12.6.16

aslanlı yol

sevan nişanyan

kendinde güç vehmeden bir budala kadar tehlikelisi yoktur.

ahiret hesabı gözeterek yapılan her şey mutlak bir ahlak yoksunluğunun işaretidir. "menfaatim yoksa kılımı kıpırdatmam" diyen pespaye çıkarcılığın başka türlü söylenişidir.

gürültü ve gösteriş, çoğu zaman, yalanın örtüsüdür.

komplo teorileri her zaman yanlıştır. gerçek dünyada olaylara, dahiyane tasarımlar değil, insanların aptallığı, beceriksizliği, hesapsız hırsları, korkuları, kıskançlıkları yön verir. bir hocam mao bağlamında söylemişti: "tarihte cehaletin önemini asla küçümseme." sanırım tarihe ilişkin söylenebilecek en derin sözlerden biridir.

zafer bazen aldatıcıdır, neyi getirip neyi götüreceği belli olmaz.

eninde sonunda çoğunluğun normu galip gelir. onun için, azınlıkta olanların normlardan değil, özgürlüklerden yana olması gerekir.

iyi bir editör yazardan akıllı olduğunu asla hissettirmez, usturasını acıtmadan kullanır.

terk edip gitmenin özgürlüğüyle sarhoş olan birini kavgada yenemezsin. seni sıfırlar geçer. sırf zevki için kavgayı tırmandırır, tahmin bile edemeyeceğin seviyelere taşır. kırılırsın.

güzelliğin fazlasından nara atmak istediğin anlar vardır.

yalnız kurt olup yollarda izini kaybettirmek midir özgürlük? yoksa, kimsenin seni göremeyeceği bir yerde inzivaya çekilmek mi? ya da içinde yaşadığın köyü yahut dünyayı kendi iradene göre şekillendirmeye çalışmak mı özgür yaşamanın yolu?

her başarı bir tuzaktır.

zulüm yükünü ancak inkar ve yalanla hafifletebilirsin. vicdanındaki yarayı ancak riya ile örtebilirsin. riya ise bir toplumun ruhunu çürüten en korkunç zehirdir.

insan ruhu karanlık bir deniz; fazla açılmaya gelmez.

bir kıza rastladım. kızılderiliydi. thunder bay'den gelmiş, çalışacak iş arıyormuş. motelde kalıyormuş; ama oda pahalıymış. bende de para kıt. paylaşalım dedim. anlaştık. "ben kanepede yatayım." diye yarım ağızla teklif etti; ama yatak varken ne gereği var? bir hafta kadar orada kaldım. ay annem, ay memem, ay duygularım diye eziyet çekmeden doya doya ilk seviştiğim kişi odur.

vandalizm bir ruh hastalığıdır.

"adam olmak için beş şey yapmış olman gerekir: bir, askere gideceksin. iki, sevip ayrılacaksın. üç, birinin yanında çalışacaksın. dört, iş kurup batıracaksın. beş, hapis yatacaksın." (via tavit köletavitoğlu)

bir kişi olmak bana sıkıcı geliyor. esas hapishane bence o.

kişilik denilen şeyin başkalarının gözünde var olan bir maske olduğu; ardında ise koca bir boşluk -daha doğrusu, bir dizi kaçış- bulunduğu fikrini sevdim.

"din adamları arasında tanrıya inancını yitirmemiş olan azdır."

hem makam sorumluluğu taşıyan hem entelektüel kimliğini koruyabilen kaç kişi var bu ülkede? okumuş olanlar çoğu zaman karar vermenin yükünü bilmezler; yönetimde olanlar ise kalplerini ve beyinlerini çoktan hurdaya vermişlerdir.

"ahlakın temeli özgürlüktür."

eğer varsa gerçek özgürlük budur: seni esir alan nefsini, köle kılan çıkarını ve sosyal mecburiyetleri hepten bir kenara itip bir şeyi sadece "güzel" olduğu için yapabiliyor musun? "topluma faydalı bir şey yapsaydın" demeyin bana, "topluma faydalı" denilen şeylerin üstünde kaçınılmaz olarak çıkar hesabının gölgesi vardır.

"güzellik, her türlü çıkar hesabının üstünde olan şeydir."

sadece bir kişi bile haksız yere zulme uğramışsa türklerin özür dilemesi gerekmez mi?

bundan iki bin sene sonra türkiye cumhuriyeti'nin şu ilk evresinden geriye pek bir iz kalacağını tahmin etmiyorum. etrafımızda gördüğümüz her şey köksüz, her şey temelsiz, her şey çürük. yalnız binalar değil, kurumlar ve fikirler de öyle. ufak bir depremde moloz yığınına dönüşecek şeyler hepsi.