15.2.17

hiroşima

stephane audeguy

"havada bulutlar oluştuğunu ve üzerimize doğduğunu gördüğümüz her şey, bulutların içinde şekillenen her şey, kar, rüzgar, dolu, buz, akarsu yollarını kaskatı hale getirecek ve ırmakların akışını yer yer yavaşlatacak ya da durduracak kadar şiddetli don, sonuçta bunların hepsi kolayca açıklanabilir; sen atomların özelliklerini bildiğin andan itibaren, aklın bunların nedenlerini anlamakta ve gizlerine nüfuz etmekte hiç zorluk çekmeyecektir." (lucretius)

batı uygarlığındaki gelişmeler insanları gökyüzünü seyretmekten daha da uzaklaştırdı: dünyanın bu bölgelerinde insanlar ne giyeceklerini öğrenmek için radyo ya da televizyonlarına başvuruyorlar. bu insanlar çok nadir durumlarda bulutların mutlak güzelliğinden etkilenir. mesela gökyüzü maviyken, bir piknik sonrası bir parkın çimenlerine uzandıklarında; sırtüstü yatmışlardır; bulutların geçişini seyreder ve yediklerini sindirirken kısa bir süre için onlara hayran kalırlar. hiçbir şey düşünmezler. ve ille haksız da değildirler. her düşünce içinde salaklığa benzer bir şeyler, dolayısıyla da bulutları anlama arzusunu barındırır.

hiroşima'yı unutmak için delirmek lazımdır ama orada hayatta kalmanın tek yolu da budur.