28.5.17

hayat

giorgio agamben

aklımızın üzerinde salındığı dipsiz kuyu, zorunluluğun değil, arıziliğin ve kötülüğün sıradanlığının kuyusudur. insan bir tesadüften ötürü suçlu ya da masum olamaz; sokakta muz kabuğuna basıp kaydığımız zamanlardaki gibi, sadece utanç duyar. bizim tanrımız mahcup bir tanrıdır. ama nasıl her titreyiş tiksinmenin nesnesiyle girilen gizli dayanışmayı ifşa ediyorsa, utanç da duyulmamış olanın işaretidir; insanın kendisine korkutucu bir biçimde yakın olduğunu gösterir. sefalet duygusu, kendisiyle baş başa kalan insanın son utancıdır; tıpkı tesadüfün, insanlığın kaderini etkileyen biricik insani gayelerin artan ağırlığını gizleyen maske olması gibi.

barış işareti yoktur, daha doğrusu olamaz; çünkü gerçek barış, tüm işaretlerin tüketildiği yerde olabilir ancak. insanlar arasındaki her mücadele aslında bir tanınma mücadelesidir ve böyle bir mücadelenin ardından gelecek barış, karşılıklı kırılgan bir tanımayı kurumsallaştıran bir uzlaşımdan ibarettir. böyle bir barış, her durumda devletlerin ve hukukun barışıdır, ki bu da savaştan gelir ve savaşla son bulur.

fay weldon: sonu gelmeyen, korkunç bir mücadele bu. asla barış olmayacak. iyilik hiçbir zaman katıksız ve eksiksiz bir zafer kazanamayacak. mutsuzluk, sefalet, felaket ve zalimlik gibi şeylerin bir kez var olarak tanrının o sakin ve duyarsız yüzünü bütün zamanlar için buruşturmuş olması yetmez mi? bu şeyler gün gelip bilincimizden ve belleğimizden silinse bile bir kez var olmuşlardı ya! ve mademki bir kez var oldular, asla bağışlanamazlar. şu yaşadığımız yer cehennemdir ve oynanan oyunun sonu gelmeyecektir. sonsuza değin ateşlerde yanılacak, azap çekilecektir.