17.6.17

jorge luis borges

andre maurois

borges yalnızca küçük denemeler ya da kısa hikayeler yazmakla yetinmiş büyük bir yazardır. kısalıklarına karşın, yazdıklarının olağanüstü zekice ve ince buluşlarla dolu olması, üslup açısından son derece inceden inceye hesaplanmış, neredeyse aritmetik bir kusursuzluk taşımaları, ona "büyük" sıfatını yakıştırmamıza yetmektedir.

arjantin'de doğan ve duygu ve düşünüş açısından tam bir arjantinli olan ama kaynakları tüm dünya edebiyatında bulunan borges'in tinsel vatanı yoktur. onun edebiyattaki yerini saptamaya çalışırken yalnızca kimi benzersiz ve kusursuz eserleri aklımıza getirmek durumunda olmamız, borges'in öneminin en iyi kanıtıdır. borges, kafka ve poe'yla, bazen da henry james'le akrabadır, paradokslarını kişisel metafiziğine yansıtması onun valery'le birinci dereceden akraba olmasını sağlar.

sayısız denecek kadar çok ve beklenmedik esin kaynağı vardır. borges her şeyi, özellikle de günümüzde kimsenin okumadığı şeyleri okumuştur: kabalacıları, iskenderiyeli düşünürleri, orta çağ düşünürlerini.. okuduklarından biriktirdiği bilgi derin değilse de -daha çok kıvılcımlar çaktırmak, parlak fikirler bulup çıkarmak için yararlanır bu bilgiden- son derece geniştir. örneğin pascal, "doğa, merkezi her yer, çevresiyle kapsanamayacak kadar geniş olan bir küredir." demiş değil mi; borges bu benzetmenin izini sürer, çağlar boyunca aldığı biçimleri saptar. giordano bruno'nun 1584'te şunları söylediğini bulur çıkarır: "evrenin tümüyle bir merkez noktası, bir orta nokta olduğunu ya da evrenin merkez noktasının ya da orta noktasının her yer, çevresinin ise kapsanamayacak kadar geniş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz." öte yandan giordano bruno, 12. yüzyılda yaşayan fransız dinbilimcisi alain de lille'in bir eserinde coepus hermeticum'dan (3. yüzyıl) ödünç alınmış şu tanımı okumak şansına ermiştir: "tanrı, orta noktası her yerde ve çevresi kapsanamayacak kadar geniş olan, varlığı akılla kavranabilir bir küredir."

çin, arap ya da mısır kültürlerinde böylesi araştırmalara girişmek borges'e büyük hazlar verir ve hikayelerinin konularını bulup çıkarmasını sağlar. ustalarının çoğu ingiliz'dir. wells'e büyük bir hayranlık duyar ve oscar wilde'in onu "bilimsel bir jules verne" diye nitelemesi karşısında küplere biner..

büyük ve kalıcı olan her kitapta belirsizlik, çok anlamlılık vardır, der borges; kitap, okurunun çehresini belirginleştiren bir aynadır; ama yazar eserinin önem ve anlatımından habersizmiş gibi davranmalıdır. borges'in yazarlığının dört başı mamur tanımıdır bu. "tanrı dinbilimle uğraşmamalı, yazar da insana özgü akıl yürütmelerle sanatın bizden beklediği imanı yok etmemeli." wells'e olduğu kadar, düşsel korku hikayeleri yazarı ve polisiye hikayenin babası poe'ya ve chesterton'a da hayrandır. kafka ise borges için doğrudan bir esin kaynağı olmuştu. şato'nun yazarı borges de olabilirdi; ne var ki, o bu romanı hem o şahane tembelliğinden, hem de kusursuzluk tutkusundan dolayı, on sayfalık bir hikayeye sığdırırdı. kafka'nın öncülleri kimdi derseniz, borges'in bilgi dağarı size onların elealı zenon, kierkegaard ve robert browning olduğunu söyleyecektir. bu yazarların hepsinde biraz kafka vardır, ama eğer kafka diye bir yazar var olmamış olsa, hiç kimse bunun farkına varmayacaktı - buradan da şu son derece borgesçi paradoksa varılır: "her yazar kendi öncüllerini yaratır."

ona esin kaynağı sağlayan yazarlardan biri de ingiliz yazarı john william dunne'dır. dunne zamanı konu edinen garip kitaplar yazmış; bunlarda geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin, rüyalarımızın da kanıtladığı gibi eşzamanlı olarak var olduklarını öne sürmüştür. (schopenhauer, diyor borges, yaşamımızla rüyalarımızın aynı kitabın sayfaları olduğunu yazmıştır; onları sırayla okumak yaşamaktır, şöyle bir karıştırmaksa rüya görmek.) öldüğümüzde yaşamımızın bütün anlarını yeniden keşfedecek ve onları rüyalarda olduğu gibi keyfimizce bağdaştırabileceğiz. "tanrı, dostlarımız ve shakespeare yardım edeceklerdir bize." borges'e en büyük keyfi veren şey, zihinle, rüyalarla, uzam ve zamanla böyle oynamaktır işte. oyun ne kadar karmaşıklaşırsa o kadar çok keyif alır. sırası gelince rüyayı görenin de rüyası görülebilir. "zihin rüya görüyordu, gördüğü rüya dünyaydı." demokratius'tan spinoza'ya, schopenhauer'dan kierkegaard'a kadar bütün düşünürlerde paradoks niteliği taşıyan entelektüel olasılıkları arar durur borges.

novalis'in şu sözlerini aktarır borges: "en usta büyücü, sanrılı düşlerini bağımsız varlıkları olan hayaletler gibi gösterecek kadar güçlü bir büyüyü kendi kendisine yapabilen büyücüdür herhalde. yoksa bizim başımıza gelen de bu mu?"

borges'in hikayelerinde çatallanan yollar vardır, başka koridorlara çıkan koridorlar göz alabildiğine uzar gider. borges bu imgeleri neden-sonuç zinciri boyunca sonsuza kadar yol alan (sonsuzluğu bir türlü tüketmeyen) ve belki de insanlıkdışı bir şey olan kader karşısında şaşırıp kalan insan düşüncesini simgelemek için kullanır. peki neden gezinip durmalı bu labirentlerde? gene estetik nedenler için; çünkü hep şimdiki zamanda var olan bu sonsuzlukta, bu baş döndürücü simetrilerde trajik bir güzellik gizlidir. biçim, içerikten daha önemlidir.

borges'i valery'e bağlayansa özellikle sarsılmazlığı, kararlılığıdır. "aşık olmak, yanılgıdan uzak olmayan bir tanrının dinini yaratmak demektir."

borges'in buluşları hep son derece arı, son derece bilimsel bir üslupla kaleme alınır. bu da bize "valery'i doğuran mallarme'yi doğuran baudelaire'i doğuran" poe'yu hatırlatır ki, borges'i doğuran da poe'dan başkası değildir. borges'i valery'e bağlayansa, özellikle sarsılmazlığı, kararlılığıdır.

"aşık olmak, yanılgıdan uzak olmayan bir tanrının dinini yaratmak demektir." art arda yığdığı hikaye kipini sık sık kullanmasıyla bazen flaubert'i, sıfatlarının benzersizliğiyle st. john perse'i hatırlatır. "bir kuşun avuntu bulmaz çığlığı."

bunların hepsi bir yana, borges üslubunun düşünceleri gibi son derece özgün olduğuna da işaret etmek gerek. tlönlü metafizikçiler için şunları söyler: "tlönlü metafizikçiler gerçeğin, hatta gerçeğe benzerliğin bile değil, daha çok şaşırtıcı olanın arayışı içindedirler."

borges'in büyüklüğü ve sanatı bundan daha iyi özetlenemez.