16.12.16

başka hayatlar

nilüfer kuyaş

yaratıcılığımızı uyandıran herkes içimizde çeşitli şekillerde yaşamaya devam eder. dünyadaki en önemli ölümsüzlük budur.

ilk aşk insanda daima sonsuzluk tadı bırakır. hayatın geri kalan kısmı o sonsuzluk tadını yeniden bulmak çabasıyla, ona tekrar tekrar dokunmak arzusuyla geçer.

modern insan kendi kişisel mitolojisini yaratan insandır.

edebiyatı yoksul olan ülkelerin tatilleri de yavan olur.

georges bataille'ın söylediği gibi, kötülük bilinci olmadan iyiliğe özlem duyamayız. "iyiliğe susamasak" diyor bataille, "kötülük bizde sadece bir dizi kayıtsızlık duygusu yaratırdı." bataille'a göre bilgelik katılmamış öfke yararsızdır.

edebiyat, bütün acılara rağmen hayata "evet" demek gücünü verir, bize yaşamayı öğretir.

şiirin en büyük özelliği, pratik hiçbir işe yaramamasıdır.

yazarın tek başına kapandığı yazı odası çok kalabalık, çok tehlikeli bir yerdir.

francis bacon'un atölyesinin fotoğrafını gördüğümde dehşete düşmüştüm. yaratıcılığın gerçekten kaosun çocuğu olduğunu o çıfıt çarşısı tam kanıtlıyordu. bacon meşhur olup biraz para kazanınca konforlu bir yer almış londra'da; ama fazla dayanamayıp vazgeçmiş: "o mekanda kendimi iğdiş edilmiş hissettim; çünkü aşırı yerleşikti, kaosumu yitirmiştim."

yerleşikliğin dışlandığı, geçiciliğin egemen olduğu bir mekandır atölye, yazı odasının tersine. dünyaya açıktır atölye. bir atölyeyi ziyaret edebilirsiniz, evrenin bazı sırlarına tanık olmak için, size de yer vardır orada. ama bir yazarın odasını ziyaret edemezsiniz; mahremine girmiş gibi olursunuz. atölye ne kadar açıksa dünyaya, yazı odası sımsıkı kapalıdır, sır vermez. 

aşk bazen sadece aşktır, ille yüce bir amaca hizmet etmeyebilir; hayat da her zaman kurallara sığmayabilir; iyilik de vardır kötülük de; sanatın işi bunu olduğu gibi görmektir.

bilgelik tutkunun diğer yüzüdür.

rastlantı ya da sürpriz gibi görünen olaylar aslında yarı yolda bıraktığımız süreçlerin yeniden su yüzüne çıkması değil midir? kaybolan bir kedinin ne yapıp edip mutlaka evini bulması gibi, gelir ve bizi bulurlar. bir konuda kendimize yalan söylemişizdir. yalanın ortaya çıkması "sürpriz" olur bizim için. kendimizi ya da başkalarını yeterince aldatamamışızdır.

şehir her an her sokağında mevcuttur; çünkü daima başka yerdedir. şehirde yaşanan ilişkiler de bu yüzden şeffaf değildir hiçbir zaman; çünkü bütün diğer ilişkiler tarafından koşullanır. coğrafi açıdan ne kadar kesin sonlu bir örgütlenme de olsa, şehir duygusal açıdan sonsuzdur, tüketilemez. bir "hiper metin" gibidir şehir, sürekli değişir. o sonsuz metnin içinde devinen sonlu hayatlarımızın yol işaretleri yoktur.