6.8.16

insan yazgısı

andre malraux

her insan çektiği acıya benzer.

insan hiçbir zaman tanıyamaz başka bir insanı; ama zaman zaman onu hiç mi hiç tanımadığı duygusundan kurtulur. bir insanı aklı yoluyla tanımaya kalkmak, zamanı hiçe saymak üzere girişilmiş boş bir denemedir.

bir erkeği en çok çekici kılan şey, güçle güçsüzlüğün birleşmesidir.

kadın için kendini vermek, erkek için de sahip olmak, varlıkların akıl erdirebileceği biricik iletim yoludur.

hiç kimse yaşamı yadsıyarak yaşayamaz.

dünyaya boş veren bir adam, gerçek bağlılığa, kendini verişe rastladı mı, hapı yuttu demektir.

en büyük acı, tek başınayken çekilen acıdır. bu acıyı dile getirmek bile insanı rahatlatır; yalnız, insanlar da en çok kendi içlerindeki acıları dile getiren sözcükleri bilirler.

bir kadını açıklamaya kalkan düşüncede şehvet kokusu vardır. bir kadını tanımaya kalkmak ya ona sahip olmak ya da ondan öç almak demektir.

bir insanın tanınması olumsuz bir duygudur; olumlu duygu, yani gerçek, insanın sevdiği varlığa sonuna dek yabancı kalmasının yarattığı bunalımdır.

insanoğlu edimlerinin, yaptığı şeylerin, yapabileceklerinin toplamıdır. başka bir şey değil. şu ya da bu kadın ya da erkeğe rastlamak yaşamımı değiştirmez; kendi yolumu izlerim.

afyon bir tek şey öğretiyor insana: bedensel acının dışında gerçek diye bir şey yoktur.

niçin çalıştığını bilmeden günde tam 12 saat çalışan insan için saygınlık, gerçek yaşam diye bir şey olamaz.

kimseye yararı olmayan acı saçmadır.

bir uygarlık, yapısındaki en acılı öge -kölenin aşağılanışı ya da çağdaş işçinin emeği- ansızın bir değer haline geldiği; insanlar bu aşağılanıştan kaçmaya değil, onun aracılığıyla kurtulmaya, işten kaçmaya değil, yaşama nedenlerini çalışmada arayıp bulmaya uğraştıkları zaman değişir. fabrikanın, yer altı mezarlarıyla dolu bir kilise olmaktan çıkıp bir katedral haline gelmesi, insanların da orada birtakım tanrılar yerine, toprakla savaşan insani gücü görüp yakalamaları gerekir.

insani saygınlık dediğimiz şeyin temelinde ıstırap vardır.

sevişmek, insanın kendisini ya da karşısındakini küçük düşürmesidir; belki her ikisini de.

insan kendini çok uzun süre aldatabilir; ama sonunda yaşam yine neysek o yapar bizi. her ihtiyar bir itiraftır ve bir sürü yaşlı adamın şaşırtıcı boşluğu, öteden beri öyle oldukları halde bunu gizlemelerindendir.

bir insan yaratmak için dokuz ay gerekir; öldürmek içinse bir gün yeter.

"kıskandığım, aradığım şey yeni yerler keşfetmek değil, kaşiflerin çektiği acılardı."