6.6.16

ikinci yeni şiir

mehmet h. doğan



giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız
(edip cansever)

az şey değil seninle olmak düşünüyorum da
içimde bir sevinç dallanıyor kaç kişi
bir geyik kendini çiziyor karanlığa sonra kayboluyor
karanlık maranlık ama iyi seçiliyor
yorgan toplanmış bacakların seçiliyor
bir uçtan bir uca bacaklarının aslan heykelleri
onları ne denli sevdiğimin aslan heykelleri
ayık gecemizi dolduruyorlar bir uçtan bir uca
(cemal süreya)

çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla
yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer
sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter
ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur
adımızı sorarız birine, o bize adını söyler
(edip cansever)

şimdi şu rakıdan ne diye vergi alırlar sanki
(ece ayhan)

gemim fırtınalı denizde boğulmayı deniyor çiçek açarak
yüreksizler, kıyı adamları, çekip gidemeyenler
kendi göğünün efendisi olana bir konyak
(ahmet oktay)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
(cemal süreya)

belki de bilmediğimiz şeydir kırgınlık
şarkılara, içkilere, sigaralara küstüren
dolmuşları, sodaları sevdirmeyen
her şey ve ölüm de olur kırgınlıkta
vardır kırgınsanız her şey
örneğin, kukla tiyatrosu bir yerde
bilmedik bir el gibi insanı şaşırtan
çünkü kukla da doğar ve ölür
kokulu ve kuytu bir çiçeklikte
(ahmet oktay)

gün bitti. saat kaç. bitecek mi bir gün savaşımız
hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
dönüp dönüp arkamıza baktığımız
bir dünya kalıntısı üstünde
hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
(edip cansever)

ne olur bir şey söylesen
ama söz bir kırlangıçtır
yuvasını hiç anımsamayan
bak diyordum ki
ah, birazcık anlasan
ama anlamak değil
garsonlar geçer masalardan
(ahmet oktay)

bakmak, uzaklara dokunmaktır
sen benim en alımlı gözlerimsin
(hilmi yavuz)

yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
doğrusu en çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte
içimizde kahverengi bir dağ ölüsü yatar
bir yarasa ayaklanır. aç gözlü bir kuş
varır kocaman bir şey olmanın bilincine
birden bir ses biçiminde, radyomuzun içinde
duyurur iki caz parçası arasından biri
ya gülünç bir yas töreni
ya toptan bir öldürme
(edip cansever)

ben bu ellerimi hiç görmemiştim
çünkü onlar benim ağaçlarımdı
şimdi ışığı söndürsem ve
kalkıp tutsam ağaçlarımı
ellerim midir, yoksa ellerimin
adları mı? çünkü şimdi ben de
bir ara renk, bir bildiriyim
ilkyaz, ilkyazın gerçeğinden
başka nedir? olağan biçimlerin
yerce yenilenmelerinden
olağanüstü yabancılıkları
(melih cevdet anday)

gülü çiğdemi filan bırak
sardunyayı karidesi filan bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır
(turgut uyar)

anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık!
(ece ayhan)