20.2.17

bekleyiş unutuş

maurice blanchot

sadece tanrılar unutmaya muktedirler; eskiler uzaklaşmak için, yeniler geri dönebilmek için.

bekleyişte her söz ağır ve başına buyruk hale gelir.

zamanın yokluğunun yarattığı baskının doğrulandığı yerde, zaman olanaksız bekleyişi olanaklı kılar.

bekleyişte, her zaman beklenen şeylerden daha fazla beklenecek şey vardır.

sizinle konuştuğumda sanki beni sarmalayan ve koruyan parçam beni terk ediyor ve dışarıya karşı beni çok zayıf ve korunmasız bırakıyor. benim bu parçam nereye gidiyor? bana karşı dönen sizin içinizde mi?

unutulmuş mevcudiyet her daim engin ve derindir.

gidebilirdi, kalabilme gücünü bu güvenceye borçlu olduğunu biliyordu. kelimelerin içinden hala birazcık gün ışığı sızıyordu. sanki acı, mekan olarak düşünceyi tutmuştu. dikkatsiz sözlerin tehlikesinden başka bir tehlike yoktu artık.

bende birisi kendisi ile sohbet ediyor.

seni duymamı istiyorsan konuşmayı bırak.

gecenin düşünceleri, hep daha parlak, daha anonim, daha acı verici. sürekli sonu gelmeyen acı ve neşe ve aynı zamanda huzur.

öyle bir şey yap ki seninle konuşabileyim.

şehrin baskısı, her yönden. evler, içlerinde yaşamak için değil de sokaklar olsun diye, sokaklar da şehrin hiç bitmeyen hareketliliği olsun diye var.

beklemeyi bilmek iyi bir duvara özgüdür.

gizem hiçtir hatta hiç, gizemli olduğunda bile. dikkat nesnesi olamaz. dikkat, eşit ve kendisine mükemmel denklik olarak her türlü merkezin yokluğu olduğunda, gizem dikkatin merkezidir.

dikkat başıboştur ve ikamet edilmeyendir. boş, boşluğun berraklığıdır.

gizemli, örtüsünü kaldırmadan kendisini gözler önüne serendir.