13.6.17

akıl hastanesi

andre breton

öteki üniformalardan ne fazla ne az iğrenç olan hasta gömleğinin iğrençliğinden; hatta böylesi bir ortama uyum sağlamak için gerekli gayretten gelen bir fark; öyle ya burası da bir ortam alt tarafı, bir ölçüde sizi uyum sağlamaya iten bir ortam.

hapishaneler nasıl suçlu üretiyorsa akıl hastanelerinin de deli ürettiğini herkes bilir, bunun için ille de akıl hastanesinde yatmaya gerek yoktur. en hafif bir suç yüzünden, genel anlayışa ya da hoşgörüye karşı en ufak bir ihmal yüzünden, kim olursa olsun herhangi bir kişiyi kendisi gibi başkalarının yanına tıkan, toplumsal değerleri koruma aygıtları denilen şeylerden daha iğrenç bir şey var mıdır dünyada? bu kişilerin kendi benzerleriyle yan yana tutulması zarardan başka bir şey getirmez ona; üstelik kendisininkinden daha oturmuş bir ahlaksal ve pratik anlayışta olanlarla ilişki kurmaktan da mahrum eder onu.

gazetelerin yazdığına göre son uluslararası psikiyatri kongresinde, daha ilk oturumda, tüm delegeler, eskiden manastıra girildi mi nasıl bir daha hiç çıkılmaz idiyse bugün de akıl hastanesine bir girildi mi bir daha çıkılmayacağına dair yaygın kanının ısrarla süregelmekte olduğu görüşünü çürütmek için fikir birliğine varmışlardı. halk arasındaki bir yaygın kanı da akıl hastanesiyle hiçbir alışverişi olmayan ya da orada yapacak hiçbir şeyleri olmayan kişilerin yaşam boyu akıl hastanesinde tutuldukları, inandırılmak istendiğimiz gibi toplum güvenliğinin hiç de öyle tehlikede olmadığıdır.

ruh hekimleri bağırıp çağırdılar, iyileştirip taburcu ettikleri iki vakanın üzerinde önemseyerek durdular; ancak bunun yanında da büyük gürültü patırtıyla özellikle bazı ağır hastaların, hasta olmadığı sanılıp ya da erken taburcu edilmesiyle topluma geri dönüşlerinin doğurduğu felaket örnekleri vermekten de geri kalmadılar. böylesi maceralarda kendi sorumlulukları da az ya da çok devreye girdiğinden, en ufak bir kuşku duyduklarında çekimser kalmayı yeğ tuttuklarını anlatmaya çalışmaktaydılar.

akıl hastanelerinin öyle bir havası var ki, içinde barındırdığı kişiler üzerinde en delirtici, en zararlı etkiyi yapmaktan geri kalmaz; hatta bu, hastayı akıl hastanesine götüren başlangıçtaki hastalığının daha da ilerlemesi şeklinde olur. her türlü itiraz, her protesto, yapılan muameleyi kaldıramama, ortama uyumsuzluk damgasıyla damgalanmanızla sonuçlanmaktan başka bir işe yaramaz.

ne denli çelişkili görünürse görünsün, hastane ortamında bile sizden uyumlu bir sosyal varlık olmanız istenir. üstelik bu, işleri daha da sarpa sardırır; size karşı yeni bir semptomun, tepkinin oluşmasından başka bir yararı yoktur. bu tepki öyle bir tepkidir ki, günün birinde iyileşme olasılığınız bulunsa bile, buna engel olmak bir yana, hiç değilse hastalığınızın, ilerlemeden, aynı durumda kalmasına, hızla ağırlaşmamasına bile olanak tanımaz.

buradan, akıl hastanelerinde, hastaların rahatsızlıklarının trajik bir biçimde hızla ve ani şekilde ilerlemesinin nereden kaynaklandığı daha iyi anlaşılır; bu hızlı ilerleme tek bir rahatsızlığın ilerlemesi de değildir üstelik. akıl hastalıkları konusunda, neredeyse kaçınılmaz olan işte bu had safhadan akuta doğru gidiş sürecini açığa vurmakta yarar vardır.

psikiyatrinin olağandışı ve gecikmeli bir çocukluk dönemi geçirdiği ortadayken, bu koşullarda, hiçbir düzeyde, tedaviden söz etmenin en ufak bir anlamı yoktur. o bir yana, bunun en kılı kırk yaran ruh hekimlerinin bile hiç umrunda olmadığını düşünüyorum. yaygın kanıya göre, artık keyfi akıl hastanesine tıkma uygulaması ortadan kalkmıştır, bir itirazım yok buna; çünkü nesnel bir saptamaya ihtiyaç gösteren ve toplum içinde görüldüğü, ortaya çıktığı anla birlikte, bir delilik niteliği kazanan anormal bir davranış, öteki tutuklamalara, içeri atılmalara göre bin kez daha korkunç olan içeri tıkılmaların temeli, kökenidir. ancak bana göre tüm içeri atılmalar keyfidir. bir insanoğlunun özgürlüğünden mahrum edilebilmesine hiçbir neden bulamıyorum.

sade'ı içeri tıktılar; nietzsche'yi tıktılar; baudelaire'i tıktılar. bir gece vakti gelip sizi gafil avlayarak, üzerinize deli gömleğini geçirmek ya da herhangi başka bir biçimde sizi zaptetmek gibi bir yöntemin, usulca cebinize bir tabanca sokuşturmaya dayanan polis yöntemlerinden hiçbir farkı yoktur.

bildiğim bir şey varsa o da eğer deli olsam, bir süredir içeri atılmış olsam, hastalığımın bir gerileme döneminden yararlanarak, karşıma çıkacak ilk kişiyi, tercihen bir hekimi, kılım bile kıpırdamadan öldüreceğimdir. hiç değilse böylelikle, ajite hastalar örneği, yalnız başıma bir hücreye konulmak gibi bir kazancım olurdu. belki rahat da bırakırlardı böylece beni.