5.11.16

mücadele

milan kundera

küçük bir araba, çakıllı yolda bir ırmak boyunca ilerliyor. sabahın soğuğu, bir banliyönün sonuyla kırsal bölge arasında bir yerde kalan, evlerin, seyrek yayaların hiç olmadığı bu sevimsiz manzarayı daha da öksüzleştiriyor. araba yolun kenarında duruyor; içinden bir kadın iniyor, genç ve çok güzel. tuhaf şey: kadın arabanın kapısını öyle umursamaz bir hareketle itti ki, araba kesinlikle kilitlenmedi. hırsızların kol gezdiği çağımızda, bu beklenmedik umursamazlık ne anlama geliyor? kadın dalgın mı?

hayır, dalgın olduğu izlenimini vermiyor, tersine yüzünden kararlılık okunuyor. bu kadın ne istediğini biliyor. bu kadın baştan ayağa irade. yolu takip ederek, ırmağın üzerindeki köprüye kadar olan yüz metreyi yürüyor, köprü bayağı yüksek ve dar, araçların girmesi yasak. köprüde yürüyüp diğer kıyıya doğru yöneliyor. birçok kez etrafına bakınıyor, hayır, kendisini bekleyen biri varmış gibi değil, kendisini bekleyen biri olmadığından emin olmak isteyen biri gibi bakınıyor. köprünün ortasına vardığında, duruyor. ilk bakışta tereddüt ediyormuş gibi geliyor ama hayır, tereddüt değil bu, ansızın bastıran bir kararlılık eksikliği de değil, tersine yoğunlaşmasını kuvvetlendirdiği, iradesini daha da sağlamlaştırdığı bir an bu.

kadın bacağını korkuluğun üzerinden atıyor ve kendini boşluğa bırakıyor. düşüşü sona erdiğinde, su yüzeyinin sertliğiyle şiddetli bir sarsıntı yaşadı, soğuktan felce uğradı ama uzun birkaç saniyenin ardından yüzünü kaldırdı ve iyi bir yüzücü olduğu için, özdevinimi ölme iradesine karşı ayaklandı. başını tekrar suya daldırıp su yutmaya, soluk alışverişini durdurmaya zorladı kendini. tam o anda bir çığlık duydu. biri onu görmüştü. ölmenin kolay olmayacağını, en büyük düşmanının hükmedemediği iyi yüzücü refleksi değil, hesaba katmadığı biri olduğunu anladı. mücadele etmek zorunda kalacaktı. ölümünü kurtarmak için mücadele etmek.