26.11.16

kaybın türküsü

kiran desai

canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

aşk, duygunun kendisinden çok onun sızısı, beklentisi, inzivası ve çevresindeki şeylerdi.

eski şarkılar gibisi yoktur.

en büyük sevgi hiçbir zaman belli edilmeyen sevgidir.

beyaz kadınlar gençken iyi görünür; ama çabuk çökerler; kırkına geldiler mi çirkinleşirler, saçları dökülür, her yerleri kırışır, şu lekelerle damarlar da cabası.

bir yolculuğun bir kez başladı mı sonu yoktur.

sürülecek yağ azsa ekmeğinizin yağsız kalmasını göze almak zorundasınız. güçlüler kazanır ve yağı da onlar kapar.

aşk böyle akışkan bir şeydi işte: onun kararsız bir nesne olduğunu, değişmez bir hakikat olmadığını yeni öğreniyordu. ihanete açık, neyin içine doldurulursa onun şeklini alan oynak bir şeydi. kendini tutup onu değişik kaplara doldurmamak çok zordu. çünkü türlü amaçlara hizmet edebiliyordu. keşke onunla kendini zaptedebileceği bir şey olsaydı. yoksa şu haliyle onu gerçekten korkutmaya başlamıştı.

köle olarak yaşamaktansa ölmek yeğdir.

ne yapsanız eliniz boş kalıyordu. eşyanın adaletsizliğini giderecek bir düzen yoktu; adalette denge yoktu; tavuk çalanın yakasına yapışılır; ama büyük ve kaçamaklı suçların peşi bırakılırdı; çünkü bunlar teşhis konulup ağa takılacak olursa uygarlık denen koca yapının tümü çökerdi. milletler arasındaki canavarca anlaşmalarda işlenen suçlar, kuytu yerlerdeki iki kişi arasında tanıksız gerçekleşen suçlar, suçluların asla hesap vermedikleri suçlar. azabı dindirecek hiçbir din, hiçbir devlet yoktu.

güzel huylu olmak eskiden kızlar için bir gurur meselesiydi.

bu hayatta tek parça kalmak istiyorsan düşüncelerini durdurmalısın; yoksa suçluluk ve acıma duyguları senden her şeyini alır, seni bile.

kıyı insanları iç taraftakilerden daha akıllı olurlar.

insanlığın hak ettiği cezanın ne kadar büyük olması gerektiğini düşünemiyordu bile. insan hayvana eşit değildi, tırnağı bile olamazdı. insan hayatı rezilken, kokuşmuşken, kimseye bir zarar vermeden kibarca yaşayıp giden harikulade zanlılar vardı yeryüzünde. insanın dönüşemeyeceği şey yoktu.