5.3.17

yalnız yaşam

schopenhauer

insanın bu dünyada yalnızlık ve bayağılıktan birini seçmekten başka şansı yoktur.

insanları arkadaş canlısı kılan, yalnızlığa ve yalnızlık içinde kendi kendilerine katlanma yeteneksizlikleridir. onları hem topluma hem de uzak ülkelere yolculuklara süren, içsel boşlukları ve sıkıntılarıdır. onların zihninde kendi kendilerini devindirecek dişli çark eksiktir. bu yüzden, sürekli dışarıdan ve üstelik çok güçlü, yani özü kendilerininkine benzeyen bir uyarılmaya gereksinirler. bu uyarılma olmadan, zihinleri kendi ağırlığı altında çöker ve ezici bir uyuşukluğa düşer.

tek tek kişilerde, yalnızlık ve kendini yalıtma eğilimi, her zaman kişinin entelektüel değerinin ölçüsüne göre ortaya çıkacaktır. çünkü bu eğilim, salt doğal, doğrudan doğruya gereksinimlerin ortaya çıkardığı bir eğilim değil, daha çok bulunulan deneyimlerin ve bu deneyimler üzerine düşünmenin sonucudur; yani insanların çoğunun ahlaki ve entelektüel açıdan sefil niteliği hakkında ulaşılmış bir kavrayıştır; bu sefillikte en kötüsü, bireylerin birbirlerinin ahlaki ve entelektüel yetersizlikleri üzerinden dolap çevirmeleri ve karşılıklı olarak birbirlerinin ekmeğine yağ sürmeleridir. bunun sonucunda insanların çoğuyla ilişki kurmayı hazzedilmez ve hatta katlanılmaz kılan, her türlü, son derece çirkin olay ortaya çıkmaktadır. bu dünyada zaten çok sayıda kötü şey varken, toplum bunların en kötüsü olarak kalmaktadır. bu yüzden, arkadaş canlısı bir fransız olan voltaire bile, "yeryüzü, kendileriyle konuşmaya değmeyen insanlarla kaynıyor." demiştir.

entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak. "tüm belalar, yalnız kalma yeteneğimizin olmayışından gelir başımıza" diyor la bruyere. arkadaş canlılığı, bizi büyük çoğunluğu ahlaki açıdan kötü ve entelektüel açıdan bön ya da yanlış olan varlıklarla ilişki içine soktuğu için, en tehlikeli ve hatta yıkıcı eğilimlerden biridir. arkadaş canlısı olmayan biri, böyle varlıklara gereksinmeyen biridir. kendi başına, topluma gereksinmeyecek denli çok şeye sahip olmak bile yeterince büyük bir mutluluktur; çünkü hemen hemen tüm acılarımız toplumdan kaynaklanır ve mutluluğumuzun sağlıktan sonraki en önemli unsurunu oluşturan zihinsel huzur her toplum tarafından tehlikeye sokulur ve önemli ölçüde bir yalnızlık olmadan var olamaz. zihinsel huzur mutluluğuna nail olabilmek için, kinikler her türlü mülkten uzaklaşırlar. aynı amaçla toplumdan uzaklaşan biri, en bilgece yöntemi seçmiştir.

chamfort: bazen, yalnız yaşayan birinin, toplumu sevmediği söylenir. bu durum, bir kişinin gezintiye çıkmayı sevmediğini söylemeye ve bunun kanıtı olarak da, geceleri bondy ormanında gezmeye çıkmayı sevmediğini göstermeye benzer.

yalnızlık tüm seçkin zihinlerin yazgısıdır. zaman zaman bundan yakınacaklardır; ama her zaman kötünün iyisi diye bunu seçeceklerdir.

iç dünyası zengin bir insan, her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir; yani sakin, alçak gönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözümona insanlarla kimi tanışıklıklardan sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer, yalnızlığı seçecektir. çünkü bir kişi kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir ve ötekiler de o denli az onun olabilirler. bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar.

buna karşılık öteki aşırı uçtaki kişi, sıkıntıya düşer düşmez hemen ne pahasına olursa olsun oyalanmayı ve topluma karışmayı isteyecektir ve her şeyle kolaylıkla yetinecek, kendi kendisinden kaçtığı gibi kaçmayacaktır onlardan. çünkü, herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kişinin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar: işte aptal adam, kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükü altında inim inim inliyor; öte yanda yüksek yetenekli kişi, en ıssız ortamı bile kendi düşünceleriyle şenliklendiriyor ve canlandırıyor. bu yüzden seneca'nın söylediği çok doğrudur: omnis stultitia laborat fastidio sui (lat. aptallık kendi kendisinden bıkmaktan mustariptir.)

her bir arkadaş canlılığı, kendi entelektüel değeriyle ters orantılıdır ve "o, toplum içine girmekten hoşlanmaz" demek, hemen hemen "o, büyük özellikleri olan bir adamdır" demektir.

bir insan kendinde ne çok şeye sahip olursa, başkaları onun için o kadar az şey ifade ederler. içsel değeri ve zenginliği olan insanları, başka insanlarla bir arada olmayı, belirgin bir kendini yadsımayla aramak bir yana, bu bir arada olmanın istediği fedakarlıkları yapmaktan bile uzak tutan şey, belirli bir her şeye yeterlilik duygusudur. sıradan insanlar bunun tam tersini arkadaş canlılığı ve uyumluluk içinde yaparlar. çünkü bunlar için başkalarına katlanmak, kendi kendilerine katlanmaktan daha kolaydır. dünyada gerçekten değerli olana saygı gösterilmez ve saygı gösterilenin de hiçbir değeri yoktur. bu yüzden kendi köşesine çekilmiş olmak, değerliliğin ve seçkinliğin kanıtı ve sonucudur.