18.9.16

me-ti

bertolt brecht

içinde yaşadığımız zaman, özgecilliği özgeci için iyi bir davranışa dönüştürmedikçe, bunu yapmak istemedikçe, bencil kişileri suçlamak hakkına sahip değildir. sıradan suçlular yalnızca bencillerin oyunlarının kurallarına karşı gelmiş olurlar. yeryüzünde en çok suçlanması gereken ise işte bu kurallardır.

bencillik kötüdür, denildiğinde, devletin o an içinde bulunduğu ortamda bencilliğin kötü yönde etkin olduğu düşünülür. ben, böyle bir ortamı kötü olarak nitelendiriyorum. eğer satıcılar kalitesi düşük mallar satabiliyor ve bunlar için yüksek fiyatlar isteyebiliyorlarsa, eğer yoksullar çok az bir karşılık için çok çalışmaya zorlanabiliyorsa, eğer kazanç sağlayabilecek buluşlar insanlardan esirgenebiliyorsa, eğer aile bireyleri birbirlerine bağımlı tutulabiliyorsa, eğer kaba güçle bir şeye erişilebiliyorsa, eğer hile bir işe yarıyorsa, eğer adil olmak sakıncalar getirebiliyorsa, o zaman bencillik var demektir. eğer bencilliğin olmaması isteniyorsa, o zaman yapılacak iş bencilliği yermek değil, bencilliğin gereksiz olacağı bir ortam yaratmaktır.

cinsiyet organını kiralamak için para alan kadının, organını başkalarına da kiraya vermesi, tersi taraflar arasında kararlaştırılmış olmadıkça ahlaka aykırıdır. ancak bu tür ülkelerde cinsiyet organını kiraya vermeyen kadın ne yiyecek bir lokma ne de bir barınak bulabilir; dolayısıyla o kadının aldatması, yalnızca ahlaka aykırı bir sözleşmeye aykırı davranmak anlamını taşır. düşünün ki, çıplaklığını satmayan kadın, bu çıplaklığını örtmek için bir şey alamaz! böyle ülkelerde hem zina hem de evlilik ahlaka aykırıdır.

halk, özel erdemler ortaya koymaktan kaçınamaz. halk iktidar sahiplerinin elinde oyuncak olduğu sürece, iktidardakileri devirmek için bu erdemleri ortaya koymak zorunda kalacaktır. özgürlük tutkusu, adalet duygusu, yüreklilik, satılmazlık, özveri, sıkıdüzen- bunların tümü bir ülkeyi içinde yaşanılması için özel erdemlere gerek duyulmayacak kadar değiştirebilmek için gereklidir. bu tür olağanüstü çabaları gerekli kılan da zaten koşulların kötülüğüdür.

yeni dünyaların ve yeni makinelerin bulunması, insanoğluna büyük bir özgürlük getirmişti. insanoğlu doğadan daha iyi yararlanmayı öğrenince birçok kısıtlamadan da kurtulmuş oldu. ama kazanılan yeni özgürlük aradan kısa bir süre geçtikten sonra insanın insanı ezme ve sömürme özgürlüğüne dönüştü. çağımızda ise başka sınıfları ezen ve sömüren sınıflar, ezdiklerinden ve sömürdüklerinden ulusu özgürlüğe kavuşturmalarını, başka deyişle ulusa öteki ulusları ezme ve sömürme özgürlüğünü sağlamalarını istiyorlar. oysa bu tüz özgürlükler arttığı oranda yeryüzünde kölelik de artacaktır.

kötülükler belli mülkiyet ilişkilerinden doğmaysa ve bu kötülükler sonrasız, kaçınılmaz diye nitelendirilirse, o zaman, bu yakınmalar sayesinde mülkiyetleri ile insanların acı çekmesine yol açan mülk sahipleri, doğa güçlerinin görünümünü alırlar ve bunu sevinçle karşılarlar. soğuktan titreyenlerin üzerine yağan kar ya da ayaklarının bastığı yer sallanan kişiler için yer sarsıntısı olurlar; etkisinin önüne geçilemez büyük, doğal ve kaçınılmaz güçlere dönüşürler.

kazanç getiren şey orman değil, ağaç kesmek üzere ormana götürülen insanlardır. kazanç getiren, pamuk değil; toplayıcılar, iplik bükenler ve dokumacılardır. orman ve pamuk, insanları sömürerek para kazanılmasını sağlayan araçlardır. bu sistem insanların giderek daha çok, yeryüzünün ise giderek daha az sömürülmesini sağlar.

erdemler kötülüklerin yenilmesi için kullanılmazsa ve kötülükler yenildikten sonra varlığını daha uzun süre korursa çoğu kez yeni kötü durumların kaynağı olur. yüreklilik, direnme gücü, gerçek sevgisi ve özveriye hazır olma gibi erdemlerde buna çok rastlanmıştır.

insanın tümcelerini okuyabilmesinin en iyi yolu, okurken aynı zamanda okunana uygun düşen devinimlerin yapılmasıdır; bunlar, saygı, öfke, karşısındakini inandırma isteği, alay, bellemek, karşısındakini şaşırtmak, uyarmak, korkmak ya da korku vermek anlamına gelebilecek devinimlerdir.