında korkusuz olmamızı sağlar.

böylece, hazzın erek olduğunu söylerken, bununla öğretimizi bilmeyen, bizimle aynı görüşte olmayan ya da yanlış anlayan bazı kimselerin düşündüğü gibi, yoldan çıkmış insanların hazlarını ve cinsel hazları söylemiyoruz; tersine bedence acı çekmemeyi ve ruhça sarsıntı içinde olmamayı anlıyoruz.

birbirini izleyen içki ve şölen sofraları, oğlanlarla ve kadınlarla yaşanan cinsel ilişkiler, balıklar ve zengin bir sofrada sunulan daha ne varsa, işte bütün bunların verdiği hazlar, yaşamı zevkli kılmaz. yaşamı zevkli kılan, seçilmesi ve kaçınılması gereken her şeyin nedenini araştıran, insan ruhunu büyük kargaşaya sokacak yanlış sanıları kaldırıp atan ölçülü bir muhakemedir. bütün bunların başı ve en büyük iyi, sağduyudur. bu nedenle, sağduyu felsefeden bile değerlidir; bütün öteki erdemler bundan kaynaklanır. sağduyulu, iyi ve doğru yaşamadıkça yaşamın zevkli olamayacağını öğretir. yaşam zevkli olmadıkça sağduyulu, iyi ve doğru olmaz; çünkü erdemler zevkli yaşamın içinde onunla birlikte var olurlar, zevkli yaşam da bunlardan ayrılamaz.

sence kim hem tanrılar hakkında dindarca düşünen, hem ölüm karşısında korku duymayan insandan daha üstündür? bu adam doğanın belirlediği sonu düşünmüştür. iyiliklerin sınırına ulaşmanın ve elde etmenin kolay olduğunu; ama kötülüklerin gerek süre gerekse yoğunluk bakımından sınırlı olduğunu kavramıştır. bazı kimselerin her şeyin efendisi olarak gördüğü kaderi alaya alır ve bazı olayların daha çok zorunlulukla, bazılarının rastlantıyla ortaya çıktığını, bazılarının da bizim elimizde olduğunu söyler; çünkü zorunluluğun sorumlu tutulamayacağını, talihin kararsız olduğunu, bizim elimizde olanın da başka efendisi olmadığını ve kınamayla övgünün doğal olarak bu sonuncuya ilişkin olduğunu görür.

nitekim, doğa düşünürlerinin getirdiği kadere köle olmaktansa, tanrılarla ilgili efsaneleri kabul etmek daha iyi olurdu; çünkü efsane, tanrıları onurlandırdığımız takdirde, bağışlanma umudunu verir; kaderin zorunluluğu ise aman dinlemez, talihi çoğunluğun düşündüğü gibi bir tanrı olarak görmez; çünkü tanrı hiçbir şeyi karmakarışık yapmaz, sağlam olmayan bir neden olarak da görmez; çünkü iyiliğin ya da kötülüğün insanlara talih tarafından mutlu yaşamaları için verildiğine inanmaz, gene de büyük iyiliklerin ya da kötülüklerin başlangıcının talihe bağlı olduğunu düşünür. doğru yöntemle başarısız olmayı, yanlış yöntemle başarılı olmaya üstün tutar; çünkü doğru düşünerek yaptığımız eylemlerde talihin yardımıyla başarılı olmamak daha iyidir.

işte bunları ve buna yakın konuları gece gündüz kendi başına ve senin gibi olan arkadaşınla birlikte düşün. böylece, ne uyanıkken ne uyurken hiçbir zaman sarsılmayacaksın ve insanlar arasında tanrı gibi yaşayacaksın. çünkü ölümsüz iyilikler arasında yaşayan bir insanın ölümlü bir canlıya benzer bir yanı yoktur.