7.3.17

mutluluğun yolu

rene descartes

bence bir kimse, başkasından hiçbir şey beklemeden, kendi kendine mutlu olabilir; yeter ki şu üç şeye riayet etsin:

birincisi, hayatın bütün hal ve şartlarında neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini bilmek için daima aklını mümkün olduğu kadar iyi kullanmaya çalışmalıdır.

ikincisi, aklın ona öğütleyeceği her şeyi, ihtiraslarının ya da iştihalarının aldatmasına kapılmaksızın sağlam ve değişmez bir kararlılıkla yerine getirmelidir ve işte bence erdem sayılması gereken şey bu kararlılığın sağlamlığıdır.

üçüncüsü, o kişi böyle elinden geldiğince akla uygun olarak davranırken, sahip olmadığı bütün varlıkların tamamen iktidarı dışında kaldığını düşünmeli ve böylelikle, onları asla arzulamamaya kendisini alıştırmalıdır; çünkü, hiçbir şey arzu kadar, esef ya da pişmanlık kadar bizi mutlu olmaktan alıkoyamaz.

eğer her zaman aklımızın buyurduğu şeyleri yapacak olursak, olaylar sonradan bize yanıldığımızı gösterseler bile, pişmanlık duymamız için hiçbir zaman bir neden bulunmayacaktır; çünkü bunda bizim hiçbir kusurumuz yoktur.

sahip olduğumuzdan fazla kolumuz, sahip olduğumuzdan fazla dilimiz olmasını arzu etmediğimiz halde, sahip olduğumuzdan fazla sağlığımız ya da servetimiz olmasını arzu etmemizin nedeni, sırf, bu şeylerin davranış tarzımız sayesinde elde edilebileceğini ya da bunların bizim doğamız gereği olduğunu; ama başkaları için böyle olmadığını sanmamızdır. bu sanıdan kurtulmamız ancak -daima aklımızın öğüdüne göre hareket ettiğimize göre- gücümüz dahilinde bulunan hiçbir şeyi ihmal etmediğimizi ve hastalıklarla talihsizliklerin de bir insan için refah ve sağlık kadar doğal şeyler olduğunu düşünmemizle mümkündür.

kaldı ki, arzuların her türlüsü mutlulukla uyuşmaz da değildir; uyuşmaz olanlar ancak sabırsızlık ve kederle birlikte gidenlerdir. yine, aklımızın hiç yanılmaması da zorunlu değildir; en iyi olduğuna hükmettiğimiz bütün şeyleri yapmak için kararlılık ve erdem göstermekte asla kusur etmediğimize vicdanımızın tanıklık etmesi yeterlidir. böylece, bizi bu hayatta mutlu etmeye yalnızca erdem yeter. ama şu var ki, erdem zihnin ışığı ile aydınlanmadığı takdirde sahte olabilir, yani iyilik yapmak iradesi ve kararlılığı bizi iyi sandığımız bazı kötü şeyleri yapmaya götürebilir ki, bu takdirde bu davranışlardan doğan mutluluk sağlam bir mutluluk değildir ve mutat olarak bu erdem, hazlarla, iştihalarla ve ihtiraslarla zıtlaştırıldığına göre, uygulanması da son derece güç olur. halbuki, aklın doğru kullanılması iyilik hakkında hakiki bir bilgi verdiğinden, erdemin sahte olmasını önler; hatta onu meşru hazlarla birlikte sunarak uygulanışını o kadar kolaylaştırır ve bize doğamızın şartlarını öğreterek arzularımızı öylesine sınırlandırır ki, insan için en büyük mutluluğun aklın doğru kullanılışına bağlı bulunduğunu ve dolayısıyla, bu doğru kullanılışı elde etmeye yarayan inceleme ve araştırmanın mümkün en yararlı ve aynı zamanda en hoş ve haklı uğraş olduğunu itiraf etmek zorunda kalırız.