25.4.17

sevgi ve evlilik

alfred adler

almanya'nın bir bölgesinde, nişanlı bir çiftin bir arada evlilik yaşamını sürdürmeye ne kadar elverişli sayılacağını saptamada başvurulan eski bir gelenek vardır. düğünden önce gelin ve güvey orman içindeki bir meydana gelirler. yerde kesilmiş bir ağaç durmaktadır. iki el için yapılmış bir bıçkının bir ucuna gelin, bir ucuna damat yapışır, ağaç gövdesini birlikte bıçkılayıp ikiye ayırmaya çalışırlar. bu sınav, onların bir arada yaşamaya ne ölçüde hazır ve istekli sayılacaklarını belli eder. ortada iki kişinin el birliğiyle yapacağı bir iş vardır. gelinle damat arasında bir güven ortamı yoksa, her biri bıçkının kolundan şöylece tutup, bütün işi diğerinin üzerine yıkmaya bakacak, dolayısıyla işin sonunu getiremeyeceklerdir. gelin ve damattan birinin önderliği ele alıp işi tek başına yapmak istemesi durumunda, öteki sesini çıkarmayıp buna razı olsa bile normalde iki kat fazla zaman gerekecektir. doğru olan, her ikisinin de işe aynı ölçüde sarılması ama iki taraflı çalışmanın uyum içinde birleşmesidir.

almanya'nın söz konusu bölgesinde yaşayan köylüler, işbirliği isteminin evlilik yaşamının temel koşulunu oluşturduğunu kavramıştır. sevgi ve evlilik nedir sorusu tarafıma yöneltilse, bu soruyu eksiksiz olduğu söylenemeyecek şekilde şöyle yanıtlardım: sevgi ve evlilik, eşlerden birinin karşı tarafa bedensel cazibenin, arkadaşlık ve çocuk sahibi olma isteminin dürtüsüyle kendini açığa vuran canı gönülden teslimiyetidir.

sevgi ve evliliğin yalnızca iki tarafın değil tüm insanlığın mutluluğu için bir iş birliği oluşturduğunu görmek zor değildir. evliliğin tüm insanlığın mutluluğu için yapılan bir iş birliği olması, sorunun tüm yönlerini açıklığa kavuşturur. insandaki dürtülerin en önemlisi sayılan bedensel cazibe de insanlık için son derece önemlidir. daha önce pek çok kez değindiğim gibi, insanlık yetersiz organsal donatımdan dolayı dünya dediğimiz bu zavallı gezegenin kabuğu üzerinde yaşamaya pek elverişli değildir. insan yaşamının sürdürülmesi için en önemli yol üreyip çoğalmak, insanlıktaki doğurganlığın ve hiç gücünü yitirmeyen bedensel cazibenin nedeni de bunu sağlamaktır.

kanımca sevgi ve evliliği birbirinden tümüyle bağımsız sorunlar gibi ele alıp değerlendiremeyiz. bir insan bu bakımdan asla tümüyle özgür sayılamaz; kendi sorunlarının çözümünü asla yalnızca kendi kişisel düşüncelerinin doğrultusunda ele geçiremez. her insan birtakım kesin bağımlılıklar içinde yaşar, gelişimi belirli bir çerçeve içinde gerçekleşir, vereceği kararları bu çerçeve içine yerleştirmek zorundadır. evrenin belirli bir yerinde yaşamamız, koşulların öngördüğü sınırlama ve olanakların izin verdiği ölçüde gelişebilmemiz, kendilerine uyum sağlamamız gereken insanlar arasında yaşamımızı sürdürmemiz, kadın ve erkek diye ikiye ayrılmamız ve soyumuzun sürüp gitmesinin bu iki cinsiyetin mensupları arasındaki ilişkiye bağlı olması, üç temel bağımlılığı oluşturur.

bu ikili çalışmanın başarıya ulaşabilmesi için, iki kişiden her birinin kendisinden daha çok karşıdakini düşünmesi gerekir. sevgi ve evlilik yapısının, üzerinde başarıyla yükseleceği biricik temel budur.

taraflardan her birinin kendisinden çok karşısındakini düşünebilmesi için iki taraf arasında bir eşitliğin varlığı gerekir. böyle içten bir özverinin gerçekten söz konusu olması durumunda taraflardan hiçbiri kendini baskı altında ya da ikinci plana itilmiş hissetmeyecektir. eşitlik, ancak her iki tarafın böyle bir tutuma sahip olmasıyla sağlanabilir. taraflardan her biri ötekinin yaşamını kolaylaştırmaya ve zenginleştirmeye çaba harcayacaktır. ancak bu şekilde her iki taraf kendini güven içinde görür, taraflardan her biri öteki tarafından istendiği, ötekince önem taşıyıp işe yaradığı duygusuna sahip olacaktır. sağlıklı bir evliliğin temel güvencesini, evlilik ilişkisinde mutlu olabilmenin kesin koşulunu karşı taraf için bir önem taşındığı, yerinin bir başkasıyla doldurulamayacağı, karşı tarafça gereksinildiği, ona bir insan ve gerçek bir dost gözüyle bakıldığı duygusu oluşturur.

iki kişilik bir toplulukta iki taraftan hiçbiri ötekine hizmet eder konumda bulunamaz. birinin hükmetmek ve ötekini itaate zorlamak istemesi durumunda, iki insanın verimli bir birliktelik kurabileceği düşünülemez. günümüz koşullarında pek çok erkek hatta kadın ailede hükmedip emredecek, önder rolü oynayacak, sözünü geçirecek kişinin erkek olması gerektiği inancındadır. pek çok mutsuz evlilikle karşılaşmamızın nedeni de işte budur.

hiç kimse öfke ve nefret duygusuna kapılmadan bir başkasının kendisi üzerindeki tahakkümüne katlanamaz. hayat arkadaşlığı yapacak kişilerin eşit haklara sahip olması gerekir; ancak o zaman önlerine çıkacak güçlükleri yenebilecek güce kavuşurlar.

sevginin bin bir türü vardır; evlilik ödevlerinin üstesinden gelebilmenin en iyi yolu bir mesleğe, paylaşma duygusuna ve toplumsal bilince sahip olmaktır.

iyi bir evlilik bizden sonraki kuşağı doğru dürüst yetiştirmede en iyi yoldur. evli çiftlerin bunu asla akıllarından çıkarmaması gerekir.