16.9.16

büyülü dağ

thomas mann

yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

bir katilin kurbanından daha uzun yaşaması saçmalıktır.

hınzırlık, karanlık ve çirkin güçlere karşı en pırıltılı silahtır. hınzırlık eleştirinin ruhudur ve eleştiri de ilerlemenin ve aydınlanmanın özünü sağlar.

insanın gerektiğinde çıkarabileceği bir şapkası olmalı.

zamanda 'gerçekten' diye bir şey hiç mi hiç yoktur. sana uzun geliyorsa uzun, kısa geliyorsa da kısadır. ama gerçekten uzun mu kısa mı olduğunu kimse bilemez.

her tür dinsel bağnazlık, çapı yüksek olmayan insanları kısıtlar.

gerçek trajedi, doğanın kişilikteki uyumu bozacak kadar zalim olup soylu ve yaşam dolu bir zihni, yaşama hiç de uygun olmayan bir bedenle birleştirmesiyle başlar.

müzik, zamanın akışına kendine özgü ve canlı ölçümleriyle canlılık, ruh ve değer katar. müzik, zamanı ve bizi uyandırır ve bu bağlamda ahlaksaldır.

bir erkek aşık olduğunda, ne estetik ne de ahlak kalır.

düzen ve sınıflandırma, egemen olmanın başlangıcıdır; en ürkünç düşmansa bilinmeyendir.

ölüm yaşamın mantıksal yadsınmasıdır.

insan savaştan yeterince nefret etmezse onun kaçınılmaz olduğuna inanmaya başlar. nefret etmeye ulus devletten başlamazsanız mantığınızda bir boşluk var demektir.

eğitmenler böyledir işte: yetişkin olduklarını iddia ederek ilginç şeylerden kendileri zevk alırken gençlere bunları yasaklarlar ve hatta ne kadar toy olduklarını kabul etmelerini beklerler.

zihin bir hükümdardır, iradesi özgürdür ve ahlak dünyasını o belirler.

apolitik olmak diye bir şey yoktur, her şey politikadır.

dil uygarlık demektir. en çelişkili söz bile bizi birleştirir. sözsüzlük yalnızlıktır. yabancılaşmanızı eylemle kıracağınızı sanırsınız.

gülmek ruhun kıvılcımıdır.

ölümümüz bizden çok sağ olanların sorunudur; çünkü bir bilgenin dediği gibi, biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur, ölüm olduğunda da biz yokuz.

edebiyatçıların yanılgısı, bizi yalnızca ruhun saygın hale getirebileceğine inanmalarıdır.

mantıksız aşk dehanın belirtisidir.

insan ruhunun ve zihninin yarattığı herhangi bir yaratı önemlidir; çünkü kendini aşarak, evrensel ruhun ve zihnin ve tüm duygu ve düşünce dünyasının onda neredeyse kusursuz bir yansısını bulduğu bir şeye dönüşür; öneminin derecesi de bununla ölçülür.

ölüm sevgisi yaşamı ve insanlığı sevmeye yol açar.

aşk ister incelikli bir yaşam sevinci isterse de en güçlü şehvet olsun, her zaman yalnızca kendisidir; organik yaşama duyduğumuz yakınlıktır, çürümeye yazgılı olanı acınası bir biçimde şehvetle kucaklamamızdır ve şefkat en hayran olunacak tutkuda olduğu gibi en azgın olanında da vardır.

yaşam, maddenin değişimine karşın biçimin korunması demektir.

dünyadaki bu ölüm şenliğinden ve yağmurlu akşam gökyüzünü kızgın alevlere boğan bu çirkin ateşten de günün birinde sevgi doğar mı dersin?