11.3.17

abiler

nilüfer kuyaş

öyküyü kendisinden dinledim. 1969'da tös genel kurulu kayseri'de yapılıyor. ülkücüler binayı basıyorlar. dükkanları, vitrinleri kırıp döküyorlar. zavallı aktar. esans da satar, kitap da, defter de. ne yapsın? taşra böyledir. oradan bir zavallı kadın geçiyor. konsomatris. bunlar pek dışarıya çıkmazlar. çalıştıkları bara giderler; sonra otelde otururlar. buncağız sıkılmış, biraz dolaşmaya çıkmış. güruh ona saldırıyor. çırılçıplak soyacaklar. "abiler" diyor konsomatris, "beni öldürün; bana bunu yapmayın."

işte, demişti ece ayhan, mor külhani şiirindeki "abiler" oradan gelir. ama ben orada bırakmıyorum tabi, diye de eklemişti.

"türkiye'de her şeyi bu 'abiler' ile anlatabilirsin."

içimizdeki zulümdür o abiler. içimizdeki eşitsizlik. içimizdeki öfke. içimizdeki nefret. düşene vurma güdüsü. çok ezilmişizdir; daha çok ezmemiz gerektir. ece'nin başkaldırısının özetidir bu. o içimizde, derimizin altında yaşıyordu. zulmün ortasında.

genç kaymakam unutmamıştı kayseri'de gördüğü olayı. hani, enis batur demişti, "kediler krallara bakabilir." diye! ece'nin durumu da biraz öyle: kaymakamlar konsomatrislere bakabilir. şairler abilere seslenebilir. zulüm sonsuz. aşağılama sonsuz. nabızlı bir beklenti: en kötü olan en olanaklıdır.

çocukken çanakkale'de gördüğü bir başka sahneyi daha unutmuyor: halk eczaneye girerken ayakkabılarını dışarda bırakırmış. meğer eczane sahibi aynı zamanda oranın kızılay başkanı. eczaneyi devlet kapısı zannediyor zavallılar.

devlet de bir kötülüktür. ama, birçokları gibi zorunlu bir kötülük. devlet olmasa ne yapardık? devlet, abilerin örgütlenmesidir. sırasında baba da olurlar. halbuki oğullar -ya da kızlar- "oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidirler."

evet, türkiye'de her şeyi bu abiler ile anlatabilirsin. "boyayalım mı abiler?"

güruha abiler diye yalvaran o zavallı kadının, ezilenin, aşağılananların yerine koyuyor kendini şair. şirini onun gözüyle, onun bakış açısından kuruyor, onu seçiyor, oraya yerleşiyor. gözünü kırpmadan bakıyor zulme.

bizim zulmümüz boldur.

biz yıkımda, acıda, mutsuzlukta rahatız. neden öyleyiz? belki mutluluğun ne kadar geçici ve kırılgan, umutların nasıl ölümlü olduğunu fazlaca iyi biliyoruz. hayat tatmin olmayan, doymak bilmeyen arzuların çölü.

gönül yık, ağaç yak, şehir yok et, can acıt, kanda yürü. işte, daha rahatsın. bu cehennem senin! burada her şey kesin. acıda buluş. kötülük et. aşağıla. vur. çiğne. aldat. nefret et. kendi hamurundasın. derimizin hemen altında. bilincimizin en altında. yumuşak karnımızda. ölümcül topuğumuzda. şairin yuvası.

şair hiç gocunmadı oraya yerleşmekten. izledi, anladı, meydan okudu. öyle seçti. tarihi örtündü. herkes yapamaz. kendi deyimiyle, maça ister. o biliyordu neden böyle olduğumuzu. çırılçıplak soymak için üzerine güruhun saldırdığı kadının yerine kendini koyarak şiir yazması bundan. o kadını ve benzerlerini giyindi. bizi soydu. derimizin altından seslendi bize. içimizdeki zulmü konuşturdu. neden böyle olduğumuzu biliyordu.

ben hala soruyorum. neden böyleyiz? kayseri'deki olayın yansıttığı kötülük, nefret, öfke, yıkıcılık, acımasızlık, açgözlülük ya da yıllar sonra sivas'taki gözüdönmüşlük, toplumun üzerinde oturduğu temeldir, bir yanıyla. bunu biliyorum. iliklerimde biliyorum. karşı konulmaz bir bilgi bu. edinilmiş bilgi değil. kendini dayatan, benliğimi istila eden bir bilgi. kötülüğün bilgisi.