18.5.17

insanın anlam arayışı

victor emil frankl

insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. sevilen kişinin gerçekte orada olmaması, yaşayıp yaşamaması bir anlamda önemli olmaktan çıkar.

nietzsche: yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.

başarıyı amaçlamayın. bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır.

spinoza: büyük olan her şey ender bulunduğu gibi, kavranması da zordur.

anlamlı olan sadece yaratıcılık ya da zevk değildir. eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa acıda da bir anlam olmalıdır. acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz.

dostoyevski: beni korkutan tek bir şey var: acılarıma değmemek.

insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.

toplama kampında fiziksel ve zihinsel yaşamın olabildiğince ilkelliğe zorlanmasına karşın, tinsel yaşamın derinleşmesi olasıydı. zengin bir entelektüel yaşama alışmış olan duyarlı insanlar daha çok acı çekmiş olabilirler -bu insanlar çoğunlukla hassas bir yapıya sahipti- ancak benliklerinin maruz kaldığı hasar daha az olmuştur. bu insanlar, çevrelerindeki dehşet verici dünyadan kopup içsel zenginlikten ve tinsel özgürlükten oluşan bir dünyaya çekilebilmişlerdir.

lessing: aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur.

ortalama olarak, sadece yıllar boyunca o kamptan bu kampa taşınan, varoluş mücadelesinde bütün ahlak değerlerini kaybeden tutuklular yaşayabiliyordu. bu tutuklular kendilerini kurtarmak için dürüst olsun olmasın her yola, her türlü acımasız güce, hırsızlığa, dostlarına ihanete başvurmaya hazırlardı. birçok şanslı olayın ya da mucizenin yardımıyla geri dönmeyi başaran bizler biliyoruz: en iyilerimiz dönmedi.

bismarck: yaşam, bir dişçiye gitmeye benzer. her an, daha kötüsünün henüz yaşanmadığına inanırsınız; oysa zaten yaşanmış bitmiştir.

insan, kendi acıları yoluyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı karşıyadır.

hiçbir insan ve hiçbir kader, bir başka insanla ya da kaderle kıyaslanamaz. hiçbir durum kendini tekrarlamaz ve her bir durum farklı bir tepki gerektirir. her durum kendi eşsizliğiyle ayırt edilir ve eldeki durumun getirdiği soruna her zaman için sadece bir doğru yanıt vardır.

nietzsche: beni öldürmeyen şey, beni daha güçlü kılar.

ikinci defa yaşıyormuşçasına ve ilk kez şimdi yapmak üzere olduğunuz gibi hatalı hareket etmişçesine yaşayın.

spinoza: acı duygusu, buna ilişkin net ve kesin bir tablo oluşturduğumuz an acı olmaktan çıkar.

"dünyanın bir şaka olduğunu anlamalısın. adalet diye bir şey yoktur, her şey rastlantıdır. ancak bunu kavradığın zaman kendini ciddiye almanın ne kadar aptalca olduğunu anlayacaksın. evrende büyük amaç diye bir şey yok. evren sadece evrendir. bugün ne yapacağın konusunda verdiğin kararda özel bir anlam yok."