6.5.16

iç dünyamdan notlar

paul auster

kapitalist dünya insanların değil, nesnelerin dünyasıdır.

o kadar çok kitap okuma; yaşlı bir bilgin olursun, anlaşılmaz bir dil konuşursun. müzik yap, güneşe şarkılar söyle, ölüleri öv, yaşayanlar için ölüm ilahileri yaz; ama mutlaka şarkı söyle. sesin soluduğun havayı başka bir şeye dönüştürsün. bir şey yap, bir şiir, bir müzik parçası.. insanlığın kurtuluşu, severek yapmakta yatıyor.

herakleitos: yukarıya çıkan da aşağıya inen de tek ve aynı yoldur.

hiçbir şeyi olmayanlar için dünya bir hapishanedir, yığının en altındaki yoksullrın köpekten farkı yoktur; insan ister pranga mahkumu olarak çalışsın, ister bir şirkete para kazandırmak için çalışsın, kendi varlığı, benliği üzerinde söz hakkı yoktur.

soyutlamalara inanmıyorum. soyutlamalar zihnin katilleridir, zihni sakatlarlar.

sen olmayınca her şey gerçek dışı görünüyor; sen dönünceye kadar içinde yuvarlanacağım bir boşluk gibi. umutsuzluk sözcüğü bunu anlatmaya yetmez. bu düpedüz yaşamamak duygusu.

aşk olmazsa hayat berbat bir şakadan ibarettir.

aramızdaki uzaklığı geçici bir sancıdan daha önemli bir şeymiş gibi görmeyelim. biz, bazen kendimizi aşan inandırıcı hayalleri olan çocuklarız. kötü rüyalardan uyandık, bitmez tükenmez gecenin -uykumuzda çabucak geçiveren gecenin- içinde yataklarımızda doğrulup oturduk ve bekledik. karanlık dağılıp güne dönüşsün diye.

hayatta altı yaşında olmaktan daha iyi bir şey yoktur; altı yaş insanın yaşayabileceği en iyi yaştır.

eğer herhangi bir şey -bilerek ya da bilmeyerek- gözden kaçıyorsa, o zaman insan bir yalanı yaşıyor demektir.

insan ancak yalnızken düşünebilir.

toplumsal devrim, metafizik bir devrimle birlikte gerçekleşmelidir. insanların fiziksel varlıklarının yanı sıra düşünceleri de özgürlüğe kavuşmalıdır; yoksa kazanılan her özgürlük sahte ve gelip geçici olur. özgürlüğü kazanmanın ve sürdürebilmenin silahları oluşturulmalıdır. bu da bilinmeyene cesur bir gözle bakmak, yaşamı değiştirip dönüştürmek demektir. sanat sonsuzluğun kapılarını var gücüyle yumruklamalıdır.

kötülüğün karşısında tanrı da en aciz insan kadar acizdir.

hukukun adaletten daha önemli olduğu bir sistemde, aldatıldığını düşünmek sadece saflık olur.

insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır.

artık ne diyeceğimi bilmiyorum. yağmur, denize sıçrayan kumlar gibi sürekli yaşıyor. şehir çirkin. hava soğuk -sonbahar geldi. iki kişi asla birlikte olamayacaklar- ten görünmüyor, dokunulamayacak kadar uzakta. herkes hiçbir şey söylemeden konuşuyor, sözcüksüz, anlamsız. bacaklar kafayı bulmuş gibi sendeliyor. melekler dans ediyor ve her taraf bok içinde.

hiçbir şey yapmıyorum. yazmıyorum, düşünmüyorum. her şey ağırlaştı, zorlaştı, sinir bozucu oldu. ne başlangıcın başı var ne de sonucun sonu. her yok oluşunda kendi yıkıntıları içinden yeniden ortaya çıkıyor. artık sorgulamıyorum. bitirir bitirmez dönüp yeniden başlıyorum. kendi kendime diyorum ki, biraz daha gayret et, şimdi bırakma, biraz daha gayret et ve her şey değişecek; ve neden yaptığımı bilmeden devam ediyorum, her defasında bu son olacak diye düşünerek devam ediyorum. ne için? artık benim olmayan bu eskimiş sözcükler, sürekli ağzımdan dökülen bu kelimeler..