4.3.17

yolları çatallanan bahçe

jorge luis borges

aynalar ve babalık tiksinçtir; çünkü her ikisi de bu evreni çoğaltıp dağıtırlar.

birbirinden farklı bilimlerin alanında ustalaşan bireylerin sayısı oldukça kabarıktır; ama yaratıcı olabilenlerin, hele bu yaratıcılığı sağlıklı ve sistemli bir tasarımın emrine verebilenlerin sayısı çok azdır.

gerçek çoğunlukla bizim gerçek hakkındaki beklentimizle örtüşmez.

tek bir insanın yaptığı, sanki bütün insanlar tarafından yapılmış gibidir. bu nedenle, cennet bahçesindeki söz dinlemezliğin bütün insanlığı kirletmesi haksızlık sayılmaz; gene bu nedenle tek bir yahudi'nin çarmıha gerilmesinin insanlığı kurtarmaya yetmesi de haksızlık sayılmaz. belki de schopenhauer haklıydı; ben bütün öteki insanlarım, her insan bütün insanlardır. shakespeare bir anlamda o sefil john vincent moon'dur.

kendi uzmanlık alanı dışında okuduğu şeye kolaylıkla inanmayacak kişi yoktur.

korkunç bir işe kalkışan kişi bunu çoktan tamamlayıp bitirmiş olduğunu düşlemeli, geçmiş kadar geriye döndürülemeyecek bir gelecek olduğu düşüncesini kendine kabul ettirmeli.

bütün estetik devrimler insanı sorumsuzluğa ve kolaycılığa kışkırtır.

"düşünmek, çözümlemek, uydurmak (diye yazmıştı bana) kuraldışı edimler değildir; zekanın olağan soluk alıp verişidir bunlar. bu işlevin arada sırada yerine getirilmesini kutsamak, eski çağlardan kalma yabancımız olan düşünceleri bir kenara biriktirmek, gözlerine inanamamanın sersemliğiyle doctor universalis denen kişilerin neler düşünebildiklerini hatırlamak, tembelliğimizi ya da barbarlığımızı itiraf etmek demektir. insan, kafasında her türlü düşünceyi barındırabilmeli; sanıyorum gelecekte durum böyle olacak."

ün, anlaşılmamanın bir türü, belki de en kötüsüdür.

başkasına iyilik yapan, her zaman için kendisine iyilik yapılanın üstünde bir yerdedir.

hepimiz, içinde bulunduğumuz koşulları dar bir açıdan değerlendirme ve komşumuzun tavuğunu kaz görme eğilimindeyizdir.

bazen olağan zaman ölçülerinin dışına taşan olaylar vardır yaşamda.

her iki kadının da birbirlerinden gerçekten hoşlandıklarını ve giriştikleri gizli düello süresince birbirlerine eksiksiz bir bağlılıkla davrandıklarını unutmamak gerek.

karanlıkta yol alan hikaye karanlıkta son bulur.

bir erkek çocuğu için eski, köhne bir ev, hele bir de alışılmadık, gölgeler içinde bir yerse (yalnızca yemek odasında ışık vardı) gezginlerin ayak bastığı yeni bir ülkeden çok daha göz kamaştırıcıdır.

bu dünyanın işleri insan denen sıradan yaratığın akıl erdiremeyeceği kadar karmaşıktır.

kitaplar da farklıdır. kurgusal ürünler akla gelebilecek bütün bağdaştıranları içeren tek bir olay örgüsünden oluşurlar. felsefi nitelik taşıyanlar, hiç şaşmaz, hem tezi hem de antitezi, bir öğretinin yanında ve karşısında olan tüm unsurları içerirler. karşı kitabını içermeyen bir kitap, eksik kalmış sayılır.