3.3.17

şişmanlık

clarissa pinkola estes

tek bir güzellik ve davranış idealine uyan huy, tavır ve çerçeveye sokulmaya çalışılan kadınlar, hem beden hem de ruh açısından tutsak düşer ve bir daha özgürleşemezler.

beden büyüklüğünü ve beden imgesini çarpıtan baskıcı ve yıkıcı yeme bozuklukları gerçek ve trajik olmakla birlikte, bunlar çoğu kadın için norm değildir. iri ya da ufak, geniş ya da dar, kısa ya da uzun olan kadınların böyle olmalarının nedeni, büyük olasılıkla akrabalarından beden şekillerini miras almış olmalarıdır; şu andaki akrabalarından değilse bile, bir ya da iki kuşak geridekilerin bedenlerini miras alırlar.

bir kadının miras aldığı fiziksel özelliklerini yermek ya da yargılamak, kuşaklar boyunca kaygılı ve nevrotik kadınlar yaratmak anlamına gelir. bir kadının miras aldığı biçim üzerine yıkıcı ve dışlayıcı yargılarda bulunmak, onu çok önemli ve değerli bazı psikolojik ve tinsel hazinelerden yoksun bırakır. onu, kendi ataları tarafından verilmiş olan beden tipinden duyduğu gururdan yoksun bırakır. ona bu bedensel mirası küçük görmesi öğretilirse, o da ailesinin geri kalanıyla kurduğu kadınsı bedensel özdeşimini kıyasıya eleştirip ondan uzaklaşır.

bedenlerine ilişkin olarak hissettikleri yoğun kaygılar, kadınları yaratıcı hayatlarından ve başka şeylerle ilgilenme gücünden büyük ölçüde yoksun bırakmaktadır.

kadınların psişelerinde ve bedenlerinde bir yara varsa, kültürün kendisinde ve hatta doğanın kendisinde buna uygun düşen bir yara vardır. gerçek bir bütüncül psikolojide, bütün dünyalar ayrı ayrı değil, karşılıklı bağımlı varlıklar olarak anlaşılır. kültürümüzde kadının doğal bedeninin yontulmasına dair bir sorun varken, çevremizdeki doğanın yontulmasına ve yine kültürün günün modasına uygun parçalara yontulmasına dair buna denk düşen bir sorunun bulunması şaşırtıcı değildir. bir kadın, kültürün ve yeryüzünün parçalanmasını bir gecede durduramayabilir; ama kendi bedenine bunu yapmayı bırakabilir.

birçok insan, bedenine sanki bir köleymiş gibi davranır ya da belki iyi davransa bile, bir köleden farksız olarak istek ve geçici heveslerini yerine getirmesini talep eder. bedenimiz, kendimizi ondan kurtarmaya çabaladığımız ve ağzı dili olmayan budala bir varlık değildir. doğru açıdan bakılırsa, öteki dünyalara ve deneyimlere giden bir roket gemisi, bir dizi atomik yonca yaprağı, bir nörolojik göbekler yumağıdır.

beden, toprak gibidir. kendine yeten bir arazidir. aşırı yapılaşmaya, parsellere bölünmeye, kesilip koparılmaya, altının oyulmasına ve gücünün kırpılmasına her arazi parçası gibi duyarlıdır. kalçalar bir nedenden ötürü geniştirler. içlerinde yeni bir hayat için satenli fildişinden bir beşik vardır. bir kadının kalçaları, bedenin hem yukarısı hem de aşağısı için avara demiridir; ana kapıdır, rahat bir yastık, sevginin tutamakları, çocukların arkasına saklanacakları bir yerdir. bacaklar bizi götürmek, kimi zaman ileri doğru iteklemek için düşünülmüştür; kalkmamıza yardımcı olan makaralardır, bir sevgiliyi kuşatmaya yarayan halkalardır. çok fazla bu ya da çok fazla şu olamazlar, neyseler odurlar.