9.5.16

dört yıldızlı şair

ülkü tamer

belki otuz yıl oldu. trendeyim. yolculuktan sıkılmışım. "bari restorana gidip bir çay içeyim." dedim. ingilizce bir şiir antolojisi vardı yanımda. onu alıp "yemekli vagon"a geçtim. masalar boş. çayımı söyleyip kitabımı okumaya koyuldum.

biraz sonra orta yaşlarda bir adam geldi yanıma. masaya oturmak için izin istedi. bir çay da o söyledi.

ben kitabımı okuyorum, adam çaktırmadan beni izliyor. bir süre sonra dayanamadı, "beyefendi" dedi, "bir şiir kitabı okuyorsunuz galiba.."

"evet" dedim.

"siz de şiir yazar mısınız?" diye sordu.

kazara "yazarım" desem yandık!

"hayır" dedim. "ben sadece okurum."

bir türk gencinin, hele kitap okuyan bir türk gencinin şiir yazmamasına pek akıl erdiremedi. daha önce hiç işitmediğim, bugün de hatırlamadığım bir ad söyledi. "ahmet filanca'yı nasıl bulursunuz?" diye sordu.

"bilmem" dedim. "hiç şiirini okumadım."

"peki, mehmet falanca'yı?"

"onu da bilmiyorum." dedim.

sınama sürüyordu:

"ali bilmemkim'e ne dersiniz?"

benim için telefon rehberinden rasgele seçilmiş adlar gibiydi bunlar. acaba gerçekten türk şiirinin bu kadar dışında mı kalmıştım?

onu da bilmediğimi söyleyince dayanamadı adam. "nasıl olur beyefendi!" dedi. "geçen hafta dört yıldız aldı!"

durumu nice sonra kavrayacaktım. bir gazetenin pazar ekinde okurların şiirlerine yarım sayfa ayrılıyor, gönderilen şiirler, üç yıldız, dört yıldız gibi değerlendirmelerle yayımlanıyordu.

masa komşum, bunun üzerine beni sınamayı kesti. bir daha da ağzını açmadı. öyle ya, dört yıldızlı bir şairi bile bilmeyen biriyle ne konuşabilirdi ki!