24.4.17

sefiller

victor hugo

akıllı insan azla yetinerek yaşar. şatafatlı hayattan hoşlanmam. sırmalı, işlemeli elbiseler giymedim hiçbir zaman. kötü şekillenmiş ruhlara bıraktım bu sahte parıltıları.

en önde gelen adalet vicdandır.

bilgisizlere elinizden geldiği kadar çok şey öğretiniz. parasız öğrenim vermediği için toplum suçludur; yarattığı karanlığın sorumlusu odur. bir ruh eğer karanlıkla doluysa, günah orada işini görür. suçlu, günah işleyen değil, karanlığı yaratandır.

insan kalbinde boşluğa yer yoktur.

sizden kendisini barındırmanızı isteyen kişiye adını sormayınız. asıl adından sıkılan kişidir sığınağa muhtaç olan.

tahliye, kurtuluş değildir. hapishaneden çıkılır ama mahkumiyetten çıkılmaz.

masumiyet kendi kendisinin tacıdır. masumiyetin soyluluk unvanına ihtiyacı yoktur. paçavralar içindeyken de ipek şallar içindeyken olduğu kadar vakurdur.

gülmek güneştir, insanın yüzünden kışı kovar.

ilerlemenin haşinliklerine devrim denir. devrimler sona erdiği zaman farkına varılır ki, insanlık tartaklanmış ama yol almıştır.

kaderin tüketilebileceğini, herhangi bir şeyin dibine dokunulabileceğini sanmak hatadır.

hayatımızın esrarlı mermer kitlesini biz istediğimiz kadar en güzel şekli vererek yontmaya çalışalım, kaderin siyah damarı mutlaka bir yerden kendini gösterir.

bizler ne kadar samimi, ne kadar temiz olursak olalım hepimizin safiyeti üzerinde küçük, masum bir yalanın çatlağı bulunur.

elmaslar ancak toprağın karanlıklarında, gerçekler de ancak düşüncenin derinliklerinde bulunur.

en iyiler bile bencil düşüncelerden büsbütün arınmış değildirler.

gündüz pespaye şeydir; ancak kapalı bir kepenktir onun hakkı. kibar insanlar kafalarının ışığını, gök kubbe yıldızlarını yaktığı zaman yakarlar ancak.

kötülerin mutluluğu da kara bir mutluluktur.

toplumun altında büyük kötülük mağarası vardır ve ısrarla belirtmemiz gerekir ki, cehaletin ortadan kalkacağı güne kadar da var olacaktır.

en güçlü, en halim selim, en mantıklı olanların bile zaaf anları vardır.

çocuklarının ölümünü görmekten daha hazin bir şey var, onların kötü bir hayat sürdüklerini görmek.

ezilmiş, yıkılmış insanlar arkalarına bakmazlar. kötü talihin peşlerini bırakmadığını bilirler.

burjuvanın erkeği ahmak, kadını kurnaz, kızı güzeldir.

en zorunlu gibi görünen, çağdaşlarınca en iyi kabul gören bir gerçek bile, yalnızca gerçek olarak kalıp içinde çok az hak taşıyor veya hiç hak taşımıyorsa, zamanla mutlaka biçimsiz, iğrenç, hatta belki de ucube bir hal almaya mahkumdur. bunun gibi, devlet adamları da bazen hainlerle aynı anlama gelir.

çoğu zaman, insan bir ipliği düğümlediğini sanırken başka bir ipliği bağlar.

bir genç kızın ruhuna şekil vermek konusunda, dünyanın bütün rahibeleri bir araya gelse bir annenin yerini tutamazlar.

yolda çok fakir bir seven delikanlıya rastladım. şapkası eski, elbisesi yıpranmıştı; dirsekleri delinmişti; ayakkabılarına su, ruhuna yıldızlar giriyordu.

en yırtıcı yaratıklar bile yavruları okşandığı zaman yumuşarlar.

ruhun isyanları yanında bir şehrin deprenişleri nedir ki? halk büyük bir derinliktir, ama insan halktan da büyük bir derinliktir.

ey gençlik! ne muhteşem bir yıldızsın sen!

aziz mertebesine erişmek bir istisna, doğru olmak bir kuraldır. yanılın, kusurda bulunun, günah işleyin; ama doğru olun.

şeref kurallarına, yıldızları inceler gibi, pek uzaktan bakan kimseler vardır.

tanrı'nın, bunalımlar içindeyken bile aşka ve felakete layık bir ruh verdiği insana ne mutlu! bu dünyaya ait şeyleri ve insan kalplerini bu çifte ışık altında görmemiş olan kimse, hiçbir hakiki şey görmemiş, hiçbir şey bilmiyor demektir.

ah! mendebur ihtiyar dünya! insan sende çalışır çabalar, sende işsiz kalır, sende namussuz olur, sende kendini öldürür, sende her şeye alışır.

şimdi artık içelim, ısrar ediyorum; içelim. dünya büyük bir saçmalık.