15.6.16

aomame ve tengo

haruki murakami

ikisi o gece akasaka'daki gökdelen otelinde bir oda tuttular. odadaki ışıkları söndürdükten sonra giysilerini çıkarıp yatağa girdiler ve birbirlerine sarıldılar. konuşmaları gereken birçok şey vardı; ama bunu gün ağardıktan sonraya bırakabilirlerdi. öncesinde yapmaları gereken başka bir şey vardı çünkü. ikisi hiç konuşmadan karanlıkta usul usul birbirlerinin vücudunu tanıdılar. parmaklarını ve avuçlarını kullanarak. neyin nerede olduğunu, ne gibi bir şekli olduğunu tek tek yokladılar. gizli bir odada hazine arayan küçük çocuklar gibi kalpleri delice çarparak. sonra bir şeyin varlığından emin olmuş gibi oraya dudaklarını yapıştırıp onay mührü bastılar. zamana yayarak yaptılar bunu.

sonra aomame tengo'nun sertleşen penisini uzun bir süre avucunda sımsıkı tuttu. bir zamanlar ders çıkışında sınıfta tengo'nun elini sımsıkı tuttuğu gibi. tengo'nun penisi aomame'nin bildiği her şeyden daha sertmiş gibi bir his yaratıyordu. inanılmaz sertti. sonra aomame bacaklarını açıp vücudunu yaklaştırarak onu yavaşça içine aldı. hemen, ta derinine kadar.

aomame karanlıkta gözlerini kapatmış, derin derin nefes alıyor, sonra nefesini usulca salıyordu. tengo, o ılık nefesi göğsünde hissediyordu. "hep böyle senin kollarında olmayı hayal ettim" dedi aomame, hareket etmeyi keserek ve ağzını tengo'nun kulağına yanaştırarak.

"benimle sevişmeyi mi?"

"öyle."

"on yaşından beri sürekli bunu mu hayal ettin?" diye sordu tengo.

aomame güldü. "nereden çıkarıyorsun? biraz daha büyüdükten sonra elbette."

"ben de aynı şeyi hayal ettim."

"benim içime girmeyi mi?"

"öyle" dedi tengo.

"nasıl peki? hayalindeki gibi mi?"

"henüz gerçek gibi gelmiyor." dedi tengo, dürüstçe. "hala hayaller devam ediyormuş gibi bir his var içimde."

"fakat bu gerçek."

"gerçek olamayacak kadar muhteşem."

aomame karanlıkta gülümsedi. sonra dudaklarını tengo'nun dudaklarına yapıştırdı. bir süre dilleri birbirine dolandı.

"baksana. göğüslerim fazla küçük değil, değil mi?" dedi aomame.

"tam kararında" dedi tengo, aomame'nin göğsüne elini koyarak.

"gerçekten öyle mi düşünüyorsun?"

"elbette" dedi tengo. "bundan daha büyük olsaydı sen olmazdın."

"teşekkür ederim" dedi aomame. sonra ekledi: "fakat tek sorun o değil. sağ memem ile sol mememin büyüklükleri de biraz farklı."

"şu anki haliyle gayet iyi" dedi tengo. "sağ sağ, sol ise sol. hiçbir şeyin değişmesine gerek yok."

aomame tengo'nun göğsüne kulağını yapıştırdı. "dinle. uzun süredir tek başımaydım. üstelik birçok şey beni derinden yaraladı. keşke seninle çok daha önce buluşsaydım. bunu yapsaydım böylesine dolambaçlı bir yola gerek kalmazdı."

tengo başını iki yana salladı. "hayır, ben öyle düşünmüyorum. böylesi daha iyi oldu. şimdi tam zamanıydı. ikimiz için de."

aomame ağladı. uzun süredir bastırdığı gözyaşları akmaya başladı. aomame bu yaşları durduramadı. iri gözyaşları yağmur damlaları gibi pıtır pıtır sesler çıkartarak çarşafa düşüyordu. tengo'yu içine almış halde, aomame vücudunu hafif hafif titreterek ağlamayı sürdürdü. tengo, kollarını aomame'nin sırtına dolayıp onu sımsıkı tuttu. bundan sonra hep böyle tutacağından emindi. tengo buna her şeyden çok seviniyordu.

tengo sessizliği bozdu: "ne kadar yalnız olduğumuzu anlamak için böyle bir zamana ihtiyacımız vardı."

"hareket et" dedi aomame tengo'nun kulağının dibinde. "usul usul."

tengo, onun dediğini yaptı. yavaşça vücudunu oynattı. sakince nefes alıp kendi kalp atışlarına kulak vererek. aomame, o sırada, sanki boğuluyormuş gibi tengo'nun iri cüssesine yapışmıştı. ağlamayı ve düşünmeyi bırakıp hem geçmişten hem de gelecekten koparak tengo'nun vücut hareketlerine yüreğini uydurdu.