5.7.16

gölge

aslı erdoğan

olgular açık, uyumsuz, kaba. yüksek sesle konuşmaya hevesli. dev taşlar gibi yığılmış olguları, önemli şeylerle ilgilenenlere bırakıyorum. beni çeken yalnızca aralarındaki mırıldanma. belli belirsiz, saplantılı. kayalar dolusu olguyu eşeleyerek elde edebileceğim bir avuç hakikatin -ya da eskiden öyle denirdi; şimdiyse bir adı yok- peşindeyim. bir ışıltının ardından derinlere, en derinlere dalıp diplere ulaşır da geriye dönmeyi başarırsam, parmaklarımın arasından kayıp gidecek bir avuç kumun, kumların ezgisinin peşindeyim. "gerçeği söylemiş olur gölgeden söz eden." hakikat, gölgelerle konuşur.

hedefsiz bir yolculuk bu. yollar, sokaklar, duraklar, nesneler.. keskin gün ışığında çığ gibi eriyen yüz çizgileri, cilalı gülümsemeler, yalanlar.. herkes hoşnut mu kendinden, dünyadan? gaddarlığın önünde diz çökmüş bu dünyadan hoşnut mu gerçekten? yaşama bağlılık dedikleri bu olsa gerek, belki de yalnızca bir alışkanlık ya da refleks. yollar, sokaklar, insan yüzlerinin berisine götüren izler. kesinlikle hedefsiz bir yolculuk bu. çünkü hedef belirlersen, bir tek onu görür ve aslında her şeyi kaçırırsın: bin yaşındaki kökleri, altın parıltılı taşları, ağlayan kayaları, damarları, dehlizleri, karanlık ve anlaşılmaz çağrıları. oysa belki de gerçek öykün tökezlediğin taşta yazılı. eğilip bakmalısın ona, bir aynaya bakar gibi. ancak böyle başlarsın kendi yolculuğuna, dünyanın büyük yollarında. çorak ve ıssız, yabancı topraklarda, hep başkalarına ait topraklarda. yaydan çıkmış bir ok gibi dalınmıyor gerçeğe, kollara ayrışmayı, parçalanmayı, dağılmayı, her çatlaktan sızmayı göze almak gerek. vurulmayı göze almadan kimse firar edemez. ama kim bir mahkumdan daha iyi tanıyabilir ki zamanı?

ne yazık ki, klişelere karşı çıkışlar bile kendine ayrılan raflara yerleştirilmiş, klişeleşmiş. neye, ne şekilde, ne kadar muhalif olacağınız, neye el sürüp neye diş geçirebileceğiniz.. o altın diliniz, ne denli altın, ne denli sivri olursa olsun, hangi tanrılara tapıp hangi şeytanları lanetleyeceğini iyi biliyorsa, -isterse bir tek kendi 'cemaatimizinkiler' olsun- uslu çocukluktan kurtulamazsınız.