10.5.16

uygarlık, din ve toplum

sigmund freud

başka hiçbir zaman sevdiğimiz zamanki kadar acıya karşı savunmasız olmayız; başka hiçbir zaman sevdiğimiz nesneyi veya sevgisini kaybettiğimiz kadar çaresizce mutlu olmayız.

doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.

temelde her din aynı şekilde kucakladığı herkes için bir sevgi dinidir; söz konusu dinden olmayanlara yönelik acımasızlık ve hoşgörüsüzlük ise her dinde doğal bir sonuçtur.

insanların genellikle yanlış değerlendirme ölçütleri kullandıkları -güç, başarı ve zenginlik peşinde koştukları, bunlara sahip olan başkalarına hayranlık duydukları ve yaşamda gerçekten değerli olan şeyleri önemsemedikleri- izleniminden kaçamayız.

goethe: birbirini kovalayan güzel günlerden katlanılması daha zor hiçbir şey yoktur.

çocukluktaki güçlü kötü dürtülerin birçok durumda erişkindeki iyiye yönelik şaşmaz bir eğilimi yaratan bir şey olduğunu görmek şaşırtıcıdır. çocukluklarında en bencil olanlar, toplumun en yardımsever ve özverili üyeleri olabilirler; duygusalların, insanlık dostlarının ve hayvan koruyucularının çoğu çocukluğunda küçük birer sadist olmuş ve hayvanlara işkence etmiştir.

zekamız, sadece güçlü duygusal dürtülerin etkisinden uzaklaştığı zaman güvenilir olarak işler; aksi takdirde sadece iradenin bir aracı olarak çalışır ve iradenin istediği sonuçları çıkarır.

"tanrı her yerdedir. tanrı her şeydedir. her yeri ve her şeyi yaratan tanrıdır. peki tanrı her yeri ve her şeyi yaratmadan önce nerede bulunuyordu?"

uygarlığın gelişimini destekleyen her şey aynı zamanda savaşa karşı da etkinlik gösterir.

vicdanımız, ahlak düşünürlerinin iddia ettiği gibi katı bir yargıç değildir; kökeninde toplumsal bir kaygıdan başka bir şey değildir. toplumun karşı çıkmaması halinde, kötülük tutkuları da bastırılmaktan kurtulur ve insanlar, uygarlık düzeylerine ters düşen ve insana imkansız gibi görünen büyük bir acımasızlık, dolandırıcılık, ihanet ve barbarlığa yönelirler.

beklemeyi bilen kişinin ödün vermeye ihtiyacı yoktur.

psikanalitik bulgular, iki insan arasında bir süre devam eden hemen her yakın duygusal ilişkinin -evlilik, dostluk, eşler ve çocuklar arasındaki ilişkiler- ancak bastırmayla gözden kaçan bir nefret ve düşmanlık duyguları tortusu içerdiğini gösterir.

insan önce kelimelerle boyun eğerek başlar, daha sonra adım adım nesnel anlamda boyun eğer.

cinayetten ve ensestten kaçınan ama ceza görmedikleri sürece hasisliklerinin, saldırganca dürtülerinin ve cinsel şehvetlerinin doyumundan da geri kalmayan ve yalan söyleyerek, dolandırarak, iftira atarak başkalarını yaralamakta tereddüt etmeyen sayısız uygar insan vardır.

goethe: bilimi ve sanatı olanların dini de vardır; ama bu ikisine de sahip olmayanların bırakın bari bir dinleri olsun.

böyle bir zamanda kim kendi davasının yargıcı olmayı göze alabilir ki?