28.9.16

sosyoloji

anthony giddens

"yapılacak şey, insanın işin doğasını, içeriğini, gerekliliğini ve biçimlerini reddederek, kendisini işten bağımsızlaştırmasıdır." (andre gorz)

modern demokratik bir sistem, siyasette yüksek düzeyde bir bürokratikleşmeyi gerektirir. seçimlerin düzgün bir şekilde düzenlenmesini ve yönetilmesini sağlayan, bürokratikleştirilmiş prosedürlerle yürütülen genel seçimleri düzenlemek için sağlam bir şekilde kurulmuş rasyonel-yasal bir sistem olmalıdır. dahası, siyasi kitle partileri, kendilerini adadıkları hedefler açık ve demokratik de olsa, güçlü biçimde bürokratikleşme eğilimindedirler. modern çağ, sıradan vatandaşın siyasi politikaların belirlenmesine katılım oranının katı bir şekilde sınırlı olduğu "parti beyin takımı politikaları" çağıdır.

modern toplumlarda günlük yaşamımızda yaptığımız şeylerin çoğu, doğaları bakımından oldukça işlevseldir. bu, örneğin giydiğimiz kıyafetler, izlediğimiz günlük rutinler, yaşadığımız ve çalıştığımız binaların çoğu özelliği için geçerlidir. buna karşılık, henri lefebvre'nin sözleriyle, "inkalarda, azteklerde, yunanlılarda veya romalılarda her ayrıntı (jestler, sözcükler, araçlar, aletler, kostümler vb.) bir stilin izini taşıyordu; henüz hiçbir şey sıradan hale gelmemişti. yaşamın nesri ve şiirselliği hala özdeşti. kapitalizmin yayılması 'dünyada şiirsel olmayan'ın her şeyi kapsayacak biçimde üstünlüğünü -ekonomik, araçsal ve teknik olanın önceliği- sağladı; edebiyat, sanat, nesneler, varlığın tüm şiirselliği dışlandı."

sosyoloji; odak noktası, son iki veya üç yüzyıldaki endüstriyel dönüşümlerin etkisiyle ortaya çıkan sosyal kurumların incelenmesi olan bir sosyal bilimdir.

toplumsal sistemler, kendilerini oluşturan tuğlalarla her an sürekli olarak yeniden inşa edilen binalar gibidir.

bilgi, gücün önemli bir parçası olmasına rağmen, güçle aynı şey değildir; tarih bilgimiz her zaman deneye ve tecrübeye dayalıdır ve eksiktir.

16. yüzyılda ve önceki yıllarda, egemen aile tipi lawrence stone'un "açık soy ailesi" olarak adlandırdığı aile tipiydi. çekirdek aileyi merkez almış olmasına rağmen hane birimi, başka akrabalarla olan ilişkiler de dahil daha geniş toplulukları içeriyordu. aile ilişkileri, ailenin içinde bulunduğu topluluktakiler gibi, daha sonraki dönemlerde egemen olan ilişkilerden radikal bir biçimde farklıydı. evlilik hiçbir sınıf sistemi düzeyinde duygusal bağlılık veya güvenin odak noktası değildi. stone'a göre, "doğruluğuna genel olarak inanılan şey, mutluluğun bu dünyada değil, yalnızca öbür dünyada beklenebileceği ve cinselliğin bir zevk değil, yalnızca soyu devam ettirme ihtiyacıyla mazur görülen bir gereklilik olduğuydu. bireysel tercih özgürlüğü tüm zamanlarda ve tüm açılardan diğerlerinin, ister sülale olsun, ister ebeveynler, komşular, kilise veya devlet, çıkarlarına tabi olmak zorundaydı. hayat ucuzdu, ölüm kolaylıkla ve sık sık gelirdi. insan ömrü o kadar kısaydı ki başka bir insana duygusal olarak aşırı bağlanmak akılsızcaydı."