18.3.17

yaşamın anlam ve amacı

alfred adler

bir insanda toplumsallık ruhu oluşmuşsa, o insan hiçbir vakit cesaret ve umudunu yitirmez.

yaşamın bizim için güzelliği, albenisi, her şeyden önce bir kesinliği içermeyişinden kaynaklanır. her şeyden haberimiz olsa, her şeyi bilseydik, tüm tartışmalar, tüm keşifler sona ererdi. bilim denilen şey ortadan kalkar, çevremizdeki evren üst üste iki kez anlatılmış bir öykü gibi bize sıkıcı gelmeye başlardı. henüz ulaşılamamış amaçları düşündürüp gönlümüzü hoşnutlukla dolduran sanat ve din bir anlam taşımaktan çıkardı. yaşam kaynağının o kadar kolay tüketilmezliği, bizim için büyük bir mutluluktur. insanların savaşımı asla sona ermez, her zaman karşımızda yeni sorunlar bulur ya da bunları icat eder, toplumsal çalışma ve başarıların yeni olanaklarını yaratabiliriz.

düşler, bireylerin karşılaştıkları sorunlara kolay yoldan çözüm bulma çabalarıdır; bazen de bir insandaki cesaret eksikliğini açığa vururlar.

insanlar sağ ile solun, aynı şekilde erkekle dişinin, sıcakla soğuğun birbirine karşıt şeyler olduğuna inanırlar çoğu zaman. ne var ki bunlar bilimsel açıdan birbirinin karşıtı değil çeşitlemelerdir yalnızca. bir cetvel üzerinde tasarlanan bir sınır değere yakınlıkları dikkate alınarak sıralanmış aşamalardır. aynı şekilde iyi ve kötü, normal ve anormal de birbirlerinin karşıtı değil, değişik aşamalarıdır. uyku ve uyanıklığı, gündüzki düşüncelerle gece düşteki düşünceleri birbirinin karşıtıymış gibi ele alan her kuram, zorunlu olarak bilimsel nitelik taşıyamaz.

nazlı büyütülmüş bütün çocukların hastalığıdır korku. korkudan yararlanarak çevresindekilerin dikkatini üzerlerine çekebildikleri için, bu duyguya yaşam üsluplarının mimarisi içinde her zaman yer verirler. korku yardımıyla amaçlarına -anneyle yeniden bağlantı kurma- ulaşmaya çalışırlar. korkak bir çocuk, şımartılmış ve bundan böyle de şımartılmak isteyen biridir.

bir çocukla savaşta başarı şansı hiçbir zaman yoktur, bir çocuk zora başvurularak asla yenilgiye uğratılamaz ya da işbirliğine razı edilemez. bu tür kavgalardan hep zayıf olan taraf zaferle çıkar.

günümüz uygarlığında insanlar çoğunlukla toplum yaşamına iyi hazırlanamamaktadır. bizler fazlasıyla kişisel başarıya eğilim gösterecek gibi yetiştiriliriz; yaşama ne verebileceğimizi değil, yaşamdan ne çıkar sağlayabileceğimizi düşünmeye alışmışızdır.

hayatta dikiş tutturamamış kişilerin yaşamını geriye doğru izlediğimizde, hemen her zaman ödevlerini doğru dürüst yerine getirememiş bir anneyle karşılaşırız; bu anne çocuğunu yaşama ilk çıkış için olumlu bir hazırlıkla donatamamıştır.